İman edenlerle karşılaştıkları zaman: "İnandık." derler. Şeytanları ile baş başa kaldıkları zaman, "Biz, sizinle beraberiz; onlarla sadece alay ediyoruz." derler.
Bakara 2:14وَاِذَا لَقُوا الَّذٖينَ اٰمَنُوا قَالُٓوا اٰمَنَّاۚ وَاِذَا خَلَوْا اِلٰى شَيَاطٖينِهِمْۙ قَالُٓوا اِنَّا مَعَكُمْۙ اِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِؤُ۫نَ • Ve iza lekullezine amenu kalu amenna, ve iza halev ila şeyatinihim, kalu inna meakum, innema nahnu mustehziun. • Meal: İman edenlerle karşılaştıkları zaman: "İnandık." derler.[1] Şeytanları[2] ile baş başa kaldıkları zaman, "Biz, sizinle beraberiz; onlarla sadece alay ediyoruz." derler. • Dipnot 1: Akıl babaları, yandaşları, yol arkadaşları, önderleri, saptırıcıları. • Dipnot 2: İman etmedikleri halde iman etmiş gibi görünenler. • Kelime kelime: وَإِذَا ve iza zaman · لَقُوا۟ leku rastladıkları · ٱلَّذِينَ ellezine kimselere · ءَامَنُوا۟ amenu inanan · قَالُوٓا۟ kalu derler · ءَامَنَّا amenna inandık · وَإِذَا veiza ve zaman · خَلَوْا۟ halev yalnız kaldıkları · إِلَىٰ ila ile · شَيَـٰطِينِهِمْ şeyatinihim şeytanları · قَالُوٓا۟ kalu derler · إِنَّا inna şüphesiz biz · مَعَكُمْ meakum sizinle beraberiz · إِنَّمَا innema elbette sadece · نَحْنُ nehnu biz · مُسْتَهْزِءُونَ mustehziune (onlarla) alay ediyoruz • لقي (lqy) kökü: Karşılaşmak, bir şeyle karşılaşmak, rastlamak, bulmak, bir şeyin farkına varmak, görmek, tesadüfen rastlamak, tecrübe etmek, uğramak, maruz kalmak, katlanmak, yaslanmak, almak, yüzleşmek, bir şeyin yönüne doğru gitmek… • امن (Amn) kökü: güvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir… • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • خلو (xlw) kökü: Boş/müştak/metruk/muhtaç/meşgul olmayan, kabahat veya bir şey veya meseleden azade, suçlama veya kuşkudan uzak, yalnız veya refakatsiz, biri ile müştak/meşgul olmayan bir yerde karşılaşmak, geçmek, serbest bırakmak veya… • شطن ($Tn) kökü: Uzaklaşmak/uzak/ırak olmak, içine sıkıca girmek/yerleşmek, nüfuz edip gizlenmek, amacından/yönünden saparak karşı koymak, şeytan, aşırı kibirli/bozulmuş kişi, inançsız/isyankâr/küstah/inatçı/ters/sapkın, ip, derin… • هزا (hzA) kökü: aşağılamak, küçük düşürmek, alay etmek/hakaretler yağdırmak/alaya almak/gülmek. (e.g. huzuwan, 2:67) • Bakara suresi 286 ayettir; bu 14. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).