Hani: "Şu şehre girin, orada dilediğinizden bol bol yiyin. O kapıdan secde ederek girin. Ve "Bizi bağışla." deyin ki Biz de yanlışlarınızı bağışlayalım. İyilik yapanlara daha fazlasını vereceğiz." demiştik.
Bakara 2:58وَاِذْ قُلْنَا ادْخُلُوا هٰذِهِ الْقَرْيَةَ فَكُلُوا مِنْهَا حَيْثُ شِئْتُمْ رَغَداً وَادْخُلُوا الْبَابَ سُجَّداً وَقُولُوا حِطَّةٌ نَغْفِرْ لَكُمْ خَطَايَاكُمْۜ وَسَنَز۪يدُ الْمُحْسِن۪ينَ • Ve iz kulnadhulu hazihil karyete fe kulu minha haysu şi'tum ragaden vedhulul babe succeden ve kulu hıttatun nagfir lekum hatayakum ve senezidul muhsinin. • Meal: Hani: "Şu şehre girin, orada dilediğinizden bol bol yiyin. O kapıdan secde[1] ederek girin. Ve "Bizi bağışla." deyin ki Biz de yanlışlarınızı bağışlayalım. İyilik yapanlara daha fazlasını vereceğiz." demiştik. • Dipnot 1: Onların yasa ve kurallarını kabullenerek. Secde; itaat etmek, emrine amade olmak ve üstünlüğünü kabul etmek demektir. • Kelime kelime: وَإِذْ ve iz hani · قُلْنَا kulna demiştik ki · ٱدْخُلُوا۟ dhulu girin · هَـٰذِهِ hazihi şu · ٱلْقَرْيَةَ l-karyete kente · فَكُلُوا۟ fekulu yeyin · مِنْهَا minha oradan · حَيْثُ haysu yerde · شِئْتُمْ şi'tum dilediğiniz · رَغَدًۭا ragaden bol bol · وَٱدْخُلُوا۟ vedhulu girin · ٱلْبَابَ l-babe kapıdan · سُجَّدًۭا succeden secde ederek · وَقُولُوا۟ ve kulu ve deyin · حِطَّةٌۭ hittatun hitta (ya Rabbi bizi affet) · نَّغْفِرْ negfir biz de bağışlayalım · لَكُمْ lekum sizin · خَطَـٰيَـٰكُمْ ۚ hatayakum hatalarınızı · وَسَنَزِيدُ ve senezidu ve daha fazlasını vereceğiz · ٱلْمُحْسِنِينَ l-muhsinine güzel davrananlara • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • دخل (dxl) kökü: girmek, içeri girmek, geçmek, nüfuz etmek, ihlal etmek, arasından geçmek, istila etmek, üzerine gelmek, ziyaret etmek, zorla girmek, müdahale etmek, sokmak, tanıtmak, katılmak/başlamak/dahil etmek/yer almak… • قري (qry) kökü: Bir misafiri ağırlamak, bir misafirin ağırlandığı şey. Toplamak, içine/içeri koşmak. Keşfetmek; araştırmak; çok ve özenli bir aramayla şehri/kasabayı incelemek. • اكل (Akl) kökü: yiyecekleri çiğnedikten sonra yutma, geçim kaynağı, yiyip bitirme/tüketme, besleme/tedarik etme, yemek/kemirmek, yenecek şeyler, yiyecekler • حيث (Hyv) kökü: Her yerde, nerede • شيا ($yA) kökü: irade etmek / dilemek, planlamak, var etmek, meydana getirmek - şey/eşya, herhangi bir mesele, bir şey, istenen veya dilenen, zerre, herhangi bir kapsam. Doğrudan nesnel bir durum söz konusu olduğunda \"azıcık\"… • رغد (rgd) kökü: Bol nimetlere sahip olmak, özgürce ve bolca yemek yemek, rahat ve bolluk içinde yaşamak, yaşamın geniş ve keyifli olması. • بوب (bwb) kökü: kapı, giriş yeri, tarz/şekil • سجد (sjd) kökü: Secde etmek, boyun eğmek, itaat etmek, saygıyla eğilmek • حطط (HTT) kökü: Bir yükü indirmek, bırakmak, alçaltmak. Bir şeyi yüksek bir yerden alçak bir yere koymak, konmak veya bir yere konup yerleşmek, bir şeyi aşağı atmak, parayı peşin ödemek, bir şeyin yukarıdan aşağıya/aşağı doğru/bir… • غفر (gfr) kökü: korumak, örtmek, gizlemek, siper etmek, miğfer, affetmek, bağışlamak, koruma/af dilemek • خطا (xTA) kökü: Yanlış yapmak, hata yapmak, ceza gerektiren bir günah/suç/itaatsizlik yapmak, kasıtlı veya kasıtsız bir hata/kusur işlemek, yanlış bir yol izlemek (kasıtlı veya değil), bir şeyin kaçırılmasına veya atlanmasına neden… • زيد (zyd) kökü: arttırılmış, aşmış, gereksiz/fazladan kalmış, kalıntı, ilave, abartılmış, ek, fazla • حسن (Hsn) kökü: Yakışıklı olmak, iyi olmak, iyi/güzel/hoş/memnun edici görünmek, mükemmel olmak, bir şeyi iyi veya güzel yapmak/kılmak, bir şeyi güzelleştirmek/süslemek/bezemek, iyilikte çabalamak veya rekabet etmek, iyi yapmak veya… • Bakara suresi 286 ayettir; bu 58. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).