Onlara, Allah katından yanlarındakini tasdik edici bir Kitap gelince; daha önce Allah'tan Kafirlere karşı üstünlük kazanmak için böyle bir şey istedikleri halde, onlara bildikleri şey gelince bu kez onu inkar ettiler. Allah'ın laneti, Kafirlerin üzerinedir.
Bakara 2:89وَلَمَّا جَٓاءَهُمْ كِتَابٌ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ مُصَدِّقٌ لِمَا مَعَهُمْۙ وَكَانُوا مِنْ قَبْلُ يَسْتَفْتِحُونَ عَلَى الَّذ۪ينَ كَفَرُواۚ فَلَمَّا جَٓاءَهُمْ مَا عَرَفُوا كَفَرُوا بِه۪ۘ فَلَعْنَةُ اللّٰهِ عَلَى الْكَافِر۪ينَ • Ve lemma caehum kitabun min indillahi musaddikun lima meahum, ve kanu min kablu yesteftihune alellezine keferu, fe lemma caehum ma arafu keferu bihi, fe la'netullahi alel kafirin. • Meal: Onlara, Allah katından yanlarındakini[1] tasdik edici bir Kitap[2] gelince; daha önce Allah'tan Kafirlere karşı üstünlük kazanmak için böyle bir şey istedikleri halde, onlara bildikleri şey[3] gelince bu kez onu inkar ettiler. Allah'ın laneti, Kafirlerin üzerinedir. • Dipnot 1: Kitap. • Dipnot 2: Kur'an. • Dipnot 3: Tevrat. • Kelime kelime: وَلَمَّا velemma Ne zaman ki · جَآءَهُمْ ca'ehum onlara geldi · كِتَـٰبٌۭ kitabun bir Kitap (Kur'an) · مِّنْ min · عِندِ indi katından · ٱللَّهِ llahi Allah · مُصَدِّقٌۭ musaddikun doğrulayıcı · لِّمَا lima şeyi · مَعَهُمْ meahum yanlarında bulunan (Tevrat)ı · وَكَانُوا۟ vekanu ve idiler · مِن min · قَبْلُ kablu daha önce · يَسْتَفْتِحُونَ yesteftihune yardım istedikleri · عَلَى ala karşı · ٱلَّذِينَ ellezine kimselere · كَفَرُوا۟ keferu inkar eden · فَلَمَّا felemma ne zaman · جَآءَهُم ca'ehum kendilerine gelince · مَّا ma şey · عَرَفُوا۟ arafu o bildikleri (Kur'an) · كَفَرُوا۟ keferu inkar ettiler · بِهِۦ ۚ bihi onu · فَلَعْنَةُ felea'netu artık la'neti · ٱللَّهِ llahi Allah'ın · عَلَى ala üzerine olsun! · ٱلْكَـٰفِرِينَ l-kafirine inkarcıların • جيا (jyA) kökü: gelmek/yapmak, işlemek, (bi edatıyla) getirmek, üretmek, (2:275) almak • كتب (ktb) kökü: yazmak, dikte ettirmek, emretmek/tayin etmek/buyurmak, hüküm vermek/karar çıkarmak, bir araya getirmek, toplamak, birleştirmek/bağlamak, dikmek, yazılı (kanun gibi), yazı biçimi/şekli, kitap, kitapçı, yazılan şey… • عند (End) kökü: Edat: burada, ile, tarafından, noktasında, hakkında, -den/-dan, huzurunda. Kelime yakınlık fikrini ifade eder, ister sahiplik anlamında fiili olsun ister düşünsel olsun, ayrıca rütbe veya haysiyet veya görüş, zaman ve… • صدق (Sdq) kökü: doğru olmak, gerçek, samimi olmak, gerçeği söylemek, başkasının söylediği şeyin doğruluğunu teyit etmek veya onaylamak, doğrulamak, sözünde durmak, bir sözü sadakatle yerine getirmek, yerine getirmek, doğru sözlü… • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • قبل (qbl) kökü: kabul etmek/almak/karşılamak/razı olmak, birisiyle karşılaşmak/buluşmak, karşı koymak/karşılaştırmak/dengelemek/tazmin etmek, ön taraf (12:26), onaylamak, lütfetmek • فتح (ftH) kökü: Açmak, açıklamak, vermek, ifşa etmek, dışarı bırakmak, zafer vermek, fethetmek, yargılamak, karar vermek, yardım/hüküm/karar istemek, yardım/zafer aramak. Mafatih (miftah'ın çoğulu) - anahtarlar/hazineler. • كفر (kfr) kökü: Gizlemek, örtmek, reddetmek, inanmamak, müteşekkir olmamak, şükran duymamak, nankörlük etmek, tanımamak, inkar, imansız, siyah at, karanlık gece, ekici / çiftçi. Türkçe’ye girmiş türevler : kâfir, küfür, kefere, küffar… • عرف (Erf) kökü: O bunu bildi, bunun idrakine vardı, ayırt etmek, bir şeyle tanışmak, düşünme ve etkiyi göz önünde bulundurarak bir şeyi algılamak, karşılığını vermek, bir kısmını kabul etmek, yönetici/düzenleyici/gözetmen… • لعن (lEn) kökü: Kovmak, lanetlemek, merhamet ve nimetlerden mahrum bırakmak, mahkum etmek, beddua etmek. • Bakara suresi 286 ayettir; bu 89. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).