Böylece onlara böğürmesi olan bir boğa cesedi çıkardı. Ve onlara: "Bu sizin de ilahınız Musa'nın da. Ancak Musa onu unuttu." dediler.
Taha 20:88فَاَخْرَجَ لَهُمْ عِجْلاً جَسَداً لَهُ خُوَارٌ فَقَالُوا هٰذَٓا اِلٰهُكُمْ وَاِلٰهُ مُوسٰى فَنَسِيَۜ • Fe ahrece lehum ıclen ceseden lehu huvarun fe kalu haza ilahukum ve ilahu musa fe nesiy. • Meal: Böylece onlara böğürmesi olan bir boğa[1] cesedi[2] çıkardı. Ve onlara: "Bu sizin de ilahınız Musa'nın da. Ancak Musa onu unuttu.[3]" dediler.[4] • Dipnot 1: Buzağı/Boğa Mısır halkı için tanrısal güç, kudret ve ihtişam ifade eden bir semboldü/ilahtı. • Dipnot 2: Boğa figürü, heykeli. • Dipnot 3: Düşünme, anlama, kavrama ve bilinçten yoksun bir zihin yapısının soyut bir varlığa iman etmesi, inanmada tutarlılık ve süreklilik göstermesi zordur. Bilinçten yoksun olan insanlar, soyut olan bu inanç yapısına bağlılığını sürdüremez ve onu gözle göreceği elle dokunabileceği bir formda somut hale getirerek onu inanç nesnesi yapar. Boş kafalar inanacakları şeyleri somutlaştırmak eğilimindedir. Böylece soyut olan Allah inancı somutlaşarak şirke dönüşmeye başlar. Musa'yla birlikte hareket edenlerin içine düştükleri durum bunu çok güzel tanımlamaktadır. Burada aklın ve düşünmenin devre dışı bırakılmasının çok güzel bir örneğini görmekteyiz. Günümüz inanç dünyasında, buzağının yerini "şeyh, evliya, alim vb." figürlerin almasında bu zihinsel travmanın çok önemli etkisi vardır. • Dipnot 4: İlahımızı bıraktı da dağların yamacında ilah aramaya çıktı. • Kelime kelime: فَأَخْرَجَ feehrace sonra ortaya çıkardı · لَهُمْ lehum onlara · عِجْلًۭا iclen bir buzağı · جَسَدًۭا ceseden heykeli · لَّهُۥ lehu onun · خُوَارٌۭ huvarun böğürmesi olan · فَقَالُوا۟ fe kalu dediler ki · هَـٰذَآ haza bu · إِلَـٰهُكُمْ ilahukum sizin tanrınız · وَإِلَـٰهُ ve ilahu ve tanrısıdır · مُوسَىٰ musa Musa'nın · فَنَسِىَ fenesiye fakat o unuttu • خرج (xrj) kökü: Çıkmak, ileri gitmek, ayrılmak, kaçınmak/kaçmak/kurtulmak, terk etmek/vazgeçmek, isyan etmek, müstehcen veya edepsiz olmak, göze çarpan, açık olmak (bulutlu değil açık gökyüzü gibi), çözmek/açıklamak/yorumlamak… • عجل (Ejl) kökü: Acele etmek, hızlanmak, ivmelenmek, aceleci olmak, telaşla hareket etmek, üzerinden çabucak geçmek, hızlıca yapmak. ajalun - acele, telaş. ajil - aceleyle uzaklaşan, geçici. ista'jala - acele etmeyi istemek veya arzu… • جسد (jsd) kökü: Vücuda yapışmak veya pıhtılaşmak, O (kan) yapıştı veya yapışıktı, O (kan) kurudu, O (giysi) vücuda yapışacak şekilde yapıldı. • خور (xwr) kökü: Böğürmek/alçak sesle böğürmek (öncelikle boğa veya sığır), birine doğru eğilmek/dönmek/meyletmek, zayıf/güçsüz/halsiz olmak, yumuşak veya kırılgan olmak, bayılmak/hafiflemek veya azalmak, - [su içen bir devede, khawar… • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • اله (Alh) kökü: hizmet etmek, ibadet etmek veya tapınmak; korumak, sığınma vermek, muhafaza etmek, kurtarmak, özgür kılmak; ibadet objesi yani Tanrı; (Alif-Lam-Lam-ha) Allah, tüm mükemmel ilahi isimleri kapsayan tek gerçek Tanrı; var… • نسي (nsy) kökü: Terk etmek/unutmak/ihmal etmek, unutmuş gibi yapmak • Taha suresi 135 ayettir; bu 88. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).