Ve şeytanlardan kendisi için dalgıçlık eden ve bundan başka iş yapanlar vardı. Onları gözetim altında tutuyorduk.
Enbiya 21:82وَمِنَ الشَّيَاط۪ينِ مَنْ يَغُوصُونَ لَهُ وَيَعْمَلُونَ عَمَلاً دُونَ ذٰلِكَۚ وَكُنَّا لَهُمْ حَافِظ۪ينَۙ • Ve mineş şeyatini men yegusune lehu ve ya'melune amelen dune zalik, ve kunna lehum hafızin. • Meal: Ve şeytanlardan[1] kendisi için dalgıçlık eden ve bundan başka iş yapanlar vardı. Onları gözetim altında tutuyorduk. • Dipnot 1: Söz konusu şeytanlar; şeytanlar kelimesinin Kur'an'daki anlamı dışında algılanmış ve bunun üzerinde, Süleyman Nebi hakkında birçok efsane uydurulmuştur. Bu ayetteki şeytanlar, ruhani ontolojik yaratıklar olmayıp, şeytanın kelime anlamlarından biri de olan ve Kur'an'da da kullanılan biçimiyle "Hakk'tan uzak olan kimseler"dir. Ayette sözü edilen şeytanlar, Süleyman Nebi'nin buyruğu altında çalışan ve "Hakk'tan uzak bir karakteristik yapıya sahip olan" kimselerdir. Şeytan; Hakk'a aykırı hareket eden her türlü güç, kurum ve kişinin ortak karakteristik adıdır. Anlaşılan bu kimseler de Süleyman Nebi'ye karşı, onun aleyhinde sürekli planlar yapan, ona karşı kötülük tezgahlayan, iftira ve yalanlar uyduran kimselerdir. Ayette şeytanların dalgıçlık yaptıkları, başka işler yaptıkları dikkate alınırsa bunların "insandan şeytanlar" oldukları anlaşılmaktadır. • Kelime kelime: وَمِنَ ve mine ve · ٱلشَّيَـٰطِينِ ş-şeyatini şeytanlardan · مَن men kimseleri · يَغُوصُونَ yegusune denize dalan · لَهُۥ lehu kendisi için · وَيَعْمَلُونَ ve yea'melune ve yapan · عَمَلًۭا amelen işler · دُونَ dune başka · ذَٰلِكَ ۖ zalike bundan · وَكُنَّا ve kunna ve biz idik · لَهُمْ lehum onları · حَـٰفِظِينَ hafizine onun emrinde tutuyor • شطن ($Tn) kökü: Uzaklaşmak/uzak/ırak olmak, içine sıkıca girmek/yerleşmek, nüfuz edip gizlenmek, amacından/yönünden saparak karşı koymak, şeytan, aşırı kibirli/bozulmuş kişi, inançsız/isyankâr/küstah/inatçı/ters/sapkın, ip, derin… • غوص (gwS) kökü: Dalmak, aşağı inmek; batırılmış, daldırılmış, suya batırılmış, suya dalmış, suya batmak. • عمل (Eml) kökü: iş, işlem, eylem, yapmak/hareket etmek/çalışmak/işletmek/inşaa etmek/üretmek, bir el sanatı uygulama, aktif olmak Türkçe’ye girmiş türevler : amel, aksülamel, amal, ameliyat, amil (amele), imal, istimal (müstamel… • دون (dwn) kökü: aşağı, alt, düşük, alçak, değersiz, bayağı, kötü, aşağılık, yakın, yakınında, -den önce, -den başka, hariç, dışında, altında • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • حفظ (HfZ) kökü: Bir şeyi korumak/muhafaza etmek/savunmak, bir şeye bakmak, bir şeyin yok olmasını önlemek, bir şey hakkında dikkatli/özenli/düşünceli/ilgili olmak, bir şeyi saklamak, depolamak, tutmak, bir şeyi ezberlemek (hafızaya… • Enbiya suresi 112 ayettir; bu 82. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).