Sen ve seninle birlikte olanlar gemiye bindiğiniz zaman: "Zalim halktan bizi kurtaran Allah'a hamdolsun." de.
Müminun 23:28فَاِذَا اسْتَوَيْتَ اَنْتَ وَمَنْ مَعَكَ عَلَى الْفُلْكِ فَقُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي نَجّٰينَا مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ • Fe izesteveyte ente ve men meake alel fulki fe kulil hamdu lillahillezi neccana minel kavmiz zalimin. • Meal: Sen ve seninle birlikte olanlar gemiye bindiğiniz zaman: "Zalim halktan bizi kurtaran Allah'a hamdolsun." de. • Kelime kelime: فَإِذَا fe iza zaman · ٱسْتَوَيْتَ steveyte yerleştiğiniz · أَنتَ ente sen · وَمَن ve men ve kimseler · مَّعَكَ meake yanındaki · عَلَى ala üzerine · ٱلْفُلْكِ l-fulki gemi · فَقُلِ fekuli de ki · ٱلْحَمْدُ l-hamdu hamdolsun · لِلَّهِ lillahi Allah'a · ٱلَّذِى llezi · نَجَّىٰنَا neccana bizi kurtaran · مِنَ mine -den · ٱلْقَوْمِ l-kavmi kavim- · ٱلظَّـٰلِمِينَ z-zalimine zalim • سوي (swy) kökü: düzeltmek, eşitlemek, düzenlemek, şekil vermek, uyum sağlamak, düz hale getirmek, dengelemek, aynı yapmak, eşit olmak, dengeli olmak. Türkçe'ye geçen türevler: istiva, masiva, müsavat (müsavi), seyyanen, tesviye, seviye • فلك (flk) kökü: Yuvarlak olmak, dairesel olan herhangi bir şey, ısrar etmek/sebat etmek, gemi, gemi, yıldızların dönme yeri, gök küresi, gökyüzü kubbesi, gökyüzü, çevreleyen küreler, gökyüzü, dönme, dönme, devre, gidip gelme… • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • حمد (Hmd) kökü: Birini övmek veya yüceltmek veya takdir etmek, birisinden olumlu olarak bahsetmek, bir şeyi onaylamak, birine hakkını ödemek/vermek, övgüye değer veya takdire şayan olmak. • نجو (njw) kökü: Kurtarılmak, teslim edilmek, kurtulmak, kaçmak, özgür kalmak. Fısıldamak (bir sır), sır vermek. • قوم (qwm) kökü: Kıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk… • ظلم (Zlm) kökü: karanlık, zulüm, haksızlık, adaletsizlik, hak gaspı, haksız yere birini sıkıntıya sokmak • Müminun suresi 118 ayettir; bu 28. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).