Müminun Suresi (سورة المؤمنون) — 118 ayet.
Müminun 23:1
قَدْ اَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَۙ — Kad eflehal mu'minun. — Mü'minler gerçekten kurtuluşa ermişlerdir.
Müminun 23:2
اَلَّذ۪ينَ هُمْ ف۪ي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَۙ — Ellezine hum fi salatihim haşiun. — Onlar, salatlarında huşu içinde olan kimselerdir.
Müminun 23:3
وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَۙ — Vellezine hum anil lagvi mu'ridun. — Onlar boş şeylerden yüz çevirirler.
Müminun 23:4
وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِلزَّكٰوةِ فَاعِلُونَۙ — Vellezine hum liz zekati failun. — Ve onlar, zekat için çalışanlardır.
Müminun 23:5
وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَۙ — Vellezine hum li furucihim hafizun. — Ve onlar, ırzlarını korurlar.
Müminun 23:6
اِلَّا عَلٰٓى اَزْوَاجِهِمْ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَاِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُوم۪ينَۚ — İlla ala ezvacihim ev ma meleket eymanuhum fe innehum gayru melumin. — Eşleri veya yeminle sahip oldukları hariç. Bundan dolayı kınanmazlar.
Müminun 23:7
فَمَنِ ابْتَغٰى وَرَٓاءَ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْعَادُونَۚ — Fe menibtega verae zalike fe ulaike humul adun. — Kim bunun ötesinde bir şey isterse, işte onlar haddi aşanlardır.
Müminun 23:8
وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَۙ — Vellezine hum li emanatihim ve ahdihim raun. — Onlar, kendilerine verilen emanetler için sözlerine bağlı kalan kimselerdir.
Müminun 23:9
وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَلٰى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَۢ — Vellezine hum ala salavatihim yuhafızun. — Onlar, salatlarını koruyan kimselerdir.
Müminun 23:10
اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْوَارِثُونَۙ — Ulaike humul varisun. — İşte onlar varis olanlardır.
Müminun 23:11
اَلَّذ۪ينَ يَرِثُونَ الْفِرْدَوْسَۜ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ — Ellezine yerisunel firdevs, hum fiha halidun. — Onlar, Firdevs'e varis olacaklar ve orada sürekli kalacaklardır.
Müminun 23:12
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ ط۪ينٍۚ — Ve lekad halaknal insane min sulaletin min tin. — Ant olsun ki, İnsanı çamurun özünden yarattık.
Müminun 23:13
ثُمَّ جَعَلْنَاهُ نُطْفَةً ف۪ي قَرَارٍ مَك۪ينٍۖ — Summe cealnahu nutfeten fi kararin mekin. — Sonra onu güvenli ve sağlam bir mekanda bir nutfe kıldık.
Müminun 23:14
ثُمَّ خَلَقْنَا النُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا الْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا الْمُضْغَةَ عِظَاماً فَكَسَوْنَا الْعِظَامَ لَحْماًۗ ثُمَّ اَنْشَأْنَاهُ خَلْقاً اٰخَرَۜ فَتَبَارَكَ اللّٰهُ اَحْسَنُ الْخَالِق۪ينَۜ — Summe halaknen nutfete alakaten fe halaknel alakate mudgaten fe halaknel mudgate ızamen fe kesevnel izame lahmen summe enşe'nahu halkan ahar, fe tebarekallahu ahsenul halikin. — Sonra nutfeyi bir alaka olarak yarattık. Alakayı da mudğa olarak yarattık. Mudğadan da kemikleri yarattık. Kemiklere de et giydirdik. Sonra onu başka bir yaratılışla şekillendirdik. Yaratıcıların en iyisi olan Allah ne yücedir.
Müminun 23:15
ثُمَّ اِنَّكُمْ بَعْدَ ذٰلِكَ لَمَيِّتُونَۜ — Summe innekum ba'de zalike le meyyitun. — Sonra kuşku yok ki bunun ardından öleceksiniz.
Müminun 23:16
ثُمَّ اِنَّكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ تُبْعَثُونَ — Summe innekum yevmel kıyameti tub'asun. — Sonra kuşkusuz siz kıyamet günü diriltileceksiniz.
Müminun 23:17
وَلَقَدْ خَلَقْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعَ طَرَٓائِقَۗ وَمَا كُنَّا عَنِ الْخَلْقِ غَافِل۪ينَ — Ve lekad halakna fevkakum seb'a taraika ve ma kunna anil halkı gafilin. — Ant olsun ki üzerinizde yolların yedisini yarattık. Ve Biz yarattıklarımızdan habersiz değiliz.
Müminun 23:18
وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً بِقَدَرٍ فَاَسْكَنَّاهُ فِي الْاَرْضِۗ وَاِنَّا عَلٰى ذَهَابٍ بِه۪ لَقَادِرُونَۚ — Ve enzelna mines semai maen bi kaderin fe eskennahu fil ardı ve inna ala zehabin bihi le kadirun. — Gökten kararınca su indirdik. Ve onu yeryüzünde yerleştirdik. Kuşkusuz Biz, onu gidermeye de gücü yetenleriz.
Müminun 23:19
فَاَنْشَأْنَا لَكُمْ بِه۪ جَنَّاتٍ مِنْ نَخ۪يلٍ وَاَعْنَابٍۢ لَكُمْ ف۪يهَا فَوَاكِهُ۬ كَث۪يرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۙ — Fe enşe'na lekum bihi cennatin min nahilin ve a'nab, lekum fiha fevakihu kesiretun ve minha te'kulun. — Böylece onunla, sizin için hurma ve üzüm cennetleri meydana getirdik. Keza, oralarda yemekte olduğunuz pek çok meyve çeşitleri vardır.
Müminun 23:20
وَشَجَرَةً تَخْرُجُ مِنْ طُورِ سَيْنَٓاءَ تَنْبُتُ بِالدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِلْاٰكِل۪ينَ — Ve şecereten tahrucu min turi seynae tenbutu bid duhni ve sıbgın lil akilin. — Tur-i Seynae'da, yağ elde edilen ve aynı zamanda katık olarak yenen ağaç yetiştirdik.
Müminun 23:21
وَاِنَّ لَكُمْ فِي الْاَنْعَامِ لَعِبْرَةًۜ نُسْق۪يكُمْ مِمَّا ف۪ي بُطُونِهَا وَلَكُمْ ف۪يهَا مَنَافِعُ كَث۪يرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۙ — Ve inne lekum fil en'ami le ibreh, nuskikum mimma fi butuniha ve lekum fiha menafiu kesiretun ve minha te'kulun. — Hayvanlardan da sizin için alınacak dersler vardır. Onların karınlarındaki şeyden size içiriyoruz. Ve onlarda sizin için pek çok yararlar vardır. Ve onlardan yersiniz.
Müminun 23:22
وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَ۟ — Ve aleyha ve alel fulki tuhmelun. — Onları ve gemileri taşıma aracı olarak kullanırsınız.
Müminun 23:23
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحاً اِلٰى قَوْمِه۪ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اَفَلَا تَتَّقُونَ — Ve lekad erselna nuhan ila kavmihi fe kale ya kavmi' budullahe ma lekum min ilahin gayruh, e fe la tettekun. — Ant olsun ki Biz, Nuh'u halkına gönderdik. "Ey halkım! Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan başka ilah yoktur. Hala takva sahibi olmayacak mısınız?" dedi.
Müminun 23:24
فَقَالَ الْمَلَؤُا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۙ يُر۪يدُ اَنْ يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْۜ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَاَنْزَلَ مَلٰٓئِكَةًۚ مَا سَمِعْنَا بِهٰذَا ف۪ٓي اٰبَٓائِنَا الْاَوَّل۪ينَۚ — Fe kalel meleullezine keferu min kavmihi ma haza illa beşerun mıslukum yuridu en yetefaddale aleykum, ve lev şaallahu le enzele melaikeh, ma semi'na bi haza fi abainel evvelin. — Bunun üzerine halkından Kafir meleler: "Bu, sizin gibi bir beşerden başka bir şey değildir. Size karşı üstünlük kurmak istiyor. Eğer Allah isteseydi mutlaka melekler indirirdi. Geçmiş atalarımızdan da böyle bir şey duymadık." dediler.
Müminun 23:25
اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌ بِه۪ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوا بِه۪ حَتّٰى ح۪ينٍ — İn huve illa raculun bihi cinnetun fe terabbasu bihi hatta hin. — "O ancak cinlenmiş bir adamdır. O halde kesinlikle bir süre bekleyin."
Müminun 23:26
قَالَ رَبِّ انْصُرْن۪ي بِمَا كَذَّبُونِ — Kale rabbinsurni bima kezzebun. — Nuh: "Rabb'im! Yalanlamalarına karşı bana yardım et!" dedi.
Müminun 23:27
فَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِ اَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَاِذَا جَٓاءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُۙ فَاسْلُكْ ف۪يهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْۚ وَلَا تُخَاطِبْن۪ي فِي الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۚ اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ — Fe evhayna ileyhi enısnaıl fulke bi a'yunina ve vahyina fe iza cae emruna ve faret tennuru fesluk fiha min kullin zevceynisneyni ve ehleke illa men sebeka aleyhil kavlu minhum, ve la tuhatıbni fillezine zalemu, innehum mugrakun. — Bunun üzerine Biz, ona: "Gözetimimiz altında vahyimiz ile bildirdiğimiz gibi gemi yap." diye vahyettik. "Böylece emrimiz gereği Tennur kaynadığı zaman hemen ona her cinsten eşler olarak iki adet ve ehlini bindir. Onlardan, haklarında önceden hüküm verilenler hariç. Ve zulmedenler hakkında Ben'den bir dilekte bulunma. Onlar boğulacak olanlardır."
Müminun 23:28
فَاِذَا اسْتَوَيْتَ اَنْتَ وَمَنْ مَعَكَ عَلَى الْفُلْكِ فَقُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي نَجّٰينَا مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ — Fe izesteveyte ente ve men meake alel fulki fe kulil hamdu lillahillezi neccana minel kavmiz zalimin. — Sen ve seninle birlikte olanlar gemiye bindiğiniz zaman: "Zalim halktan bizi kurtaran Allah'a hamdolsun." de.
Müminun 23:29
وَقُلْ رَبِّ اَنْزِلْن۪ي مُنْزَلاً مُبَارَكاً وَاَنْتَ خَيْرُ الْمُنْزِل۪ينَ — Ve kul rabbi enzilni munzelen mubareken ve ente hayrul munzilin. — Ve de ki: "Rabbim! Beni kutlu, bereketli bir yere indir. Ve Sen doğru yere yerleştireceklerin en hayırlısısın."
Müminun 23:30
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ وَاِنْ كُنَّا لَمُبْتَل۪ينَ — İnne fi zalike le ayatin ve in kunna le mubtelin. — Bunda kesinlikle ayetler vardır. Ve Biz kesinlikle sınayanlarız.
Müminun 23:31
ثُمَّ اَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْناً اٰخَر۪ينَۚ — Summe enşe'na min ba'dihim karnen aharin. — Sonra onların ardından başka bir nesil ortaya çıkardık.
Müminun 23:32
فَاَرْسَلْنَا ف۪يهِمْ رَسُولاً مِنْهُمْ اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اَفَلَا تَتَّقُونَ۟ — Fe erselna fihim resulen minhum eni'budullahe ma lekum min ilahin gayruh, e fe la tettekun. — Onlara, kendi içlerinden, "Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur, hala takva sahibi olmayacak mısınız?" diyen bir Resul gönderdik.
Müminun 23:33
وَقَالَ الْمَلَأُ مِنْ قَوْمِهِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِلِقَٓاءِ الْاٰخِرَةِ وَاَتْرَفْنَاهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۙ مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۙ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ — Ve kalel meleu min kavmihillezine keferu ve kezzebu bi likail ahıreti ve etrafnahum fil hayatid dunya ma haza illa beşerun mislukum ye'kulu mimma te'kulune minhu yeşrebu mimma teşrabun. — Dünya hayatında refaha kavuşturduğumuz, Kafirlik eden ve ahirete kavuşmayı yalanlayan kavminin meleleri: "Bu da sizin gibi bir beşerdir. Sizin yediğinizden yiyor, sizin içtiğinizden içiyor." dediler.
Müminun 23:34
وَلَئِنْ اَطَعْتُمْ بَشَراً مِثْلَكُمْ اِنَّكُمْ اِذاً لَخَاسِرُونَ — Ve lein eta'tum beşeren mislekum innekum izen le hasirun. — "Eğer siz, sizden hiçbir farkı olmayan böyle bir beşere uyacak olursanız, kesinlikle hüsrana uğrarsınız.
Müminun 23:35
اَيَعِدُكُمْ اَنَّكُمْ اِذَا مِتُّمْ وَكُنْتُمْ تُرَاباً وَعِظَاماً اَنَّكُمْ مُخْرَجُونَۖ — E yaıdukum ennekum iza mittum ve kuntum turaben ve izamen ennekum muhracun. — "Sizi; ölüp, toprak ve kemik haline geldikten sonra, yeniden diriltileceğinizle mi uyarıyor?"
Müminun 23:36
هَيْهَاتَ هَيْهَاتَ لِمَا تُوعَدُونَۖ — Heyhate heyhate lima tuadun. — "Yazık, yazık! Uyarıldığınız şey, hiç olacak şey mi?"
Müminun 23:37
اِنْ هِيَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوث۪ينَۖ — İn hiye illa hayatuned dunya nemutu ve nahya ve ma nahnu bi meb'usin. — "Hayat, yalnızca bu dünyadan ibarettir. Yaşarız ve ölürüz. Yeniden diriltilecek değiliz."
Müminun 23:38
اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌۨ افْـتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِباً وَمَا نَحْنُ لَهُ بِمُؤْمِن۪ينَ — İn huve illa raculuniftera alallahi keziben ve ma nahnu lehu bi mu'minin. — "O, uydurduğu yalanı Allah'a dayandıran bir kimsedir. Ona inanacak değiliz."
Müminun 23:39
قَالَ رَبِّ انْصُرْن۪ي بِمَا كَذَّبُونِ — Kale rabbinsurni bima kezzebun. — "Rabbim! Yalanlamaları nedeniyle bana yardım et." dedi.
Müminun 23:40
قَالَ عَمَّا قَل۪يلٍ لَيُصْبِحُنَّ نَادِم۪ينَۚ — Kale amma kalilin le yusbihunne nadimin. — Allah: "Pek yakında kesinlikle pişman olacaklar." dedi.
Müminun 23:41
فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ بِالْحَقِّ فَجَعَلْنَاهُمْ غُـثَٓاءًۚ فَبُعْداً لِلْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ — Fe ehazethumus sayhatu bil hakkı fe cealnahum gusaen, fe bu'den lil kavmiz zalimin. — Derken, kaçınılmaz bir gerçek olarak sayha onları yakalayıverdi. Böylece onları çerçöp yaptık. Zalim halk yok oldu.
Müminun 23:42
ثُمَّ اَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قُرُوناً اٰخَر۪ينَۜ — Summe enşe'na min ba'dihim kurunen aharin. — Sonra, onların ardından başka nesiller getirdik.
Müminun 23:43
مَا تَسْبِقُ مِنْ اُمَّةٍ اَجَلَهَا وَمَا يَسْتَأْخِرُونَۜ — Ma tesbiku min ummetin eceleha ve ma yeste'hırun. — Hiçbir ümmet ecelini öne alamaz ve erteleyemez.
Müminun 23:44
ثُمَّ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا تَتْرَاۜ كُلَّمَا جَٓاءَ اُمَّةً رَسُولُهَا كَذَّبُوهُ فَاَتْبَعْنَا بَعْضَهُمْ بَعْضاً وَجَعَلْنَاهُمْ اَحَاد۪يثَۚ فَبُعْداً لِقَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ — Summe erselna rusulena tetra, kullema cae ummeten resuluha kezzebuhu fe etba'na ba'dahum ba'dan ve cealnahum ehadis, fe bu'den li kavmin la yu'minun. — Sonra ardı ardına elçilerimizi gönderdik. Her ümmet, kendilerine gelen Resulleri yalanladı. Biz de onları ardı sıra devirdik. Ve onları halkın dilinde hadis konusu yaptık. İman etmeyen halk uzak olsun.
Müminun 23:45
ثُمَّ اَرْسَلْنَا مُوسٰى وَاَخَاهُ هٰرُونَ بِاٰيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُب۪ينٍۙ — Summe erselna musa ve ehahu harune bi ayatina ve sultanin mubin. — Sonra da Musa ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir görevle gönderdik;
Müminun 23:46
اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِه۪ فَاسْتَكْـبَرُوا وَكَانُوا قَوْماً عَال۪ينَۚ — İla fir'avne ve meleihi festekberu ve kanu kavmen alin. — Firavun ve melelerine. Ancak onlar kibirlendiler. Büyüklük taslayan bir halk oldular.
Müminun 23:47
فَقَالُٓوا اَنُؤْمِنُ لِبَشَرَيْنِ مِثْلِنَا وَقَوْمُهُمَا لَنَا عَابِدُونَۚ — Fe kalu e nu'minu li beşereyni mislina ve kavmuhuma lena abidun. — Sonra da: "Bizden farkı olmayan, üstelik halkı da bize kulluk eden bu iki beşere mi inanacağız?" dediler.
Müminun 23:48
فَكَذَّبُوهُمَا فَكَانُوا مِنَ الْمُهْلَك۪ينَ — Fe kezzebuhuma fe kanu minel muhlekin. — Onları yalanladılar. Ve helak edilenlerden oldular.
Müminun 23:49
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ — Ve lekad ateyna musel kitabe leallehum yehtedun. — Ve ant olsun, onlar doğru yolu bulsunlar diye Musa'ya Kitap'ı verdik.
Müminun 23:50
وَجَعَلْنَا ابْنَ مَرْيَمَ وَاُمَّهُٓ اٰيَةً وَاٰوَيْنَاهُمَٓا اِلٰى رَبْوَةٍ ذَاتِ قَرَارٍ وَمَع۪ينٍ۟ — Ve cealnebne meryeme ve ummehu ayeten ve aveynahuma ila rabvetin zati kararin ve main. — Meryem Oğlu'nu ve annesini bir ayet kıldık. Ve ikisini, suyu olan yerleşime uygun bir tepeye yerleştirdik.
Müminun 23:51
يَٓا اَيُّهَا الرُّسُلُ كُلُوا مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَاعْمَلُوا صَالِحاًۜ اِنّ۪ي بِمَا تَعْمَلُونَ عَل۪يمٌۜ — Ya eyyuher rusulu kulu minet tayyibati va'melu saliha, inni bima ta'melune alim. — Ey Resuller! Helal ve temiz şeylerden yiyin. Ve salihatı yapın. Kuşkusuz yaptığınız şeyleri bilirim.
Müminun 23:52
وَاِنَّ هٰذِه۪ٓ اُمَّتُكُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَاَنَا۬ رَبُّكُمْ فَاتَّقُونِ — Ve inne hazihi ummetukum ummeten vahıdeten ve ene rabbukum fettekun. — Bu sizin ümmetiniz, tek bir ümmettir. Ben de sizin Rabb'inizim. O halde bana karşı takva sahibi olun.
Müminun 23:53
فَـتَقَطَّـعُٓوا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ زُبُراًۜ كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ — Fe tekattau emrehum beynehum zubura, kullu hızbin bima ledeyhim ferihun. — Sonra işlerini aralarında parça parça ettiler. Her bir grup kendine olanla yetinmektedir.
Müminun 23:54
فَذَرْهُمْ ف۪ي غَمْرَتِهِمْ حَتّٰى ح۪ينٍ — Fe zerhum fi gamratihim hatta hin. — Artık onları belli bir süreye kadar aymazlıkları ile baş başa bırak!
Müminun 23:55
اَيَحْسَبُونَ اَنَّمَا نُمِدُّهُمْ بِه۪ مِنْ مَالٍ وَبَن۪ينَۙ — E yahsebune ennema numidduhum bihi min malin ve benin. — Mal ve oğullarla onlara iyilik yaptığımızı mı sanıyorlar?
Müminun 23:56
نُسَارِعُ لَهُمْ فِي الْخَيْرَاتِۜ بَلْ لَا يَشْعُرُونَ — Nusariu lehum fil hayrat bel la yeş'urun. — Hayırlarını çabuklaştırdığımızı mı sanıyorlar? Hayır, gerçeği kavrayacak bilinçte değiller.
Müminun 23:57
اِنَّ الَّذ۪ينَ هُمْ مِنْ خَشْيَةِ رَبِّهِمْ مُشْفِقُونَۙ — İnnellezine hum min haşyeti rabbihim muşfikun. — Rabb'lerine karşı derin saygı duyan kimseler, O'nu incitmekten çekinirler.
Müminun 23:58
وَالَّذ۪ينَ هُمْ بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَۙ — Vellezine hum bi ayati rabbihim yu'minun. — Onlar, Rabb'lerinin ayetlerine inanırlar.
Müminun 23:59
وَالَّذ۪ينَ هُمْ بِرَبِّهِمْ لَا يُشْرِكُونَۙ — Vellezine hum bi rabbihim la yuşrikun. — Onlar, Rabb'lerine şirk koşmazlar.
Müminun 23:60
وَالَّذ۪ينَ يُؤْتُونَ مَٓا اٰتَوْا وَقُلُوبُهُمْ وَجِلَةٌ اَنَّهُمْ اِلٰى رَبِّهِمْ رَاجِعُونَۙ — Vellezine yu'tune ma atev ve kulubuhum veciletun ennehum ila rabbihim raciun. — Rabb'lerine döneceklerinin bilinciyle, derin bir saygı içinde vermeleri gerekenleri verirler.
Müminun 23:61
اُو۬لٰٓئِكَ يُسَارِعُونَ فِي الْخَيْرَاتِ وَهُمْ لَهَا سَابِقُونَ — Ulaike yusariune fil hayrati ve hum leha sabikun. — İşte onlar, hayırlarda yarışırlar ve onda öncülük ederler.
Müminun 23:62
وَلَا نُكَلِّفُ نَفْساً اِلَّا وُسْعَهَا وَلَدَيْنَا كِتَابٌ يَنْطِقُ بِالْحَقِّ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ — Ve la nukellifu nefsen illa vus'aha ve ledeyna kitabun yantıku bil hakkı ve hum la yuzlemun. — Hiç kimseyi gücünün yettiğinden fazlasıyla sorumlu tutmayız. Nezdimizde gerçeği söyleyen bir kitap vardır. Onlar haksızlığa uğratılmazlar.
Müminun 23:63
بَلْ قُلُوبُهُمْ ف۪ي غَمْرَةٍ مِنْ هٰذَا وَلَهُمْ اَعْمَالٌ مِنْ دُونِ ذٰلِكَ هُمْ لَهَا عَامِلُونَ — Bel kulubuhum fi gamratin min haza ve lehum a'malun min duni zalike hum leha amilun. — Fakat onların kalpleri bundan gaflet içindedir. Onlar, başka işlerle uğraşıp durmaktadırlar.
Müminun 23:64
حَتّٰٓى اِذَٓا اَخَذْنَا مُتْرَف۪يهِمْ بِالْعَذَابِ اِذَا هُمْ يَجْـَٔرُونَۜ — Hatta iza ehazna mutrafihim bil azabi iza hum yec'erun. — Nihayet varlıklılarını azapla yakaladığımızda, hemen feryat etmeye başlarlar.
Müminun 23:65
لَا تَجْـَٔرُوا الْيَوْمَ اِنَّكُمْ مِنَّا لَا تُنْصَرُونَ — La tec'erul yevme innekum minna la tunsarun. — Bugün boşuna feryat etmeyin. Kesinlikle Bize karşı size yardım olunmaz.
Müminun 23:66
قَدْ كَانَتْ اٰيَات۪ي تُتْلٰى عَلَيْكُمْ فَكُنْتُمْ عَلٰٓى اَعْقَابِكُمْ تَنْكِصُونَۙ — Kad kanet ayati tutla aleykum fe kuntum ala a'kabikum tenkisun. — Vaktinde ayetlerimiz size okunduğunda siz onları hiçe sayıyordunuz.
Müminun 23:67
مُسْتَكْبِر۪ينَ بِه۪ۗ سَامِراً تَهْجُرُونَ — Mustekbirine bihi samiran tehcurun. — Ayetlerime karşı büyüklük taslayarak, geceleri toplanıp saçma sapan değerlendirmeler yapıyordunuz.
Müminun 23:68
اَفَلَمْ يَدَّبَّرُوا الْقَوْلَ اَمْ جَٓاءَهُمْ مَا لَمْ يَأْتِ اٰبَٓاءَهُمُ الْاَوَّل۪ينَۘ — E fe lem yeddebberul kavle em caehum ma lem ye'ti abaehumul evvelin. — Onlar, hala sözün üzerinde düşünmüyorlar mı? Yoksa onlara, atalarına gelmemiş bir şey mi geldi?
Müminun 23:69
اَمْ لَمْ يَعْرِفُوا رَسُولَهُمْ فَهُمْ لَهُ مُنْكِرُونَۘ — Em lem ya'rifu resulehum fe hum lehu munkirun. — Yoksa Resul'lerinin nasıl birisi olduğunu bilmiyorlar da onun için mi onu reddediyorlar?
Müminun 23:70
اَمْ يَقُولُونَ بِه۪ جِنَّةٌۜ بَلْ جَٓاءَهُمْ بِالْحَقِّ وَاَكْثَرُهُمْ لِلْحَقِّ كَارِهُونَ — Em yekulune bihi cinneh, bel caehum bil hakkı ve ekseruhum lil hakkı karihun. — Yoksa onda bir delilik olduğunu mu söylüyorlar? Hayır, onlara, Hakk ile geldi. Ne var ki onların çoğu Hakk'tan hoşlanmıyorlar.
Müminun 23:71
وَلَوِ اتَّبَعَ الْحَقُّ اَهْوَٓاءَهُمْ لَفَسَدَتِ السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ ف۪يهِنَّۜ بَلْ اَتَيْنَاهُمْ بِذِكْرِهِمْ فَهُمْ عَنْ ذِكْرِهِمْ مُعْرِضُونَۜ — Ve levittebeal hakku ehvaehum le fesedetis semavatu vel ardu ve men fi hinn, bel eteynahum bi zikrihim fe hum an zikrihim mu'ridun. — Eğer Hakk onların hevalarına göre belirlenseydi gökler, yer ve onların içindekiler bozguna uğrardı. Hayır, faydalarına olacak zikirlerini getirdik. Ne var ki onlar faydalarına olan zikirden yüz çevirenlerdir.
Müminun 23:72
اَمْ تَسْـَٔلُهُمْ خَرْجاً فَخَرَاجُ رَبِّكَ خَيْرٌۗ وَهُوَ خَيْرُ الرَّازِق۪ينَ — Em tes'eluhum harcen fe haracu rabbike hayrun ve huve hayrur razikin. — Yoksa onlardan bir karşılık mı bekliyorsun? Rabb'inin vereceği karşılık daha hayırlıdır. O rızıklandıranların en hayırlısıdır.
Müminun 23:73
وَاِنَّكَ لَتَدْعُوهُمْ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ — Ve inneke le ted'uhum ila sıratın mustakim. — Kuşkusuz sen onları dosdoğru bir yola çağırıyorsun.
Müminun 23:74
وَاِنَّ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ عَنِ الصِّرَاطِ لَنَاكِبُونَ — Ve innellezine la yu'minune bil ahıreti anis sıratı le nakibun. — Kuşkusuz ahirete inanmayanlar, bu doğru yoldan sapanlardır.
Müminun 23:75
وَلَوْ رَحِمْنَاهُمْ وَكَشَفْنَا مَا بِهِمْ مِنْ ضُرٍّ لَلَجُّوا ف۪ي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ — Ve lev rahımnahum ve keşefna ma bihim min durrin le leccu fi tugyanihim ya'mehun. — Onlara, rahmet edip sıkıntılarını gidersek, yine de azgınlıklarına devam ederler.
Müminun 23:76
وَلَقَدْ اَخَذْنَاهُمْ بِالْعَذَابِ فَمَا اسْتَكَانُوا لِرَبِّهِمْ وَمَا يَتَضَرَّعُونَ — Ve lekad ehaznahum bil azabi fe mestekanu li rabbihim ve ma yetedarreun. — Ant olsun, onları azap ile yakaladık. Ancak Rabbleri için uslanmadılar ve tedarruda bulunmadılar.
Müminun 23:77
حَتّٰٓى اِذَا فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَاباً ذَا عَذَابٍ شَد۪يدٍ اِذَا هُمْ ف۪يهِ مُبْلِسُونَ۟ — Hatta iza fetahna aleyhim baben za azabin şedidin iza hum fihi mublisun. — Ne var ki üzerlerine şiddetli bir azap kapısı açtığımız zaman, bütün ümitleri boşa çıkacaktır.
Müminun 23:78
وَهُوَ الَّـذ۪ٓي اَنْشَاَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْـِٔدَةَۜ قَل۪يلاً مَا تَشْكُرُونَ — Ve huvellezi enşee lekumus sem'a vel ebsara vel ef'ideh, kalilen ma teşkurun. — Size; işitme, görme ve ef'ide veren O'dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz?
Müminun 23:79
وَهُوَ الَّذ۪ي ذَرَاَكُمْ فِي الْاَرْضِ وَاِلَيْهِ تُحْشَرُونَ — Ve huvellezi zereekum fil ardı ve ileyhi tuhşerun. — Sizi yeryüzünde çoğaltan O'dur. Ve O'nun huzurunda toplanacaksınız.
Müminun 23:80
وَهُوَ الَّذ۪ي يُحْـي۪ وَيُم۪يتُ وَلَهُ اخْتِلَافُ الَّيْلِ وَالنَّهَارِۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ — Ve huvellezi yuhyi ve yumitu ve lehuhtilaful leyli ven nehar, e fe la ta'kılun. — Hayat veren de öldüren de O'dur. Gece ve gündüzün oluşması O'nun yasalarına göredir. Siz hala aklınızı kullanmayacak mısınız?
Müminun 23:81
بَلْ قَالُوا مِثْلَ مَا قَالَ الْاَوَّلُونَ — Bel kalu misle ma kalel evvelun. — Ancak onlar öncekilerin dediklerinin aynısını dediler.
Müminun 23:82
قَالُٓوا ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَاباً وَعِظَاماً ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَ — Kalu e iza mitna ve kunna turaben ve izamen e inna le meb'usun. — Dediler ki: "Ölüp de toprak ve kemik yığını olduktan sonra mı diriltileceğiz?"
Müminun 23:83
لَقَدْ وُعِدْنَا نَحْنُ وَاٰبَٓاؤُ۬نَا هٰذَا مِنْ قَبْلُ اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَ — Lekad vuıdna nahnu ve abauna haza min kablu in haza illa esatirul evvelin. — "Ant olsun ki bize yapılan bu uyarı, daha önce atalarımıza da yapılmıştı. Bu eskilerin masallarından başka bir şey değildir."
Müminun 23:84
قُلْ لِمَنِ الْاَرْضُ وَمَنْ ف۪يهَٓا اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ — Kul li menil ardu ve men fiha in kuntum ta'lemun. — De ki: "Söyleyin bakalım, yeryüzü ve onda bulunanlar kime aittir?"
Müminun 23:85
سَيَقُولُونَ لِلّٰهِۜ قُلْ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ — Seyekulune lillah, kul e fe la tezekkerun. — "Allah'a aittir." diyecekler. De ki: "Hala öğüt almayacak mısınız?"
Müminun 23:86
قُلْ مَنْ رَبُّ السَّمٰوَاتِ السَّبْعِ وَرَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ — Kul men rabbus semavatis seb'ı ve rabbul arşil azim. — De ki: "Yedi göğün ve muazzam arşın Rabb'i kimdir?"
Müminun 23:87
سَيَقُولُونَ لِلّٰهِۜ قُلْ اَفَلَا تَتَّقُونَ — Seyekulune lillah, kul e fe la tettekun. — "Allah'tır." diyecekler. De ki: "O halde takva sahibi olmayacak mısınız?"
Müminun 23:88
قُلْ مَنْ بِيَدِه۪ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ يُج۪يرُ وَلَا يُجَارُ عَلَيْهِ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ — Kul men bi yedihi melekutu kulli şey'in ve huve yuciru ve la yucaru aleyhi in kuntum ta'lemun. — Sor bakalım: "Evrenin egemenliğine sahip olan, koruyup gözeten ve kendisine karşı kimsenin korunamayacağı kimdir? Biliyorsanız söyleyin!"
Müminun 23:89
سَيَقُولُونَ لِلّٰهِۜ قُلْ فَاَنّٰى تُسْحَرُونَ — Seyekulune lillah, kul fe enna tusharun. — "Allah'tır." diyecekler. De ki: "Öyleyse nasıl oluyor da aldanıyorsunuz?"
Müminun 23:90
بَلْ اَتَيْنَاهُمْ بِالْحَقِّ وَاِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ — Bel eteynahum bil hakkı ve innehum le kazibun. — Oysa onlara Hakk'ı sunuyoruz. Onlar ise kesinlikle yalanlamaktadırlar.
Müminun 23:91
مَا اتَّخَذَ اللّٰهُ مِنْ وَلَدٍ وَمَا كَانَ مَعَهُ مِنْ اِلٰهٍ اِذاً لَذَهَبَ كُلُّ اِلٰهٍ بِمَا خَلَقَ وَلَعَلَا بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍۜ سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يَصِفُونَۙ — Mettehazallahu min veledin ve ma kane meahu min ilahin izen le zehebe kullu ilahin bima halaka ve le ala ba'duhum ala ba'd, subhanallahi amma yasıfun. — Allah, çocuk edinmemiştir. Ve O'nun yanı sıra bir ilah daha yoktur. Eğer olsaydı her ilah kendi yarattığı ile birlikte hareket eder ve kimisi kimisine üstün olurdu. Allah, onların niteledikleri şeylerden münezzehtir.
Müminun 23:92
عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ۟ — Alimil gaybi veş şehadeti fe teala amma yuşrikun. — O, gizliyi de açığı da bilir. Onların şirk koştuklarından çok yücedir.
Müminun 23:93
قُلْ رَبِّ اِمَّا تُرِيَنّ۪ي مَا يُوعَدُونَۙ — Kul rabbi imma turiyenni ma yuadun. — De ki: "Rabb'im! Eğer onlara uyarısı yapılan azabı bana göstereceksen;"
Müminun 23:94
رَبِّ فَلَا تَجْعَلْن۪ي فِي الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ — Rabbi fe la tec'alni fil kavmiz zalimin. — "Rabb'im! Beni, o zalim halk içinde bırakma."
Müminun 23:95
وَاِنَّا عَلٰٓى اَنْ نُرِيَكَ مَا نَعِدُهُمْ لَقَادِرُونَ — Ve inna ala en nuriyeke ma neıduhum le kadirun. — Kuşkusuz onları uyardığımız şeylere seni tanık yapmaya gücümüz yeter.
Müminun 23:96
اِدْفَعْ بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُ السَّيِّئَةَۜ نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا يَصِفُونَ — İdfa' billeti hiye ahsenus seyyieh, nahnu a'lemu bi ma yasıfun. — Kötülüğü en iyi şekilde sav. Biz, yakıştırmakta oldukları şeyleri çok iyi biliyoruz.
Müminun 23:97
وَقُلْ رَبِّ اَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاط۪ينِۙ — Ve kul rabbi euzu bike min hemezatiş şeyatin. — De ki: "Rabb'im! Şeytanların etkilemelerinden Sana sığınırım."
Müminun 23:98
وَاَعُوذُ بِكَ رَبِّ اَنْ يَحْضُرُونِ — Ve euzu bike rabbi en yahdurun. — "Rabbim! Benimle yakınlık kurmalarından Sana sığınırım."
Müminun 23:99
حَتّٰٓى اِذَا جَٓاءَ اَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ارْجِعُونِۙ — Hatta iza cae ehadehumul mevtu kale rabbirciun. — Onlardan birine ölüm geldiği zaman, "Rabb'im beni hayata geri döndür." der.
Müminun 23:100
لَعَلّ۪ٓي اَعْمَلُ صَالِحاً ف۪يمَا تَرَكْتُ كَلَّاۜ اِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَٓائِلُهَاۜ وَمِنْ وَرَٓائِهِمْ بَرْزَخٌ اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ — Lealli a'melu salihan fima terektu kella, inneha kelimetun huve kailuha, ve min veraihim berzahun ila yevmi yub'asun. — Böylece ihmal ettiğim salih işleri yaparım. Hayır! Kuşkusuz onun söylediği kesinlikle boş bir sözden ibarettir. Onların tekrar diriltilecekleri güne kadar arkalarında bir berzah vardır.
Müminun 23:101
فَاِذَا نُفِـخَ فِي الصُّورِ فَلَٓا اَنْسَابَ بَيْنَهُمْ يَوْمَئِذٍ وَلَا يَتَسَٓاءَلُونَ — Fe iza nufiha fis suri fe la ensabe beynehum yevme izin ve la yetesaelun. — Sura üfürüldüğü gün, artık ailenin, akrabanın bir yararı yoktur. Birbirlerinden soramazlar!
Müminun 23:102
فَمَنْ ثَقُلَتْ مَوَاز۪ينُهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ — Fe men sekulet mevazinuhu fe ulaike humul muflihun. — Kimlerin tartısı ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
Müminun 23:103
وَمَنْ خَفَّتْ مَوَاز۪ينُهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ ف۪ي جَهَنَّمَ خَالِدُونَۚ — Ve men haffet mevazinuhu fe ulaikellezine hasiru enfusehum fi cehenneme halidun. — Ve kimin tartısı hafif gelirse, işte onlar kendilerine yazık edenlerdir; Cehennem'de sürekli kalıcıdırlar.
Müminun 23:104
تَلْفَحُ وُجُوهَهُمُ النَّارُ وَهُمْ ف۪يهَا كَالِحُونَ — Telfehu vucuhehumun naru ve hum fiha kalihun. — Ateş yüzlerini yalar ve onlar, orada acıyla somurtup kalırlar.
Müminun 23:105
اَلَمْ تَكُنْ اٰيَات۪ي تُتْلٰى عَلَيْكُمْ فَكُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ — E lem tekun ayati tutla aleykum fe kuntum biha tukezzibun. — "Ayetlerim size okunduğunda; onları yalanlayanlar siz değil miydiniz?"
Müminun 23:106
قَالُوا رَبَّـنَا غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا وَكُنَّا قَوْماً ضَٓالّ۪ينَ — Kalu rabbena galebet aleyna şıkvetuna ve kunna kavmen dallin. — Dediler ki: "Rabb'imiz! Azgınlığımıza yenilen sapkın bir halktık."
Müminun 23:107
رَبَّـنَٓا اَخْرِجْنَا مِنْهَا فَاِنْ عُدْنَا فَاِنَّا ظَالِمُونَ — Rabbena ahricna minha fe in udna fe inna zalimun. — "Rabb'imiz! Bizi buradan çıkar. Eğer bir daha aynısını yaparsak zalim olduğumuz kesinleşmiş olur."
Müminun 23:108
قَالَ اخْسَؤُ۫ا ف۪يهَا وَلَا تُكَلِّمُونِ — Kalahseu fiha ve la tukellimun. — Dedi ki: "Sinin orada! Ben'den boşuna bir şey istemeyin!"
Müminun 23:109
اِنَّهُ كَانَ فَر۪يقٌ مِنْ عِبَاد۪ي يَقُولُونَ رَبَّـنَٓا اٰمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِم۪ينَۚ — İnnehu kane ferikun min ibadi yekulune rabbena amenna fagfir lena verhamna ve ente hayrur rahımin. — Gerçek şu ki, kimi kullarım: "Rabb'imiz! Biz iman ettik; bizi bağışla, bize merhamet et, merhametlilerin en iyisi sensin." diyorlardı.
Müminun 23:110
فَاتَّخَذْتُمُوهُمْ سِخْرِياًّ حَتّٰٓى اَنْسَوْكُمْ ذِكْر۪ي وَكُنْتُمْ مِنْهُمْ تَضْحَكُونَ — Fettehaztumuhum sıhriyyen hatta ensevkum zikri ve kuntum minhum tadhakun. — "Siz ise onları alaya aldınız; öyle ki Benim öğütlerimi kulak ardı ettiniz. Onların haline gülüyordunuz."
Müminun 23:111
اِنّ۪ي جَزَيْتُهُمُ الْيَوْمَ بِمَا صَبَرُٓواۙ اَنَّهُمْ هُمُ الْفَٓائِزُونَ — İnni cezeytuhumul yevme bima saberu ennehum humul faizun. — "Gerçek şu ki, bugün onlara sabretmelerinin karşılığını verdim. Onlar kazançlı çıkanlardır."
Müminun 23:112
قَالَ كَمْ لَبِثْتُمْ فِي الْاَرْضِ عَدَدَ سِن۪ينَ — Kale kem lebistum fil ardı adede sinin. — Allah: "Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?" dedi.
Müminun 23:113
قَالُوا لَبِثْنَا يَوْماً اَوْ بَعْضَ يَوْمٍ فَسْـَٔلِ الْعَٓادّ۪ينَ — Kalu lebisna yevmen ev ba'da yevmin fes'elil addin. — "Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık. Hesabını tutanlara sor!" dediler.
Müminun 23:114
قَالَ اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا قَل۪يلاً لَوْ اَنَّكُمْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ — Kale in lebistum illa kalilen lev ennekum kuntum ta'lemun. — "Sadece az bir süre kaldınız. Keşke o zaman bunu kavramış olsaydınız." dedi.
Müminun 23:115
اَفَحَسِبْتُمْ اَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثاً وَاَنَّكُمْ اِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ — E fe hasibtum ennema halaknakum abesen ve ennekum ileyna la turceun. — "Yoksa sizi boş yere yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?"
Müminun 23:116
فَتَعَالَى اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ رَبُّ الْعَرْشِ الْكَر۪يمِ — Fe tealallahul melikul hakk, la ilahe illa hu, rabbul arşil kerim. — "Şunu bilin ki, gerçek egemenlik sahibi olan Allah, çok yücedir. O'ndan başka ilah yoktur. O şerefli arşın Rabb'idir."
Müminun 23:117
وَمَنْ يَدْعُ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهاً اٰخَرَۙ لَا بُرْهَانَ لَهُ بِه۪ۙ فَاِنَّمَا حِسَابُهُ عِنْدَ رَبِّه۪ۜ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ — Ve men yed'u maallahi ilahen ahare la burhane lehu bihi fe innema hısabuhu inde rabbih, innehu la yuflihul kafirun. — Her kim, hakkında hiçbir burhan olmadığı halde, Allah'ın yanı sıra başka bir ilahtan istekte bulunursa, bilsin ki onun hesabı yalnızca Rabb'ine aittir. Kuşku yok ki Kafirler kurtuluşa eremezler.
Müminun 23:118
وَقُلْ رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِم۪ينَ — Ve kul rabbigfir verham ve ente hayrur rahımin. — Ve de ki: "Rabb'im! Bağışla ve merhamet et. Sen merhametlilerin en hayırlısısın."
Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).