Sizden fazilet ve varlık sahibi olanlar, yakınlarına, miskinlere, Allah yolunda hicret edenlere yardım etmeme konusunda yemin etmesinler. Ve artık bağışlayıp hoş görsünler. Allah'ın sizi bağışlamasından mutlu olmaz mısınız? Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Nur 24:22وَلَا يَأْتَلِ اُو۬لُوا الْفَضْلِ مِنْكُمْ وَالسَّعَةِ اَنْ يُؤْتُٓوا اُو۬لِي الْقُرْبٰى وَالْمَسَاك۪ينَ وَالْمُهَاجِر۪ينَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۖ وَلْيَعْفُوا وَلْيَصْفَحُواۜ اَلَا تُحِبُّونَ اَنْ يَغْفِرَ اللّٰهُ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ • Ve la ye'teli ulul fadlı minkum ves seati en yu'tu ulil kurba vel mesakine vel muhacirine fi sebilillah, vel ya'fu vel yasfehu, e la tuhıbbune en yagfirallahu lekum, vallahu gafurun rahim. • Meal: Sizden fazilet[1] ve varlık sahibi olanlar, yakınlarına, miskinlere, Allah yolunda hicret edenlere yardım etmeme konusunda yemin etmesinler. Ve artık bağışlayıp hoş görsünler. Allah'ın sizi bağışlamasından mutlu olmaz mısınız? Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir. • Dipnot 1: Üstünlük, lütuf, ihsan, ikram, cömertlik, hayır, iyilik. • Kelime kelime: وَلَا ve la ve · يَأْتَلِ ye'teli yemin etmesinler · أُو۟لُوا۟ ulu sahipleri · ٱلْفَضْلِ l-fedli fazilet · مِنكُمْ minkum sizden · وَٱلسَّعَةِ ve sseati ve servet · أَن en · يُؤْتُوٓا۟ yu'tu (bir şey) vermemeğe · أُو۟لِى uli sahipleri (akrabalara) · ٱلْقُرْبَىٰ l-kurba yakınlık (akrabalara) · وَٱلْمَسَـٰكِينَ velmesakine ve yoksullara · وَٱلْمُهَـٰجِرِينَ velmuhacirine ve hicret edenlere · فِى fi · سَبِيلِ sebili yolunda · ٱللَّهِ ۖ llahi Allah · وَلْيَعْفُوا۟ velyea'fu ve affetsinler · وَلْيَصْفَحُوٓا۟ ۗ velyesfehu ve hoşgörsünler · أَلَا ela · تُحِبُّونَ tuhibbune sevmez misiniz? · أَن en · يَغْفِرَ yegfira bağışlamasını · ٱللَّهُ llahu Allah'ın · لَكُمْ ۗ lekum sizi · وَٱللَّهُ vallahu ve Allah · غَفُورٌۭ gafurun bağışlayandır · رَّحِيمٌ rahimun esirgeyendir • الو (Alw) kökü: Gerekeni yapmaktan yoksun olmak/eksik kalmak, yavaş/ağır/halsiz/zayıf, ayrılmamak/bırakmamak/vazgeçmemek/ihmal etmek, yemin etmek, sahip/malik, bir işi yöneten/denetleyen kişi, kadar/dek, ilaveten/herhangi bir şeye… • اول (Awl) kökü: ilk, birinci, önce, evvel, baş, önceki, ön, başlangıç • فضل (fDl) kökü: üstün olmak, seçkin olmak, aşmak, üstün, kazanmak/hediye, fayda/nimet/iyilik/lütuf bahşetmek • وسع (wsE) kökü: Bol olmak, içine almak, kavramak, sarıp sarmalamak. • اتي (Aty) kökü: Gelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak… • قرب (qrb) kökü: Yakın olmak, yaklaşmak, teklif etmek, ilişki veya rütbede yakın olmak, el altında olmak, yaklaşmak. Qurbatun - yakınlık, yakınlaşma araçları, akrabalık, ilişki. Qurubatan (çoğul qurubatun) - insanları Allah'a… • سكن (skn) kökü: Sakin olmak, durgun olmak, hareketsiz kalmak, dinmek, yatışmak, sükûnet bulmak, yerleşmek, oturmak, ikamet etmek, yuva kurmak, huzur bulmak, sessizleşmek • هجر (hjr) kökü: Terk etmek/bırakmak/vazgeçmek/ayrılmak/reddetmek/çekilmek, kendini bir şeyden ayırmak, ilişkiyi kesmek, sakınmak, uzak durmak, bedenen veya dil ile ya da kalben terk etmek, şehvet ve kötü davranışlardan uzaklaşmak. Hijr… • سبل (sbl) kökü: yol, yöntem, araç, vesile, geçit, patika, yollar, çare, olanak, sebep • عفو (Efw) kökü: Affetmek, bağışlamak, çoğalmak, üzerinden geçmek, vazgeçmek, büyümek, çoğalmak, tüm izleri silmek, bağışlamak, hak edilenden fazlasını vermek, hakkından tamamen veya kısmen vazgeçmek. Afina (afin'in çoğul hali)… • صفح (SfH) kökü: Affetmek/bağışlamak/görmezden gelmek, kaçınmak, kendini uzaklaştırmak, itmek, söndürmek, uzaklaşmak. safhun - af. safhan - uzaklaşma, kaçınma. • حبب (Hbb) kökü: Sevilmek/sevilen olmak, etkilenmek/hoşlanılmak/onaylanmak, sevgi objesi olmak, sevimli/hoş/çekici olmak, bir şeyden zevk almak, hareketsiz durmak veya duraklamak, yorgun/bitkin olmak, bir şeyi başka bir şeye… • غفر (gfr) kökü: korumak, örtmek, gizlemek, siper etmek, miğfer, affetmek, bağışlamak, koruma/af dilemek • رحم (rHm) kökü: merhamet etmek, şefkat göstermek, severek ve acıyarak korumak. Yufka yürekli olmak, acımak, birinin üzüntüsüne ortak olmak. Acınacak durumda bulunan kimseye yönelik yufka yüreklilik ve şefkat. Lütufta bulunma. • Nur suresi 64 ayettir; bu 22. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).