Onlara, gerçeği ortaya koyan ayetlerimiz gelince, "Bu apaçık sihirdir." dediler.
Neml 27:13فَلَمَّا جَٓاءَتْهُمْ اٰيَاتُنَا مُبْصِرَةً قَالُوا هٰذَا سِحْرٌ مُب۪ينٌۚ • Fe lemma caethum ayatuna mubsıraten kalu haza sihrun mubin. • Meal: Onlara, gerçeği ortaya koyan ayetlerimiz[1] gelince, "Bu apaçık sihirdir." dediler. • Dipnot 1: Mucize, kanıt, işaret. • Kelime kelime: فَلَمَّا felemma ne zaman ki · جَآءَتْهُمْ ca'ethum onlara gelince · ءَايَـٰتُنَا ayatuna ayetlerimiz · مُبْصِرَةًۭ mubsiraten açıkça görünen · قَالُوا۟ kalu dediler · هَـٰذَا haza bu · سِحْرٌۭ sihrun bir büyüdür · مُّبِينٌۭ mubinun apaçık • جيا (jyA) kökü: gelmek/yapmak, işlemek, (bi edatıyla) getirmek, üretmek, (2:275) almak • ايي (Ayy) kökü: İmza, belirgin işaret, alamet, iz, im, damga, gösterge, mesaj, kanıt, ispat, mucize, iletişim, Kuran-ı Kerim ayeti. Tam olarak, normalde pek belirgin olmayan bir şey üzerindeki herhangi belirgin bir şeyi ifade eder… • بصر (bSr) kökü: görme, bakma, gözle görmek, görüş, göz, dikkatle bakma, görme gücü, görüş açısı • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • سحر (sHr) kökü: Büyü yapmak, sihir yapmak, büyülemek, aldatmak, göz boyamak, hipnotize etmek, etkilemek, baştan çıkarmak, kandırmak, şafak vakti, tan vakti, seher vakti • بين (byn) kökü: Bir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma… • Neml suresi 93 ayettir; bu 13. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).