Elçilerimiz Lut'a vardıkları zaman, onların gelmelerinden dolayı telaşlandı, sarkıntılık yapacaklarını düşünerek içi daraldı. Elçiler: "Korkma ve üzülme; Biz -geride kalanlarla beraber olacak olan karın hariç- seni ve ehlini mutlaka kurtaracağız." dediler.
Ankebut 29:33وَلَمَّٓا اَنْ جَٓاءَتْ رُسُلُنَا لُـوطاً س۪ٓيءَ بِهِمْ وَضَـاقَ بِهِمْ ذَرْعاً وَقَالُوا لَا تَخَفْ وَلَا تَحْزَنْ۠ اِنَّا مُنَجُّوكَ وَاَهْلَكَ اِلَّا امْرَاَتَكَ كَانَتْ مِنَ الْغَابِر۪ينَ • Ve lemma en caet rusuluna lutan sie bihim ve daka bihim zer'an, ve kalu la tehaf ve la tahzen, inna muneccuke ve ehleke illemreeteke kanet minel gabirin. • Meal: Elçilerimiz Lut'a vardıkları zaman, onların gelmelerinden dolayı telaşlandı, sarkıntılık yapacaklarını düşünerek içi daraldı. Elçiler: "Korkma ve üzülme; Biz -geride kalanlarla beraber olacak olan karın hariç- seni ve ehlini mutlaka kurtaracağız." dediler. • Kelime kelime: وَلَمَّآ velemma ne zaman ki · أَن en · جَآءَتْ ca'et geldi · رُسُلُنَا rusuluna elçilerimiz · لُوطًۭا luten Lut'a · سِىٓءَ si'e fenalaştı · بِهِمْ bihim onlar yüzünden · وَضَاقَ ve daka ve daraldı · بِهِمْ bihim onlar hakkında · ذَرْعًۭا zer'an huzursuzca · وَقَالُوا۟ ve kalu ve dediler · لَا la · تَخَفْ tehaf korkma · وَلَا ve la ve ne de · تَحْزَنْ ۖ tehzen üzülme · إِنَّا inna elbette biz · مُنَجُّوكَ muneccuke seni kurtaracağız · وَأَهْلَكَ ve ehleke ve aileni · إِلَّا illa yalnız · ٱمْرَأَتَكَ mraeteke karın · كَانَتْ kanet olmuştur · مِنَ mine -dan · ٱلْغَـٰبِرِينَ l-gabirine kalacaklar- • جيا (jyA) kökü: gelmek/yapmak, işlemek, (bi edatıyla) getirmek, üretmek, (2:275) almak • رسل (rsl) kökü: Bir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul… • سوا (swA) kökü: eşit, düz, beraber, denk, aynı, birlikte, eşit olmak, düzleşmek • ضيق (Dyq) kökü: Daraldı veya sıkıştı. Bir şeyle tıkandı, aşırı doldu veya taştı. • ذرع (prE) kökü: Kubit ile ölçmek, yürüyüşte ön ayakları uzatmak, (deveyi) binmek için indirmek, üstesinden gelmek, arkadan boğmak, (yüzmede) kolu kaldırıp uzatmak, eli uzatma, geniş bir şekilde yaymak, güç/kuvvet, ölçmek, uzunluk, ön… • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • خوف (xwf) kökü: Korkmak, korkmak/ürkmek/dehşete düşmek, birine korku vermek, azaltmak veya eksiltmek veya almak, bir şeyden azar azar almak, bir şeyin kenarlarından almak, katletmek veya savaşmak • حزن (Hzn) kökü: Üzülmek, yas tutmak/ağlamak/inlemek, kederli/üzgün/mutsuz olmak, bir kişinin üzülmesine veya mutsuz ya da kederli olmasına neden olmak, engebeli veya sert olmak [bir yer veya zemin için], ayrıca (bir hayvan için)… • نجو (njw) kökü: Kurtarılmak, teslim edilmek, kurtulmak, kaçmak, özgür kalmak. Fısıldamak (bir sır), sır vermek. • اهل (Ahl) kökü: sahip/insanlar/halk, okuyan/ezberleyen kişi, yönetici/sahip, ev halkı/aile/evde yaşayanlar • مرا (mrA) kökü: Acı olmak, sıkıntılı olmak, zorlamak, tartışmak, münakaşa etmek, şüphe etmek, süt sağmak, geçmek, yürümek, sıvazlamak, kadın • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • غبر (gbr) kökü: Tozlu olmak, toz renkli olmak, geride kalmak, karanlık/kasvet, kalmak, sürmek, devam etmek, oyalanmak, durmak, beklemek, geçip gitmek, nükseden/tekrar ortaya çıkan • Ankebut suresi 69 ayettir; bu 33. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).