İşte böylece sana Kitap'ı indirdik. Kendilerine Kitap ulaştırdıklarımız, ona iman ederler. Şu kimselerden de O'na iman edecekler vardır. Kafirlerden başkası ayetlerimizi inkar etmez.
Ankebut 29:47وَكَذٰلِكَ اَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ الْكِتَابَۜ فَالَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يُؤْمِنُونَ بِه۪ۚ وَمِنْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ مَنْ يُؤْمِنُ بِه۪ۜ وَمَا يَجْحَدُ بِاٰيَاتِنَٓا اِلَّا الْكَافِرُونَ • Ve kezalike enzelna ileykel kitab, fellezine ateyna humul kitabe yu'minune bih, ve min haulai men yu'minu bih, ve ma yechadu bi ayatina illel kafirun. • Meal: İşte böylece sana Kitap'ı indirdik. Kendilerine Kitap ulaştırdıklarımız,[1] ona iman ederler. Şu kimselerden[2] de O'na iman edecekler vardır. Kafirlerden başkası ayetlerimizi inkar etmez. • Dipnot 1: Araplar'dan. • Dipnot 2: Daha önce Kitap verdiklerimiz. • Kelime kelime: وَكَذَٰلِكَ ve kezalike ve işte böylece · أَنزَلْنَآ enzelna indirdik · إِلَيْكَ ileyke sana · ٱلْكِتَـٰبَ ۚ l-kitabe Kitabı · فَٱلَّذِينَ fellezine kimseler · ءَاتَيْنَـٰهُمُ ateynahumu kendilerine verdiklerimiz · ٱلْكِتَـٰبَ l-kitabe Kitabı · يُؤْمِنُونَ yu'minune inanırlar · بِهِۦ ۖ bihi ona · وَمِنْ ve min ve · هَـٰٓؤُلَآءِ ha'ula'i şunlardan (Araplardan) · مَن men kimseler · يُؤْمِنُ yu'minu inananırlar · بِهِۦ ۚ bihi ona · وَمَا ve ma ve · يَجْحَدُ yechadu inkar etmez · بِـَٔايَـٰتِنَآ biayatina ayetlerimizi · إِلَّا illa başkası · ٱلْكَـٰفِرُونَ l-kafirune kafirlerden • نزل (nzl) kökü: inmek, aşağı gelmek, olaylara rastlamak, bir yere inip konmak, bir yerde konakmak. indirmek, gönderme. Bir misafir için hazırlanan şey, ikametgah, hediye. Konak, mevki. Aşağı indirmek, göndermek. Aşağı inme, vahiy… • كتب (ktb) kökü: yazmak, dikte ettirmek, emretmek/tayin etmek/buyurmak, hüküm vermek/karar çıkarmak, bir araya getirmek, toplamak, birleştirmek/bağlamak, dikmek, yazılı (kanun gibi), yazı biçimi/şekli, kitap, kitapçı, yazılan şey… • اتي (Aty) kökü: Gelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak… • امن (Amn) kökü: güvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir… • جحد (jHd) kökü: Bir şeyi inkar etmek veya kabul etmemek, cimri veya açgözlü olmak, fakir olmak veya az iyiliğe sahip olmak, dağılmış veya saçılmış olmak, miktar olarak az, kıt olmak. • ايي (Ayy) kökü: İmza, belirgin işaret, alamet, iz, im, damga, gösterge, mesaj, kanıt, ispat, mucize, iletişim, Kuran-ı Kerim ayeti. Tam olarak, normalde pek belirgin olmayan bir şey üzerindeki herhangi belirgin bir şeyi ifade eder… • كفر (kfr) kökü: Gizlemek, örtmek, reddetmek, inanmamak, müteşekkir olmamak, şükran duymamak, nankörlük etmek, tanımamak, inkar, imansız, siyah at, karanlık gece, ekici / çiftçi. Türkçe’ye girmiş türevler : kâfir, küfür, kefere, küffar… • Ankebut suresi 69 ayettir; bu 47. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).