O gün, kimi yüzler ağaracak, kimi yüzler kararacak. Yüzleri kararanlara: "İmanınızdan sonra Kafir mi oldunuz? Öyle ise kafir olmanız nedeniyle azabı tadın." denilecek.
Ali İmran 3:106يَوْمَ تَبْيَضُّ وُجُوهٌ وَتَسْوَدُّ وُجُوهٌۚ فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اسْوَدَّتْ وُجُوهُهُمْ۠ اَكَفَرْتُمْ بَعْدَ ا۪يمَانِكُمْ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ • Yevme tebyaddu vucuhun ve tesveddu vucuh, fe emmellezinesveddet vucuhuhum e kefertum ba'de imanikum fe zukul azabe bima kuntum tekfurun. • Meal: O gün, kimi yüzler ağaracak, kimi yüzler kararacak. Yüzleri kararanlara: "İmanınızdan sonra Kafir mi oldunuz? Öyle ise kafir olmanız nedeniyle azabı tadın." denilecek. • Kelime kelime: يَوْمَ yevme O gün · تَبْيَضُّ tebyeddu ağarır · وُجُوهٌۭ vucuhun (bazı) yüzler · وَتَسْوَدُّ ve tesve ddu kararır · وُجُوهٌۭ ۚ vucuhun (bazı) yüzler · فَأَمَّا feemma o zaman · ٱلَّذِينَ ellezine kimselere · ٱسْوَدَّتْ sveddet kararan · وُجُوهُهُمْ vucuhuhum yüzleri · أَكَفَرْتُم ekefertum inkar ettiniz ha? (denilir) · بَعْدَ bea'de sonra · إِيمَـٰنِكُمْ imanikum inanmanızdan · فَذُوقُوا۟ fezuku öyle ise tadın · ٱلْعَذَابَ l-azabe azabı · بِمَا bima karşılık · كُنتُمْ kuntum etmenize · تَكْفُرُونَ tekfurune inkar • يوم (ywm) kökü: Gün, dönem, periyot, zaman, bugün, bu / şu gün, çağ/zaman periyodu, güneşin belli bir noktaya kadar yükseliş süreci, kaza veya olay.. Türkçe’ye girmiş türevler : yevm, eyyam, eyyamcı, yevmiye, yevmiyeci • بيض (byD) kökü: Beyaz olmak, beyazlamak, yumurtlamak, ağarmak, beyaza çalmak, beyazlaştırmak • وجه (wjh) kökü: Yüzleşmek/karşılaşmak/yüz yüze gelmek, yüz, irade, takip edilen amaç/hedef, gidilen/bakılan yer/yön, bir şeyin yolu, değerlendirme/saygı. • سود (swd) kökü: Siyah olmak, kararmak, kara renk, egemen olmak, hüküm sürmek, liderlik etmek, başkanlık etmek, efendi olmak • كفر (kfr) kökü: Gizlemek, örtmek, reddetmek, inanmamak, müteşekkir olmamak, şükran duymamak, nankörlük etmek, tanımamak, inkar, imansız, siyah at, karanlık gece, ekici / çiftçi. Türkçe’ye girmiş türevler : kâfir, küfür, kefere, küffar… • بعد (bEd) kökü: sonra, ardından, ardından gelen, uzaklık, öteye, bir şeyin ardından, geçiş, uzak olmak, geçmek, gecikme • امن (Amn) kökü: güvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir… • ذوق (pwq) kökü: Tadmak, tatmak, tat, zevk, hoşa giden şey, beğeni, damak tadı, keyif, hoşlanmak, zevk almak, haz duymak, estetik duygu • عذب (Epb) kökü: cezalandırma, azarlamak, ceza, işkence, acı, eziyet, sıkıntı, ağır ceza, kaçınmak/vazgeçmek, bir haktan vazgeçmek, feragat etmek, çıkmak, engel olmak zorluk çıkarmak. Bir şey inkar etmek, biri tarafından konulan engel… • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • Ali İmran suresi 200 ayettir; bu 106. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).