Nice Nebilerle, rabbani olanlar birlikte savaştı. Bunlar, Allah yolunda başlarına gelenlerden dolayı yılmadılar, zayıflık göstermediler ve boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever.
Ali İmran 3:146وَكَاَيِّنْ مِنْ نَبِيٍّ قَاتَلَۙ مَعَهُ رِبِّيُّونَ كَث۪يرٌۚ فَمَا وَهَنُوا لِمَٓا اَصَابَهُمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَمَا ضَعُفُوا وَمَا اسْتَكَانُواۜ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الصَّابِر۪ينَ • Ve keeyyin min nebiyyin katele, meahu rıbbiyyune kesir, fe ma vehenu li ma asabehum fi sebilillahi ve ma daufu ve mestekanu vallahu yuhibbus sabirin. • Meal: Nice Nebilerle, rabbani[1] olanlar birlikte savaştı. Bunlar, Allah yolunda başlarına gelenlerden dolayı yılmadılar, zayıflık göstermediler ve boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever. • Dipnot 1: Kendisini Allah'a adamış olan. • Kelime kelime: وَكَأَيِّن ve keeyyin nice var ki · مِّن min den · نَّبِىٍّۢ nebiyyin nebi- · قَـٰتَلَ katele çarpıştılar · مَعَهُۥ meahu kendileriyle beraber · رِبِّيُّونَ ribbiyyune Rabbani (erenler) · كَثِيرٌۭ kesirun birçok · فَمَا fema · وَهَنُوا۟ vehenu yılmadılar · لِمَآ lima şeylerden · أَصَابَهُمْ esabehum başlarında gelen · فِى fi · سَبِيلِ sebili yolunda · ٱللَّهِ llahi Allah · وَمَا ve ma · ضَعُفُوا۟ deufu zayıflık göstermediler · وَمَا ve ma · ٱسْتَكَانُوا۟ ۗ stekanu boyun eğmediler · وَٱللَّهُ vallahu Allah · يُحِبُّ yuhibbu sever · ٱلصَّـٰبِرِينَ s-sabirine sabredenleri • نبا (nbA) kökü: yüksek olmak, yüce olmak, yüceltilmek/yükseltilmek, bilgilendirmek/haberdar etmek, alçak sesle/tonda konuşmak, ağlamak, havlamak, peygamberlik armağanı, peygamber • قتل (qtl) kökü: öldürmek, idam etmek, suçlanmak, katletmek/öldürmek/boğazlamak/kesip biçmek, öldürmeye teşebbüs etmek, kişiyi öldürülmüş gibi göstermek, savaşmak/çarpışmak/mücadele etmek, ustalaşmak, mücadele etmek/dövüşmek, ölümcül… • ربب (rbb) kökü: Usta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren… • كثر (kvr) kökü: Sayı veya miktar olarak aşmak, artmak, çoğalmak, sık sık olmak, bol, zenginlik; Çok olmak, sayıca fazla olmak, kalabalık olmak, ataları çok olan veya iyi işleri çok olan bir insan. Çok iyiliğe sahip olan insan, diğer… • وهن (whn) kökü: Zayıf/güçsüz/bitkin/sakat olmak, gevşek, uyuşuk. • صوب (Swb) kökü: dökmek, isabet etmek, inmek. asaaba - yetişmek, başına gelmek, üzerine düşmek, irade etmek, etkilemek, felakete uğratmak, maksatlamak, dilemek. sawaabun - doğru şey, doğru yol. musiibun - başına gelen şey. musiibatun… • سبل (sbl) kökü: yol, yöntem, araç, vesile, geçit, patika, yollar, çare, olanak, sebep • ضعف (DEf) kökü: Zayıf/güçsüz/hasta olmak. Bir kişiyi zayıf düşünmek, saymak, davranmak veya görmek. Aşmak, iki kat, çok katlı, ikiye katlamak, üçe katlamak, çoklu kelimeler. Benzer, eşit miktar veya bir o kadar daha. • كين (kyn) kökü: Teslim olmak, alçakgönüllü olmak, istifa etmek. • حبب (Hbb) kökü: Sevilmek/sevilen olmak, etkilenmek/hoşlanılmak/onaylanmak, sevgi objesi olmak, sevimli/hoş/çekici olmak, bir şeyden zevk almak, hareketsiz durmak veya duraklamak, yorgun/bitkin olmak, bir şeyi başka bir şeye… • صبر (Sbr) kökü: direnmek, dayanmak, bağlamak, sabırlı veya kararlı olmak, sabırla dayanmak, mantık ve emirlere kararlılıkla bağlı kalmak, mantık ve yasaların yasakladığı şeylerden kendini alıkoymak, üzüntü, huzursuzluk ve sabırsızlığı… • Ali İmran suresi 200 ayettir; bu 146. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).