Şimdi seni yalanlayanlar; senden önce açık kanıtlarla, zeburlar ve aydınlatıcı kitaplarla gelen Resulleri de yalanlamışlardı.
Ali İmran 3:184فَاِنْ كَذَّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ جَٓاؤُ۫ بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ وَالْكِتَابِ الْمُن۪يرِ • Fe in kezzebuke fe kad kuzzibe rusulun min kablike cau bil beyyinati vez zuburi vel kitabil munir. • Meal: Şimdi seni yalanlayanlar; senden önce açık kanıtlarla, zeburlar[1] ve aydınlatıcı kitaplarla gelen Resulleri de yalanlamışlardı. • Dipnot 1: Sahifeler, hikmet dolu yazılı metinler. • Kelime kelime: فَإِن fein eğer · كَذَّبُوكَ kezzebuke seni yalanladılarsa · فَقَدْ fekad doğrusu · كُذِّبَ kuzzibe yalanlanmıştı · رُسُلٌۭ rusulun resuller de · مِّن min · قَبْلِكَ kablike senden önce · جَآءُو ca'u getiren · بِٱلْبَيِّنَـٰتِ bil-beyyinati açık deliller · وَٱلزُّبُرِ ve zzuburi hikmetli sahifeler · وَٱلْكِتَـٰبِ velkitabi ve Kitabı · ٱلْمُنِيرِ l-muniri aydınlatıcı • كذب (kpb) kökü: Yalan söylemek, gerçek olmayan şeyleri söylemek, uydurma bir yalan söylemek, bir yalan ileri sürmek, bir yalan anlatmak, bir yalan söylemek, yanlış olmak, kesilmek, aldatmak, beklentileri boşa çıkarmak. • رسل (rsl) kökü: Bir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul… • قبل (qbl) kökü: kabul etmek/almak/karşılamak/razı olmak, birisiyle karşılaşmak/buluşmak, karşı koymak/karşılaştırmak/dengelemek/tazmin etmek, ön taraf (12:26), onaylamak, lütfetmek • جيا (jyA) kökü: gelmek/yapmak, işlemek, (bi edatıyla) getirmek, üretmek, (2:275) almak • بين (byn) kökü: Bir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma… • زبر (zbr) kökü: Kuyuyu kaplamak, iç duvar, bir parçanın diğerinin üzerine inşası, kontrol etmek/kısıtlamak/yasaklamak, engellenmek/alıkonulmak/tutulmak, iyi/ustalıkla/sağlam yazmak, okumak/ezberden okumak, büyük/cesur/yiğit olmak… • كتب (ktb) kökü: yazmak, dikte ettirmek, emretmek/tayin etmek/buyurmak, hüküm vermek/karar çıkarmak, bir araya getirmek, toplamak, birleştirmek/bağlamak, dikmek, yazılı (kanun gibi), yazı biçimi/şekli, kitap, kitapçı, yazılan şey… • نور (nwr) kökü: ateş, alev, sıcaklık, savaş, ışık, parıldamak, parlak ışık saçmak, tahrik etmek, sinirlendirmek veya savaşa kışkırtmak • Ali İmran suresi 200 ayettir; bu 184. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).