Salatı ikame ettikten sonra ayakta, oturarak ve yanlarınız üzerinde Allah'ı anın. Güvene kavuştuğunuz zaman, salatı gereği gibi ikame edin. Kuşkusuz salat, belirlenmiş vakitlerde Mü'minler üzerine yazılmıştır.
Nisa 4:103فَاِذَا قَضَيْتُمُ الصَّلٰوةَ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ قِيَاماً وَقُعُوداً وَعَلٰى جُنُوبِكُمْۚ فَاِذَا اطْمَأْنَنْتُمْ فَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَۚ اِنَّ الصَّلٰوةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ كِتَاباً مَوْقُوتاً • Fe iza kadaytumus salate fezkurullahe kıyamen ve kuuden ve ala cunubikum, fe izatma'nentum fe ekimus salat, innes salate kanet alal mu'minine kitaben mevkuta. • Meal: Salatı ikame ettikten[1] sonra ayakta, oturarak ve yanlarınız üzerinde Allah'ı anın. Güvene kavuştuğunuz zaman, salatı gereği gibi ikame edin. Kuşkusuz salat, belirlenmiş vakitlerde[2] Mü'minler üzerine yazılmıştır.[3] • Dipnot 1: Namaz, vakitleri içinde eda edilmelidir. Kur'an'da geçen namaz vakitleri üçtür: Sabah, akşam ve gece. Sabah namazının vakti Güneş doğmadan önceki alaca karanlık olan fecir vaktidir. Akşam namazının vakti, Güneş battıktan sonra karanlığın iyice çökme zamanına kadardır. Bu da Güneş'in batımından sonraki yaklaşık 45 dakikadır. Gece namazının vakti ise akşam namazının vaktinden sonra başlar ve gecenin ilk bölümü olan gecenin yarısına kadar devam eder. Kur'an'da bir de Cuma günü, Cum'a namazının eda edilmesi istenmektedir. Ancak isteyen, kendisine özgü olarak bu vakitlerin dışında da istediği zamanlarda ve istediği kadar namaz kılabilir. • Dipnot 2: Farz kılındı. Zorunlu kılındı. Takdir edildi, belirlendi. • Dipnot 3: Namazı kıldıktan. • Kelime kelime: فَإِذَا feiza zaman · قَضَيْتُمُ kadeytumu bitirdiğiniz · ٱلصَّلَوٰةَ s-salate salatı · فَٱذْكُرُوا۟ fezkuru anın · ٱللَّهَ llahe Allah'ı · قِيَـٰمًۭا kiyamen ayakta · وَقُعُودًۭا ve kuuden ve oturarak · وَعَلَىٰ ve ala ve üzerinde (uzanarak) · جُنُوبِكُمْ ۚ cunubikum yanlarınız · فَإِذَا feiza zaman · ٱطْمَأْنَنتُمْ tme'nentum güvene kavuştuğunuz · فَأَقِيمُوا۟ feekimu ayağa kaldırın · ٱلصَّلَوٰةَ ۚ s-salate salatı · إِنَّ inne şüphesiz · ٱلصَّلَوٰةَ s-salate salatı · كَانَتْ kanet · عَلَى ala üzerine · ٱلْمُؤْمِنِينَ l-mu'minine mü'minler · كِتَـٰبًۭا kitaben yazılmıştır · مَّوْقُوتًۭا mevkuten vakitli olarak • قضي (qDy) kökü: Tamamen bitirmek, kararlaştırmak/hükmetmek/yargısal karar vermek, hüküm vermek, yaratmak, sona erdirmek, elde etmek/başarmak/tatmin etmek, uygulamak, çözümlemek, yerine getirmek, duyurmak, açığa çıkarmak • صلو (Slw) kökü: Hayvanın arka orta bölümü, kuyruğunun çıktığı yer, sırtlamak, desteklemek, uyluklamak, yakından takip etmek, arkasından yürümek/takip etmek, (Musalli > önde giden atı izleyen arkadaki at) bağlı kalmak, söylev, nutuk… • ذكر (pkr) kökü: hatırlamak/anmak/hatırlatmak, ezberlemek için çalışmak, hatırlatmak, akılda tutmak, düşünceli/özenli olmak, bahsetmek/anlatmak/aktarmak, yüceltmek/övmek, uyarmak/ikaz etmek (örn. dhikra 2. çekimdir ve dhikr'den daha… • قوم (qwm) kökü: Kıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk… • قعد (qEd) kökü: Oturmak, geride kalmak, geri tutmak, oyalanmak, pusu kurmak, hareketsiz oturmak, yerinde kalmak, vazgeçmek, sakınmak, geri durmak, tuzak kurmak, tuzak hazırlamak, ihmal etmek, oturma eylemi, temel/baz, çocuk doğurma… • جنب (jnb) kökü: Yan taraf, uzak durmak, kenara çekilmek, kaçınmak, sakınmak, yanında olmak, beraber olmak, yabancı olmak, cünüp olmak, uzaklaştırmak • طمن (Tmn) kökü: Sakin olmak, rahatlamak, huzur bulmak, güvenmek, emin olmak, içi rahat olmak, endişeden kurtulmak • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • امن (Amn) kökü: güvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir… • كتب (ktb) kökü: yazmak, dikte ettirmek, emretmek/tayin etmek/buyurmak, hüküm vermek/karar çıkarmak, bir araya getirmek, toplamak, birleştirmek/bağlamak, dikmek, yazılı (kanun gibi), yazı biçimi/şekli, kitap, kitapçı, yazılan şey… • وقت (wqt) kökü: Bir şeyi zamana göre sabitlemek, belirlemek/sınırlamak, zaman atamak/bildirmek/tayin etmek, zaman ölçüsü (örn. mevsim). • Nisa suresi 176 ayettir; bu 103. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).