Allah'a kulluk edin. Hiçbir şeyi O'na ortak koşmayın. Anne ve babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yol oğluna, yeminle hak sahibi olduğunuz kimselere iyilik edin. Kuşkusuz Allah, kibirli ve kendini övenleri sevmez.
Nisa 4:36وَاعْبُدُوا اللّٰهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِه۪ شَيْـٔاً وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَاناً وَبِذِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينِ وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبٰى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالْجَنْبِ وَابْنِ السَّب۪يلِۙ وَمَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ مُخْتَالاً فَخُوراًۙ • Va'budullahe ve la tuşriku bihi şeyen ve bil valideyni ihsanen ve bizil kurba vel yetama vel mesakini vel cari zil kurba vel caril cunubi ves sahıbi bil cenbi vebnis sebili, ve ma meleket eymanukum. İnnallahe la yuhıbbu men kane muhtalen fehura. • Meal: Allah'a kulluk edin. Hiçbir şeyi O'na ortak koşmayın. Anne ve babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yol oğluna,[1] yeminle hak sahibi olduğunuz kimselere[2] iyilik edin. Kuşkusuz Allah, kibirli ve kendini övenleri sevmez. • Dipnot 1: "İbnu's-sebili," deyim olarak "yol oğlu" demektir. Bu deyime, "yolda kalanlar" anlamı verilmesi doğru değildir. Zira sebil, karayolu anlamında "yol" demek değildir. Sebil, bir konuda seçim yapmak anlamında "iki yol" dan birini seçmek yani "tercih edilen yol" demektir. Hakk veya Batıl yoldan birini tercih etmektir. Bu deyimin anlamı "yolda kalanlar" değil, kendisini Allah'ın yoluna adamış olanlardır. Ayrıca yaptığı şey imkansızlık nedeni ile yarım kalan kimselere de denmektedir. • Dipnot 2: 4:3. ayetin 6.dipnotu. • Kelime kelime: وَٱعْبُدُوا۟ vea'budu ve kulluk edin · ٱللَّهَ llahe Allah'a · وَلَا ve la · تُشْرِكُوا۟ tuşriku ortak koşmayın · بِهِۦ bihi O'na · شَيْـًۭٔا ۖ şey'en hiçbir şeyi · وَبِٱلْوَٰلِدَيْنِ ve bil-valideyni ve ana babaya · إِحْسَـٰنًۭا ihsanen iyilik edin · وَبِذِى ve bizi ve · ٱلْقُرْبَىٰ l-kurba akrabaya · وَٱلْيَتَـٰمَىٰ velyetama ve öksüzlere · وَٱلْمَسَـٰكِينِ velmesakini ve yoksullara · وَٱلْجَارِ velcari ve komşuya · ذِى zi · ٱلْقُرْبَىٰ l-kurba yakın · وَٱلْجَارِ velcari ve komşuya · ٱلْجُنُبِ l-cunubi uzak · وَٱلصَّاحِبِ ve ssahibi ve arkadaşa · بِٱلْجَنۢبِ bil-cenbi yan(ınız)daki · وَٱبْنِ vebni ve · ٱلسَّبِيلِ s-sebili yolcuya · وَمَا ve ma ve · مَلَكَتْ meleket malik oldukları · أَيْمَـٰنُكُمْ ۗ eymanukum yeminlerinizin · إِنَّ inne şüphesiz · ٱللَّهَ llahe Allah · لَا la · يُحِبُّ yuhibbu sevmez · مَن men kimselerin · كَانَ kane · مُخْتَالًۭا muhtalen kurumlu · فَخُورًا fehuran böbürlenen • عبد (Ebd) kökü: hizmet etmek, ibadet etmek, tapmak, bir şey etkisini kabul etmek, teslimiyetle veya tevazu ile itaat etmek, onaylamak, uygulamak, adamak, itaat etmek, köle, kontrol altına almak, bir araya getirmek, esir etmek • شرك ($rk) kökü: yoldaş/ortak olmak, paylaşmak. şirkun - paylaşma, katılım, çok tanrıcılık, putperestlik, Allah'a ortak koşmak. şerik (çoğul: şüreka) - ortak, partner, paylaşımcı. İkinci çekim isimleri, bitişik zamirlerle takip… • شيا ($yA) kökü: irade etmek / dilemek, planlamak, var etmek, meydana getirmek - şey/eşya, herhangi bir mesele, bir şey, istenen veya dilenen, zerre, herhangi bir kapsam. Doğrudan nesnel bir durum söz konusu olduğunda \"azıcık\"… • ولد (wld) kökü: doğurmak, dünyaya getirmek • حسن (Hsn) kökü: Yakışıklı olmak, iyi olmak, iyi/güzel/hoş/memnun edici görünmek, mükemmel olmak, bir şeyi iyi veya güzel yapmak/kılmak, bir şeyi güzelleştirmek/süslemek/bezemek, iyilikte çabalamak veya rekabet etmek, iyi yapmak veya… • قرب (qrb) kökü: Yakın olmak, yaklaşmak, teklif etmek, ilişki veya rütbede yakın olmak, el altında olmak, yaklaşmak. Qurbatun - yakınlık, yakınlaşma araçları, akrabalık, ilişki. Qurubatan (çoğul qurubatun) - insanları Allah'a… • يتم (ytm) kökü: Yetim, babasız olmak, yalnız kalmak, yorgun, dul kalmak, ergenlik-erişkinlik öncesi babasız kalmak • سكن (skn) kökü: Sakin olmak, durgun olmak, hareketsiz kalmak, dinmek, yatışmak, sükûnet bulmak, yerleşmek, oturmak, ikamet etmek, yuva kurmak, huzur bulmak, sessizleşmek • جور (jwr) kökü: Düşüşe geçmek veya sapmak, yanlış ya da haksız davranmak, yakınında veya yakın yaşamak (bir başkasına), korumak, kurtarmak veya sığınma vermek. • جنب (jnb) kökü: Yan taraf, uzak durmak, kenara çekilmek, kaçınmak, sakınmak, yanında olmak, beraber olmak, yabancı olmak, cünüp olmak, uzaklaştırmak • صحب (SHb) kökü: eşlik etmek, ilişkilendirmek, arkadaş veya yoldaş olmak. saahibun (çoğul: sahbuun ve ashaabun) - yoldaş, ortak, herhangi bir niteliğin veya şeyin sahibi, herhangi bir şeyle yakın ilişki içinde olan, arkadaş ve herhangi… • بني (bny) kökü: inşa etmek, yapmak, kurmak, oluşturmak, bina yapmak, yapı, nesil, soy, aile • سبل (sbl) kökü: yol, yöntem, araç, vesile, geçit, patika, yollar, çare, olanak, sebep • ملك (mlk) kökü: Hükmetmek/emretmek/saltanat sürmek, muktedir olmak/yapabilmek, kontrol etmek, güç/yetki/otorite, kral/hükümdar, krallık/hükümdarlık. • يمن (ymn) kökü: Sağ taraf, sağ, sağ el, yemin, kutsama, sağa yönlendirmek, bereket sebebi olmak, müreffeh/şanslı/talihli. • حبب (Hbb) kökü: Sevilmek/sevilen olmak, etkilenmek/hoşlanılmak/onaylanmak, sevgi objesi olmak, sevimli/hoş/çekici olmak, bir şeyden zevk almak, hareketsiz durmak veya duraklamak, yorgun/bitkin olmak, bir şeyi başka bir şeye… • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • خيل (xyl) kökü: Bir şey hakkında düşünmek veya fikir sahibi olmak, tahmin etmek veya hayal etmek, aksamak veya duraksamak, hafif topallık, bir şeyi zihinde canlandırmak (imge oluşturmak), algılamak veya keşfetmek, şüphe veya kuşku… • فخر (fxr) kökü: Kendini yüceltme/büyütme, övünme, küçümseme/aşağılama, gururlu/kibirli, uzun/yüksek/büyük, mükemmel kalite, pişmiş çömlek/kil, toprak kap. • Nisa suresi 176 ayettir; bu 36. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).