Allah, kimi sapkınlıkta bırakırsa, artık bunun ardından onun için bir veli bulunmaz. Haksızlık yapanların, azabı gördüklerinde: "Acaba geri dönmenin bir yolu var mı?" dediklerini göreceksin.
Şura 42:44وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ وَلِيٍّ مِنْ بَعْدِه۪ۜ وَتَرَى الظَّالِم۪ينَ لَمَّا رَاَوُا الْعَذَابَ يَقُولُونَ هَلْ اِلٰى مَرَدٍّ مِنْ سَب۪يلٍۚ • Ve men yudlilillahu fe ma lehu min veliyin min ba'dih, ve terez zalimine lemma reevul azabe yekulune hel ila mereddin min sebil. • Meal: Allah, kimi sapkınlıkta[1] bırakırsa, artık bunun ardından onun için bir veli[2] bulunmaz. Haksızlık yapanların, azabı gördüklerinde: "Acaba geri dönmenin bir yolu var mı?" dediklerini göreceksin. • Dipnot 1: Koruyucu, yardımcı, gözeten, destekleyici. • Dipnot 2: Allah'ın saptırması; gösterdiği yolunun benimsenmesi veya reddedilmesiyle ilgilidir. Allah, sapkınlığı gerektiren şeyleri yapanı saptırır; doğru yola iletilmeyi gerektiren şeyleri yapanı da doğru yola iletir. Allah, kimin neyi hak ettiğine en doğru kararı veren olarak sonucu belirlemektedir. Diğer bir söylemle "İnsanın sapkınlığa iletilmesi," yaptığı seçime" göre uygun olan karşılığın veresiyle gerçekleşmektedir. Sorumluluk ve tercih bütünüyle insana aittir (Bkz. 10:108; 39:41). • Kelime kelime: وَمَن ve men ve kimi · يُضْلِلِ yudlili sapıklıkta bırakırsa · ٱللَّهُ llahu Allah · فَمَا fema artık yoktur · لَهُۥ lehu onun · مِن min hiçbir · وَلِىٍّۢ veliyyin velisi · مِّنۢ min · بَعْدِهِۦ ۗ bea'dihi O'ndan sonra · وَتَرَى ve tera ve görürsün · ٱلظَّـٰلِمِينَ z-zalimine zalimlerin · لَمَّا lemma zaman · رَأَوُا۟ raevu gördükleri · ٱلْعَذَابَ l-azabe azabı · يَقُولُونَ yekulune dediklerini · هَلْ hel var mı? · إِلَىٰ ila · مَرَدٍّۢ meraddin geri dönecek · مِّن min hiçbir · سَبِيلٍۢ sebilin yol • ضلل (Dll) kökü: Yanlış yola saptı, sapmış, yolunu şaşırmış. Doğru yoldan sapmış. Doğru yolu kaçırmış veya kaybetmiş. Bir şeyi kaybetmiş ve yerini bilmiyor. Şaşırmış ve doğru yolu görememiş. • ولي (wly) kökü: yakın olmak, yanında olmak, takip etmek, kadar olmak • بعد (bEd) kökü: sonra, ardından, ardından gelen, uzaklık, öteye, bir şeyin ardından, geçiş, uzak olmak, geçmek, gecikme • راي (rAy) kökü: görmek/düşünmek/tutmak, görüşüne göre, algılamak, yargılamak, değerlendirmek, bilmek. ara'itaka / ara'itakum - bana söyle sen/siz (kişi zamiri Kaf vurgu için eklenmiştir ve anlama katkısı olmayan bir fazlalık değildir)… • ظلم (Zlm) kökü: karanlık, zulüm, haksızlık, adaletsizlik, hak gaspı, haksız yere birini sıkıntıya sokmak • عذب (Epb) kökü: cezalandırma, azarlamak, ceza, işkence, acı, eziyet, sıkıntı, ağır ceza, kaçınmak/vazgeçmek, bir haktan vazgeçmek, feragat etmek, çıkmak, engel olmak zorluk çıkarmak. Bir şey inkar etmek, biri tarafından konulan engel… • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • ردد (rdd) kökü: Geri göndermek, geri döndürmek, reddetmek, kabul etmemek, geri püskürtmek, geri dönmek, eski haline getirmek, geri vermek, başvurmak, tekrar vermek, tekrar almak, tekrarlamak, geri gitmek, orijinal durumuna dönmek… • سبل (sbl) kökü: yol, yöntem, araç, vesile, geçit, patika, yollar, çare, olanak, sebep • Şura suresi 53 ayettir; bu 44. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).