Akıl Kuran (akilkuran.com)

Casiye Suresi 21. Ayet Meali

Yoksa Bizim, kötülük yapan kimselerle, İman edip, salihatı yapan kimseleri, hayatlarında ve ölümlerinde bir tutacağımızı mı sanıyorlar. Ne kötü yargıda bulunuyorlar!

Casiye 45:21 — Arapça yazılışı, okunuşu ve meali. Yoksa Bizim, kötülük yapan kimselerle, İman edip, salihatı yapan kimseleri, hayatlarında ve ölümlerinde bir…
Casiye 45:21
اَمْ حَسِبَ الَّذ۪ينَ اجْتَرَحُوا السَّيِّـَٔاتِ اَنْ نَجْعَلَهُمْ كَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۙ سَوَٓاءً مَحْيَاهُمْ وَمَمَاتُهُمْۜ سَٓاءَ مَا يَحْكُمُونَ۟ • Em hasibellezinecterahus seyyiati en nec'alehum kellezine amenu ve amilus salihati sevaen mahyahum ve mematuhum, sae ma yahkumun. • Meal: Yoksa Bizim, kötülük yapan kimselerle, İman edip, salihatı yapan kimseleri,[1] hayatlarında ve ölümlerinde bir tutacağımızı mı sanıyorlar. Ne kötü yargıda bulunuyorlar! • Dipnot 1: "İman edip, salihatı yapanlar" terkibini "iman edip iyi işler yapanlar" diye çevirmek doğru değildir. Salihat, davranış yolu ile bütünüyle dışa yansıyan imandır. Salihat, bozgunculuk ve kötülükle mücadele etmek, bozuk olan şeyi düzeltmeye çalışmak, yapıcı olmak, iyi olmak ve iyiye yönlendirmek demektir. Bu kelimenin karşıtı "seyyiat" yani kötülük ve "fesad" yani bozgunculuk kelimeleridir. • Kelime kelime: أَمْ em yoksa · حَسِبَ hasibe sandılar (mı ki?) · ٱلَّذِينَ ellezine kimseler · ٱجْتَرَحُوا۟ cterahu işleyen · ٱلسَّيِّـَٔاتِ s-seyyiati kötülükleri · أَن en · نَّجْعَلَهُمْ nec'alehum onları yapacağımızı · كَٱلَّذِينَ kallezine kimseler gibi · ءَامَنُوا۟ amenu inanan · وَعَمِلُوا۟ ve amilu ve yapan · ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ s-salihati iyi ameller · سَوَآءًۭ seva'en bir olacak (öyle mi?) · مَّحْيَاهُمْ mehyahum yaşamaları · وَمَمَاتُهُمْ ۚ ve mematuhum ve ölümleri · سَآءَ sa'e ne kötü · مَا ma · يَحْكُمُونَ yehkumune hüküm veriyorlar • حسب (Hsb) kökü: Düşünmek, göz önünde bulundurmak, varsaymak, hayal etmek, görüşünde olmak. Bir şeyi saymak/hesaplamak/hesap etmek/hesaplamak, hesaplamak, ölçmek, bir şeyi hesaba katmak veya değerlendirmek, bir şeyin öyle olduğunu… • جرح (jrH) kökü: Birini yaralamak, kesmek, aşağılamak veya kötülemek, birine kusur veya hata yüklemek, birine karşı konuşmak, birinin ifadesini reddetmek ve eleştirmek, kazanmak/elde etmek/hak etmek, almak veya edinmek, işlemek. • سوا (swA) kökü: eşit, düz, beraber, denk, aynı, birlikte, eşit olmak, düzleşmek • جعل (jEl) kökü: yapmak, kılmak, oluşturmak, etmek, bir şeyi belirlemek, yaratmak, dönüştürmek, tayin etmek, yerleştirmek, sağlamak • امن (Amn) kökü: güvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir… • عمل (Eml) kökü: iş, işlem, eylem, yapmak/hareket etmek/çalışmak/işletmek/inşaa etmek/üretmek, bir el sanatı uygulama, aktif olmak Türkçe’ye girmiş türevler : amel, aksülamel, amal, ameliyat, amil (amele), imal, istimal (müstamel… • صلح (SlH) kökü: doğru/iyi/dürüst/sağlam/erdemli olmak, uygun olmak. aslaha - bir şeyi düzeltmek, reform etmek, iyi yapmak. saalihaat - iyi işler, uygun ve uygun eylemler, düzeltmeye yönelik iş yapmak. aslaha (vb. 4) - bütün sağlam… • سوي (swy) kökü: düzeltmek, eşitlemek, düzenlemek, şekil vermek, uyum sağlamak, düz hale getirmek, dengelemek, aynı yapmak, eşit olmak, dengeli olmak. Türkçe'ye geçen türevler: istiva, masiva, müsavat (müsavi), seyyanen, tesviye, seviye • حيي (Hyy) kökü: Yaşamak, hayatta olmak, utanmak, geceyi uyanık geçirmek, toprağı gübrelemek/verimli hale getirmek, birini hayatta tutmak, birini sağ bırakmak, ihtiyatlılığı/ölçülülüğü/utangaçlığı kaldırmak, ölçüsüz/arsız yapmak, iyi… • موت (mwt) kökü: Ölmek, dünyevi hayattan ayrılmak, hayattan mahrum olmak, duyusal yeteneklerden yoksun kalmak, zihinsel yeteneklerden yoksun kalmak, hareketsiz olmak, sessiz/sakin olmak, uyumak, cansız, yatışmak, yeryüzü tarafından… • حكم (Hkm) kökü: Engellemek, yetki kullanmak, emir vermek, hüküm vermek, yargılamak, bilge olmak. Bir kişiyi kötü veya yozlaşmış bir şekilde davranmaktan alıkoymak/engellemek/men etmek, yargılamak veya hüküm vermek, karar vermek, adli… • Casiye suresi 37 ayettir; bu 21. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).