Dünya hayatı yalnızca bir oyun ve eğlencedir. Eğer iman eder ve takva sahibi olursanız, size ödülleriniz verilir. Ve sizden mallarınızı istemez.
Muhammed 47:36اِنَّمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌۜ وَاِنْ تُؤْمِنُوا وَتَتَّقُوا يُؤْتِكُمْ اُجُورَكُمْ وَلَا يَسْـَٔلْكُمْ اَمْوَالَكُمْ • İnnemel hayatud dunya laibun ve lehv, ve in tu'minu ve tetteku yu'tikum ucurekum ve la yes'elkum emvalekum. • Meal: Dünya hayatı yalnızca bir oyun ve eğlencedir.[1] Eğer iman eder ve takva sahibi olursanız, size ödülleriniz verilir. Ve sizden mallarınızı istemez. • Dipnot 1: "Aldatan dünya hayatı," hayatı sadece bu dünyadan ibaretmiş gibi yaşanan hayattır. İnsanı, sahip olduğu varlığın kulu, kölesi yapan, onu kendisine tutku ve ihtirasla bağlan hayattır. Sahip olduklarından hiç kimseyi yararlandırmayan hayattır. Aslında dünya hayatı önemsiz ve gereksiz bir hayat değildir, aksine çok değerli ve önemlidir. Bütün dünya nimetleri Rabb'imizin lütfudur ve onları önemsiz görmek nimete nankörlük etmek olur. Dikkat edilmesi ve önemsenmesi gereken şey, dünya nimetlerinin, ahiret nimetlerinden yoksun bırakacak bir kayba, bir aldanmaya neden olmamasıdır. Zira zenginlik ve refah aynı zamanda insan için şımartıcı ve azgınlaştırıcı özelliğe de sahiptir. "Dünya hayatının aldatmasına" yönelik uyarının amacı, dünya hayatının ahiret hayatını kaybettirmemesidir. Amaç, insanların zaaflarına yenilmeyerek gerçek ve kalıcı olan ahiret zenginliğini öncelemelerini sağlamaktır. • Kelime kelime: إِنَّمَا innema şüphesiz · ٱلْحَيَوٰةُ l-hayatu hayatı · ٱلدُّنْيَا d-dunya dünya · لَعِبٌۭ leibun bir oyundur · وَلَهْوٌۭ ۚ velehvun ve eğlencedir · وَإِن ve in ve eğer · تُؤْمِنُوا۟ tu'minu inanırsanız · وَتَتَّقُوا۟ ve tetteku ve korunursanız · يُؤْتِكُمْ yu'tikum size verir · أُجُورَكُمْ ucurakum mükafatlarınızı · وَلَا ve la ve · يَسْـَٔلْكُمْ yeselkum sizden istemez · أَمْوَٰلَكُمْ emvalekum mallarınızı • حيي (Hyy) kökü: Yaşamak, hayatta olmak, utanmak, geceyi uyanık geçirmek, toprağı gübrelemek/verimli hale getirmek, birini hayatta tutmak, birini sağ bırakmak, ihtiyatlılığı/ölçülülüğü/utangaçlığı kaldırmak, ölçüsüz/arsız yapmak, iyi… • دنو (dnw) kökü: Yakın olmak, yaklaşmak veya alçalmak, indirmek, benzer olmak • لعب (lEb) kökü: Oyalanmak, eğlenmek, vakit geçirmek, şakalaşmak, boş zaman geçirmek, amaçsızca oyun oynamak, saçmalamak, aptalca davranmak • لهو (lhw) kökü: Ondan uzaklaşarak unutmak, Meşgul etmek, kandırmak, dikkatini dağıtmak, spor/oyun/eğlence, yolunu değiştirmek, sapma, unutmak, keyif/neşe vermek, uzaklaşmak, fırlatılan şey, dikkatsiz/umursamaz • امن (Amn) kökü: güvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir… • وقي (wqy) kökü: korumak, kurtarmak, muhafaza etmek, uzak tutmak, kötülükten ve felaketten korunmak, güvende olmak, kalkan olarak kabul etmek, görev saymak. muttaki - kötülükten ve insanlara ve Allah'a karşı görevini ihlal eden… • اتي (Aty) kökü: Gelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak… • اجر (Ajr) kökü: ödül/tazminat/karşılık, hizmet için ücret/ödeme/maaş, kar • سال (sAl) kökü: akmak, dökülmek, sızmak, akıtmak, soruşturmak, sormak, dilenmek • مول (mwl) kökü: Zenginliğe sahip olmak, bol miktarda mülk sahibi olmak. • Muhammed suresi 38 ayettir; bu 36. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).