Geri bırakılanlar, ganimetleri almak için gittiğinizde: "Müsaade edin sizinle gelelim." diyecekler. Allah'ın sözünü değiştirmek istiyorlar. De ki: "Siz, asla bizimle gelemezsiniz. Allah, bu hükmü daha önce buyurmuştu." O zaman da: "Hayır, siz bizi kıskanıyorsunuz." diyecekler. Doğrusu onlar anlayışı kıt kimselerdir.
Fetih 48:15سَيَقُولُ الْمُخَلَّفُونَ اِذَا انْطَلَقْتُمْ اِلٰى مَغَانِمَ لِتَأْخُذُوهَا ذَرُونَا نَتَّبِعْكُمْۚ يُر۪يدُونَ اَنْ يُبَدِّلُوا كَلَامَ اللّٰهِۜ قُلْ لَنْ تَتَّبِعُونَا كَذٰلِكُمْ قَالَ اللّٰهُ مِنْ قَبْلُۚ فَسَيَقُولُونَ بَلْ تَحْسُدُونَنَاۜ بَلْ كَانُوا لَا يَفْقَهُونَ اِلَّا قَل۪يلاً • Se yekulul muhallefune izentalaktum ila meganime li te'huzuha zeruna nettebi'kum, yuridune en yubeddilu kelamallah, kul len tettebiuna kezalikum kalallahu min kabl, fe se yekulune bel tahsudunena, bel kanu la yefkahune illa kalila. • Meal: Geri bırakılanlar,[1] ganimetleri almak için gittiğinizde: "Müsaade edin sizinle gelelim." diyecekler. Allah'ın sözünü değiştirmek istiyorlar. De ki: "Siz, asla bizimle gelemezsiniz. Allah, bu hükmü daha önce buyurmuştu." O zaman da: "Hayır, siz bizi kıskanıyorsunuz." diyecekler. Doğrusu onlar anlayışı kıt kimselerdir. • Dipnot 1: Savaşa katılmayanlar. Zor ve tehlikeli savaşlara katılmamak için bahaneler üreten, ganimet elde edecekleri kolay savaş olunca da katılmak isteyen ikiyüzlü kimseler kast edilmektedir. • Kelime kelime: سَيَقُولُ seyekulu diyecekler · ٱلْمُخَلَّفُونَ l-muhallefune geri bırakılanlar · إِذَا iza zaman · ٱنطَلَقْتُمْ ntalektum gittiğiniz · إِلَىٰ ila · مَغَانِمَ meganime ganimetlere · لِتَأْخُذُوهَا lite'huzuha onları almak için · ذَرُونَا zeruna bizi bırakın · نَتَّبِعْكُمْ ۖ nettebia'kum sizinle beraber gelelim · يُرِيدُونَ yuridune onlar istiyorlar · أَن en · يُبَدِّلُوا۟ yubeddilu değiştirmek · كَلَـٰمَ kelame sözünü · ٱللَّهِ ۚ llahi Allah'ın · قُل kul de ki · لَّن len asla · تَتَّبِعُونَا tettebiuna siz bizimle gelemezsiniz · كَذَٰلِكُمْ kezalikum böyle · قَالَ kale buyurdu · ٱللَّهُ llahu Allah · مِن min · قَبْلُ ۖ kablu önceden · فَسَيَقُولُونَ feseyekulune onlar diyecekler · بَلْ bel hayır · تَحْسُدُونَنَا ۚ tehsudunena bizi çekemiyorsunuz · بَلْ bel hayır · كَانُوا۟ kanu onlar · لَا la · يَفْقَهُونَ yefkahune anlamazlar · إِلَّا illa dışında · قَلِيلًۭا kalilen pek azı • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • خلف (xlf) kökü: Takip etmek/ardından gelmek/başkasının yerine geçmek, yerine geçmek veya yerini almak, birine tedarikçi olmak/tedarik etmek, birine bir şeyi iade etmek veya değiştirmek, arkadan vurmak veya çarpmak, eşinin… • طلق (Tlq) kökü: Bağdan kurtulmak, boşanmak, reddedilmek. talak - boşanma. ta'allaqa (fiil 2) - boşanmak/bırakmak/ayrılmak. mutallaqatun - boşanmış kadın. intalaqa - bir şey yapmaya başlamak, ayrılmak, bir şey yapmaya koyulmak, yoluna… • غنم (gnm) kökü: Ele geçirme, elde etme, alma (genellikle ganimet veya yağma ile ilgili); zorluk çekmeden elde etme, zorluk çekmeden başarma, geri kazanma, bir araya toplanmış koyun veya keçiler, kalabalık sürü. • اخذ (Axp) kökü: eline almak, almak/edinmek, türetilmek/çıkarılmak/kabul edilmek, kabul etmek, bir anlaşmayı kabul etmek, etkilenmek/etkilendirilmek, ezici etki, esir almak, üstünlük kazanmak/öldürmek/yok etmek, büyülemek/cezbetmek • وذر (wpr) kökü: Terk etmek/vazgeçmek/ihmal etmek, üzerine düşmek, yaralamak, dilimlere ayırmak, izin vermek, vazgeçmek • تبع (tbE) kökü: takip etmek/arkasından gitmek/yürümek, geçmek/yakalamak, kovlamak/araştırmak/incelemek/avlamak, aramak/ulaşmak/elde etmek, dava açmak/hak aramak (hak/kan davası için), birinin diğerini takip etmesi, ardışık/art arda… • رود (rwd) kökü: aramak, bir şeyi nazikçe istemek, (yiyecek için) araştırmak, otlakta gidip gelmek, etrafında dolaşmak. iradatun - irade, özgür irade. mirwad - makaranın aksı. rawada - özlemek, arzu etmek, baştan çıkarmak, kandırmak… • بدل (bdl) kökü: Değiştirme/başkalaştırma -> ilaveli veya ilavesiz, yerine koyma/değiş tokuş etme. • كلم (klm) kökü: Konuşmak, ifade etmek. • قبل (qbl) kökü: kabul etmek/almak/karşılamak/razı olmak, birisiyle karşılaşmak/buluşmak, karşı koymak/karşılaştırmak/dengelemek/tazmin etmek, ön taraf (12:26), onaylamak, lütfetmek • حسد (Hsd) kökü: Kıskanmak, çekememek, bir kişinin bir şeye sahip olmasından hoşlanmamak (ve ondan ayrılıp kendisine geçmesini dilemek), bir kişinin bir şeyden mahrum kalmasını dilemek. • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • فقه (fqh) kökü: İlahi kanunda öğrenmiş, yetenekli, kavrayışlı olmak, bir şeyi anlamak. • قلل (qll) kökü: Az sayıda olmak, küçük miktarda olmak, nadir olmak. qalilun - az, küçük, nadir, seyrek. aqall - daha az, daha fakir. qallala - az görünmek. • Fetih suresi 29 ayettir; bu 15. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).