Allah, ne "Bahire" ne "Saibe" ne "Vasile" ne de "Ham" diye bir şeyi meşru kıldı. Fakat Kafirler yalan söyleyerek Allah'a iftira ediyorlar. Ve onların çoğu akıllarını kullanmıyorlar.
Maide 5:103مَا جَعَلَ اللّٰهُ مِنْ بَح۪يرَةٍ وَلَا سَٓائِبَةٍ وَلَا وَص۪يلَةٍ وَلَا حَامٍۙ وَلٰكِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَۜ وَاَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ • Ma cealallahu min bahiretin ve la saibetin ve la vasiletin ve la hamin ve lakinnellezine keferu yefterune alallahi kezib ve ekseruhum la ya'kılun. • Meal: Allah, ne "Bahire" ne "Saibe" ne "Vasile" ne de "Ham[1]" diye bir şeyi meşru kıldı. Fakat Kafirler yalan söyleyerek Allah'a iftira ediyorlar. Ve onların çoğu akıllarını kullanmıyorlar[2]. • Dipnot 1: Bu isimler; Arapların, putlara kurban ettikleri ya da onlar adına değerlendirdikleri hayvanlara verdikleri isimlerdir (Bkz. 4:119. ayetin dipnotu. • Dipnot 2: Körü körüne tabi oluyorlar. • Kelime kelime: مَا ma · جَعَلَ ceale yapmamıştır · ٱللَّهُ llahu Allah · مِنۢ min ne · بَحِيرَةٍۢ behiratin "bahîre" · وَلَا ve la ve ne · سَآئِبَةٍۢ saibetin "sâibe" · وَلَا ve la ve ne · وَصِيلَةٍۢ vesiletin "vasîle" · وَلَا ve la ve ne · حَامٍۢ ۙ hamin "ham" · وَلَـٰكِنَّ velakinne fakat · ٱلَّذِينَ ellezine kimseler · كَفَرُوا۟ keferu inkar eden(ler) · يَفْتَرُونَ yefterune uyduruyorlar · عَلَى ala karşı · ٱللَّهِ llahi Allah'a · ٱلْكَذِبَ ۖ l-kezibe yalan · وَأَكْثَرُهُمْ ve ekseruhum ve çokları da · لَا la · يَعْقِلُونَ yea'kilune akıl erdiremiyorlar • جعل (jEl) kökü: yapmak, kılmak, oluşturmak, etmek, bir şeyi belirlemek, yaratmak, dönüştürmek, tayin etmek, yerleştirmek, sağlamak • بحر (bHr) kökü: Deniz, göl, büyük su birikintisi, bol, geniş, çok, deniz gibi cömert olan, bilgin • سيب (syb) kökü: Sövmek, kötülemek, hakaret etmek, küfretmek • وصل (wSl) kökü: Ulaşmak, erişmek, bağlanmak, uygulamak, yakınlaştırmak, gelmek/iletmek/aktarmak, devam etmek, birlik (arkadaşlar/dostlar/sevgililer arasında). • حمي (Hmy) kökü: Tecavüz/saldırıya karşı korumak/yasaklamak/savunmak. Yasaklanan bir şey, bir şeyi yasaklamak. Şiddetli/öfkeli, sıcak olmak/ısınmak (örn. gün, fırın), küçümseme/aşağılama/kızgınlık/kıskançlık/öfke, utanmak, haksız… • كفر (kfr) kökü: Gizlemek, örtmek, reddetmek, inanmamak, müteşekkir olmamak, şükran duymamak, nankörlük etmek, tanımamak, inkar, imansız, siyah at, karanlık gece, ekici / çiftçi. Türkçe’ye girmiş türevler : kâfir, küfür, kefere, küffar… • فري (fry) kökü: Kesmek/bölmek/yarmak, iftira atmak, (yalan) uydurmak. • كذب (kpb) kökü: Yalan söylemek, gerçek olmayan şeyleri söylemek, uydurma bir yalan söylemek, bir yalan ileri sürmek, bir yalan anlatmak, bir yalan söylemek, yanlış olmak, kesilmek, aldatmak, beklentileri boşa çıkarmak. • كثر (kvr) kökü: Sayı veya miktar olarak aşmak, artmak, çoğalmak, sık sık olmak, bol, zenginlik; Çok olmak, sayıca fazla olmak, kalabalık olmak, ataları çok olan veya iyi işleri çok olan bir insan. Çok iyiliğe sahip olan insan, diğer… • عقل (Eql) kökü: Bağlamak, alıkoymak, akıllı olmak, bilge olmak, anlamak, birisi için kan bedeli ödemek, bir dağın zirvesine tırmanmak, anlayış kullanmak, sakınmak. • Maide suresi 120 ayettir; bu 103. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).