Ve "Biz Nesara'yız." diyenlerden de söz aldık. Öğütlendikleri şeyden nasiplenmeyi unuttular. Biz de kıyamet gününe kadar aralarına düşmanlık ve kin yerleştirdik. Ve Allah, ne iş yaptıklarını yakında haber verecektir.
Maide 5:14وَمِنَ الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّا نَصَارٰٓى اَخَذْنَا م۪يثَاقَهُمْ فَنَسُوا حَظاًّ مِمَّا ذُكِّرُوا بِه۪ۖ فَاَغْرَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَٓاءَ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۜ وَسَوْفَ يُنَبِّئُهُمُ اللّٰهُ بِمَا كَانُوا يَصْنَعُونَ • Ve minellezine kalu inna nasara ehazna misakahum fe nesu hazzan mimma zukkiru bihi fe agrayna beynehumul adavete vel bagdae ila yevmil kıyameh ve sevfe yunebbiuhumullahu bima kanu yasnaun. • Meal: Ve "Biz Nesara'yız.[1]" diyenlerden de söz aldık. Öğütlendikleri şeyden nasiplenmeyi unuttular. Biz de kıyamet gününe kadar aralarına düşmanlık ve kin yerleştirdik. Ve Allah, ne iş yaptıklarını yakında haber verecektir. • Dipnot 1: Hıristiyanız. • Kelime kelime: وَمِنَ ve mine ve · ٱلَّذِينَ ellezine kimselerin · قَالُوٓا۟ kalu diyen(lerin) · إِنَّا inna biz · نَصَـٰرَىٰٓ nesara hıristiyanız · أَخَذْنَا ehazna almıştık · مِيثَـٰقَهُمْ misakahum sözünü · فَنَسُوا۟ fenesu ama unuttular · حَظًّۭا hazzen pay almayı · مِّمَّا mimma şeyden · ذُكِّرُوا۟ zukkiru öğütlenen · بِهِۦ bihi kendilerine · فَأَغْرَيْنَا feegrayna bu yüzden saldık · بَيْنَهُمُ beynehumu aralarına · ٱلْعَدَاوَةَ l-adavete düşmanlık · وَٱلْبَغْضَآءَ velbegda'e ve kin · إِلَىٰ ila kadar · يَوْمِ yevmi gününe · ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ l-kiyameti kıyamet · وَسَوْفَ ve sevfe ve yakında · يُنَبِّئُهُمُ yunebbiuhumu onlara haber verecektir · ٱللَّهُ llahu Allah · بِمَا bima şeyleri · كَانُوا۟ kanu oldukları · يَصْنَعُونَ yesneune yapmakta • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • نصر (nSr) kökü: yardım etmek/destek olmak, imdada yetişmek, korumak • اخذ (Axp) kökü: eline almak, almak/edinmek, türetilmek/çıkarılmak/kabul edilmek, kabul etmek, bir anlaşmayı kabul etmek, etkilenmek/etkilendirilmek, ezici etki, esir almak, üstünlük kazanmak/öldürmek/yok etmek, büyülemek/cezbetmek • وثق (wvq) kökü: Birine güvenmek, dayanmak, bağlanmak. • نسي (nsy) kökü: Terk etmek/unutmak/ihmal etmek, unutmuş gibi yapmak • حظظ (HZZ) kökü: İyi durumda olmak, şanslı olmak, zengin/varlıklı/gösterişli olmak, yeterlilik veya kifayet sahibi olmak, ihtiyaç duymamak, isteksiz veya az istekli olmak, bir kişiyi diğerinden üstün tutmak. • ذكر (pkr) kökü: hatırlamak/anmak/hatırlatmak, ezberlemek için çalışmak, hatırlatmak, akılda tutmak, düşünceli/özenli olmak, bahsetmek/anlatmak/aktarmak, yüceltmek/övmek, uyarmak/ikaz etmek (örn. dhikra 2. çekimdir ve dhikr'den daha… • غرو (grw) kökü: Karıştırmak, ortaya çıkarmak, uyandırmak, tutuşturmak, uzaklaştırmak, arzu uyandırmak, baştan çıkarmak/ayartmak/cezbetmek, heyecanlandırmak, yapıştırılmış, yapıştırılmış olan, yapışık/bağlı, düşkün, merak etmek; belirli… • بين (byn) kökü: Bir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma… • عدو (Edw) kökü: geçip gitmek, göz ardı etmek, ihlal etmek, yan çizmek • بغض (bgD) kökü: Nefret etmek, tiksinti duymak, hoşlanmamak, kin beslemek, düşmanlık etmek • يوم (ywm) kökü: Gün, dönem, periyot, zaman, bugün, bu / şu gün, çağ/zaman periyodu, güneşin belli bir noktaya kadar yükseliş süreci, kaza veya olay.. Türkçe’ye girmiş türevler : yevm, eyyam, eyyamcı, yevmiye, yevmiyeci • قوم (qwm) kökü: Kıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk… • نبا (nbA) kökü: yüksek olmak, yüce olmak, yüceltilmek/yükseltilmek, bilgilendirmek/haberdar etmek, alçak sesle/tonda konuşmak, ağlamak, havlamak, peygamberlik armağanı, peygamber • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • صنع (SnE) kökü: Yapmak/yaratmak/inşa etmek, bir şeyi işlemek, beslemek, yetiştirmek. Sun'un - bir eylem, yapılan şey. Masna'un (çoğulu masani) - sarnıç, saray, kale, güzel bina, hisar. San'atun - yapma, yapma sanatı. • Maide suresi 120 ayettir; bu 14. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).