Cinnleri Allah'a ortak koştular. Oysa onları da O yaratmıştır. Bir bilgiye dayanmadan O'na oğullar ve kızlar isnat ettiler! O, onların niteledikleri şeylerden uzaktır ve yücedir.
Enam 6:100وَجَعَلُوا لِلّٰهِ شُرَكَٓاءَ الْجِنَّ وَخَلَقَهُمْ وَخَرَقُوا لَهُ بَن۪ينَ وَبَنَاتٍ بِغَيْرِ عِلْمٍۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يَصِفُونَ۟ • Ve cealu lillahi şurekael cinne ve halakahum ve haraku lehu benine ve benatin bi gayri ilm, subhanehu ve teala amma yasifun. • Meal: Cinnleri[1] Allah'a ortak koştular. Oysa onları da O yaratmıştır. Bir bilgiye dayanmadan O'na oğullar ve kızlar isnat ettiler! O, onların niteledikleri şeylerden uzaktır ve yücedir. • Dipnot 1: "Cinn, Can kelimesinin çoğuludur. Kelime anlamı, "kapalı, gözükmez varlık, güç ve duyulardan saklanan demektir. Cinn kelimesi mastar olarak, "örtmek, görünmez hale getirmek" demektir. İnsanın yaşam kaynağı görünmediği için ona da "can" denmektedir. Cinnet, mecnun, cennet, cenin kelimeleri bu köktendir. Aklın örtülmesine cinnet; ağaçlarla, yeşilliklerle örtülmüş toprak parçasına cennet; rahmin örtüğüne cenin, akıl hastası olana (aklı örtülmüş olduğu için) mecnun denemesi, bunların örtünerek görünmez hale gelmiş olmalarındandır. Kur'an, cinn kelimesini, ontolojik varlık olan ve dumansız ateşten yaratılan "cinn" için kullanmanın yanı sıra, "yabancı olan, yabancı yerleşim yerlerinde yaşayan, görme alanımızın dışında kalan insanların tamamı" kast etmek için de kullanmaktadır (Bkz.46:29). Kur'an, Cahiliye'nin cinn algısını sapkınlık olarak nitelemektedir ve Cahiliye'nin cinlere atfettikleri nitelikleri reddetmektedir. Kur'an'a göre; cinlerin, üstün varlıklar ve üstün güçlere sahip olduğu inancı, Cahili bir inançtır. Müşriklerin; Muhammed Nebi'ye kahin, şair, mecnun lakabı takmaları, onların cinn inançlarının bir sonucudur. Ontolojik varlık olan cinlerin insanlarla ilişkiye girmeleri söz konusu değildir. • Kelime kelime: وَجَعَلُوا۟ ve cealu ve yaptılar · لِلَّهِ lillahi Allah'a · شُرَكَآءَ şuraka'e ortak · ٱلْجِنَّ l-cinne cinleri · وَخَلَقَهُمْ ۖ vehalekahum halbuki onları O yaratmıştır · وَخَرَقُوا۟ ve haraku ve icadettiler · لَهُۥ lehu O'na · بَنِينَ benine oğullar · وَبَنَـٰتٍۭ ve benatin ve kızlar · بِغَيْرِ bigayri · عِلْمٍۢ ۚ ilmin bilmeden · سُبْحَـٰنَهُۥ subhanehu O münezzehtir · وَتَعَـٰلَىٰ ve teaala ve yücedir · عَمَّا amma · يَصِفُونَ yesifune onların nitelemelerinden • جعل (jEl) kökü: yapmak, kılmak, oluşturmak, etmek, bir şeyi belirlemek, yaratmak, dönüştürmek, tayin etmek, yerleştirmek, sağlamak • شرك ($rk) kökü: yoldaş/ortak olmak, paylaşmak. şirkun - paylaşma, katılım, çok tanrıcılık, putperestlik, Allah'a ortak koşmak. şerik (çoğul: şüreka) - ortak, partner, paylaşımcı. İkinci çekim isimleri, bitişik zamirlerle takip… • جنن (jnn) kökü: örtülü/gizli/kapalı/saklı/korumalı (örn. kumaş, zırh, mezar, kalkan), görünmez, karanlık/ele geçirilmiş olmak, gece karanlığı, akıldan yoksun, deli/çılgın/aklı başında olmayan, karışıklık/şaşkınlık • خلق (xlq) kökü: Bir şeyi ölçmek veya oranlamak, uygun ölçüye göre şekillendirmek veya yapmak, belirli bir ölçüye göre varlığa getirmek, tasarladığı bir kalıp veya modele göre ortaya çıkarmak, yokluktan varlığa getirmek (hiçten… • خرق (xrq) kökü: Delmek, delik açmak, perfore etmek, bir şeyde delik açmak, yırtmak/yarmak, taklit etmek veya sahte yapmak, şaşkın olmak veya hareketsiz kalmak (şaşkınlıktan), bir şey hakkında bilgisiz olmak, içinden/üzerinden geçmek… • بني (bny) kökü: inşa etmek, yapmak, kurmak, oluşturmak, bina yapmak, yapı, nesil, soy, aile • غير (gyr) kökü: getirmek, iletmek, fayda, bahşedilmiş; bir şeyi kötüye doğru değiştirmek veya bozmak, bozulmuş, kirletilmiş, bulaşmış, kötü kokulu hale getirmek; ayarlama, onarım; iki kişi arasındaki fark; kıskanç olmak; temin etmek… • علم (Elm) kökü: İşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim… • سبح (sbH) kökü: Yüzmek, bir şeyi akıtmak, suda hareket etmek, akıp gitmek, serbest kalmak, boşlukta süzülmek, Allah'ı tesbih etmek, Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih etmek, Allah'ı yüceltmek • علو (Elw) kökü: Yüksek olmak, yükseltilmiş olmak, yüce olmak, yüceltilmek, yükselmek, üstesinden gelmek, gururlu olmak, üstünde olmak, yukarı çıkmak, yükselmek, rütbe veya onurda yükselmek, kaldırmak, yukarı almak, binmek, üstüne çıkmak • وصف (wSf) kökü: Bir şeyi iyi veya kötü olarak tanımlamak, bir şeyi gerçek olarak ileri sürmek, başarmak, atfetmek, belirtmek. • Enam suresi 165 ayettir; bu 100. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).