Biz ona İshak'ı ve Ya'kub'u bağışladık. Her birine de hidayet verdik. Daha önce Nuh'a da hidayet verdik. O'nun soyundan Davud'a, Süleyman'a, Eyyub'a, Yusuf'a, Musa'ya ve Harun'a da. İşte muhsin olanları böylece ödüllendiririz.
Enam 6:84وَوَهَبْنَا لَهُٓ اِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَۜ كُلاًّ هَدَيْنَاۚ وَنُوحاً هَدَيْنَا مِنْ قَبْلُ وَمِنْ ذُرِّيَّتِه۪ دَاوُ۫دَ وَسُلَيْمٰنَ وَاَيُّوبَ وَيُوسُفَ وَمُوسٰى وَهٰرُونَۜ وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَۙ • Ve vehebna lehu ishaka ve ya'kub, kullen hedeyna ve nuha hedeyna min kablu ve min zurriyyetihi davude ve suleymane ve eyyube ve yusufe ve musa ve harun ve kezalike neczil muhsinin. • Meal: Biz ona İshak'ı ve Ya'kub'u bağışladık. Her birine de hidayet[1] verdik. Daha önce Nuh'a da hidayet verdik. O[2]'nun soyundan Davud'a, Süleyman'a, Eyyub'a, Yusuf'a, Musa'ya ve Harun'a da. İşte muhsin[3] olanları böylece ödüllendiririz. • Dipnot 1: İbrahim'in • Dipnot 2: Doğru yola ileten kılavuz. • Dipnot 3: İyi kimse, iyi işler yapan, iyi davranmayı ilke edinen, güzel ahlak sahibi olan. • Kelime kelime: وَوَهَبْنَا ve vehebna ve biz hediye ettik · لَهُۥٓ lehu ona · إِسْحَـٰقَ ishaka İshak'ı · وَيَعْقُوبَ ۚ ve yea'kube ve Ya'kub'u da · كُلًّا kullen hepsine de · هَدَيْنَا ۚ hedeyna doğru yolu gösterdik · وَنُوحًا ve nuhen Nuh'a · هَدَيْنَا hedeyna yol göstermiştik · مِن min · قَبْلُ ۖ kablu daha önce · وَمِن ve min ve · ذُرِّيَّتِهِۦ zurriyyetihi onun soyundan · دَاوُۥدَ davude Davud'a · وَسُلَيْمَـٰنَ ve suleymane ve Süleyman'a · وَأَيُّوبَ ve eyyube ve Eyyub'a · وَيُوسُفَ ve yusufe ve Yusuf'a · وَمُوسَىٰ ve musa ve Musa'ya · وَهَـٰرُونَ ۚ ve harune ve Harun'a · وَكَذَٰلِكَ ve kezalike ve böylece · نَجْزِى neczi biz ödüllendiririz · ٱلْمُحْسِنِينَ l-muhsinine güzel davrananları • وهب (whb) kökü: vermek/bahşetmek/bağışlamak, adamak, hediye/armağan olarak sunmak. • كلل (kll) kökü: 1. Tüm, bütün, tamlık, bütünlük 2. babasını ve çocuğunu kaybetmek, doğrudan mirasçısı bulunmamak, bitkin düşmek, yorgun, zayıf olmak; sadece uzak ilişkileri bulunmak Türkçe’ye girmiş türevler : küllî, külli yevmin… • هدي (hdy) kökü: Yol göstermek/yönlendirmek, doğru yolu takip etmek/tutmak, doğru yola yönlendirilmiş/hidayete ermiş, bir yol/gidiş/metot/davranış tarzı/tutum. Hediye. • قبل (qbl) kökü: kabul etmek/almak/karşılamak/razı olmak, birisiyle karşılaşmak/buluşmak, karşı koymak/karşılaştırmak/dengelemek/tazmin etmek, ön taraf (12:26), onaylamak, lütfetmek • ذرر (prr) kökü: Saçmak, serpmek, serpişdirmek, yükselmek. • جزي (jzy) kökü: Tatmin etmek/vermek, yeterli kılmak, borç ödemek, mücadele etmek, karşılığını ödemek/telafi etmek, ödüllendirmek • حسن (Hsn) kökü: Yakışıklı olmak, iyi olmak, iyi/güzel/hoş/memnun edici görünmek, mükemmel olmak, bir şeyi iyi veya güzel yapmak/kılmak, bir şeyi güzelleştirmek/süslemek/bezemek, iyilikte çabalamak veya rekabet etmek, iyi yapmak veya… • Enam suresi 165 ayettir; bu 84. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).