Akıl Kuran (akilkuran.com)

Araf Suresi 101. Ayet Meali

İşte o beldeler ki sana bazı haberlerini anlatıyoruz. Resulleri onlara beyyinat getirmişlerdi. Ancak onlar, daha önce yalanlamış oldukları şeye inanmak istemediler. Allah Kafirlerin kalplerini işte böyle mühürler.

Araf 7:101 — Arapça yazılışı, okunuşu ve meali. İşte o beldeler ki sana bazı haberlerini anlatıyoruz.
Araf 7:101
تِلْكَ الْقُرٰى نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ اَنْـبَٓائِهَاۚ وَلَقَدْ جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِۚ فَمَا كَانُوا لِيُؤْمِنُوا بِمَا كَذَّبُوا مِنْ قَبْلُۜ كَذٰلِكَ يَطْبَعُ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِ الْكَافِر۪ينَ • Tilkel kura nakussu aleyke min enbaiha ve lekad caethum rusuluhum bil beyyinati fe ma kanu liyu'minu bi ma kezzebu min kablu kezalike yatbaullahu ala kulubil kafirin . • Meal: İşte o beldeler ki sana bazı haberlerini anlatıyoruz. Resulleri onlara beyyinat[1] getirmişlerdi. Ancak onlar, daha önce yalanlamış oldukları şeye inanmak istemediler. Allah Kafirlerin kalplerini işte böyle mühürler.[2] • Dipnot 1: Mühürleme, sebep değil sonuçtur. Helaki gerektirecek kadar azgınlaşmanın, zulmetmenin, büyüklük taslamanın sonucudur. • Dipnot 2: Kanıt içeren; açıklayıcı, açığa çıkarıcı bilgi. • Kelime kelime: تِلْكَ tilke işte o · ٱلْقُرَىٰ l-kura ülkeler · نَقُصُّ nekussu anlatıyoruz · عَلَيْكَ aleyke sana · مِنْ min -nden · أَنۢبَآئِهَا ۚ enbaiha onların haberleri- · وَلَقَدْ velekad ve andolsun · جَآءَتْهُمْ ca'ethum onlara getirmişlerdi · رُسُلُهُم rusuluhum elçileri · بِٱلْبَيِّنَـٰتِ bil-beyyinati açık deliller · فَمَا fema fakat hayır · كَانُوا۟ kanu onlar · لِيُؤْمِنُوا۟ liyu'minu inanmadılar · بِمَا bima ötürü · كَذَّبُوا۟ kezzebu yalanladıklarından · مِن min · قَبْلُ ۚ kablu önceden · كَذَٰلِكَ kezalike işte böyle · يَطْبَعُ yetbeu mühürler · ٱللَّهُ llahu Allah · عَلَىٰ ala üzerini · قُلُوبِ kulubi kalbleri · ٱلْكَـٰفِرِينَ l-kafirine kafirlerin • قري (qry) kökü: Bir misafiri ağırlamak, bir misafirin ağırlandığı şey. Toplamak, içine/içeri koşmak. Keşfetmek; araştırmak; çok ve özenli bir aramayla şehri/kasabayı incelemek. • قصص (qSS) kökü: İletmek, anlatmak/iletişim kurmak/hikaye etmek/nakletmek, birinin izini takip etmek, geri dönmek, misilleme yapmak, kesmek, ilişkili olmak, beyan etmek, bahsetmek. Qasasun - anlatı/hikaye, takip etme eylemi. Qisas… • نبا (nbA) kökü: yüksek olmak, yüce olmak, yüceltilmek/yükseltilmek, bilgilendirmek/haberdar etmek, alçak sesle/tonda konuşmak, ağlamak, havlamak, peygamberlik armağanı, peygamber • جيا (jyA) kökü: gelmek/yapmak, işlemek, (bi edatıyla) getirmek, üretmek, (2:275) almak • رسل (rsl) kökü: Bir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul… • بين (byn) kökü: Bir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma… • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • امن (Amn) kökü: güvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir… • كذب (kpb) kökü: Yalan söylemek, gerçek olmayan şeyleri söylemek, uydurma bir yalan söylemek, bir yalan ileri sürmek, bir yalan anlatmak, bir yalan söylemek, yanlış olmak, kesilmek, aldatmak, beklentileri boşa çıkarmak. • قبل (qbl) kökü: kabul etmek/almak/karşılamak/razı olmak, birisiyle karşılaşmak/buluşmak, karşı koymak/karşılaştırmak/dengelemek/tazmin etmek, ön taraf (12:26), onaylamak, lütfetmek • طبع (TbE) kökü: Mühürlemek/damgalamak/basmak/kazımak/baskı yapmak/damgalamak/şekillendirmek, kirletmek, paslandırmak, bir şeyin üzerini örtmek ve bir şeyin girmesini engellemek, bir şeye uyum sağlama/eğilim, uyuşuk/tembel/miskin olmak… • قلب (qlb) kökü: kalp, gönül, değişme, dönme, tersine çevirme, yön değiştirme, kalbin hali, karara dönüşme. Türkçe'ye geçen türevler: inkılap (münkalip), kalpazan, kılaptan, kulp • كفر (kfr) kökü: Gizlemek, örtmek, reddetmek, inanmamak, müteşekkir olmamak, şükran duymamak, nankörlük etmek, tanımamak, inkar, imansız, siyah at, karanlık gece, ekici / çiftçi. Türkçe’ye girmiş türevler : kâfir, küfür, kefere, küffar… • Araf suresi 206 ayettir; bu 101. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).