Firavun: "Ben size izin vermeden mi ona inandınız?" dedi. "Doğrusu bu, halkı şehirden çıkarmak için kurduğunuz bir tuzaktır. Ama yakında göreceksiniz!"
Araf 7:123قَالَ فِرْعَوْنُ اٰمَنْتُمْ بِه۪ قَبْلَ اَنْ اٰذَنَ لَكُمْۚ اِنَّ هٰذَا لَمَكْرٌ مَكَرْتُمُوهُ فِي الْمَد۪ينَةِ لِتُخْرِجُوا مِنْهَٓا اَهْلَهَاۚ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ • Kale fir'avnu amentum bihi kable en azene lekum, inne haza le mekrun mekertumuhu fil medineti li tuhricu minha ehleha, fe sevfe ta'lemun. • Meal: Firavun: "Ben size izin vermeden mi ona inandınız?" dedi. "Doğrusu bu, halkı şehirden çıkarmak için kurduğunuz bir tuzaktır. Ama yakında göreceksiniz!" • Kelime kelime: قَالَ kale dedi · فِرْعَوْنُ fir'avnu Fir'avn · ءَامَنتُم amentum inandınız mı? · بِهِۦ bihi ona · قَبْلَ kable önce · أَنْ en · ءَاذَنَ azene ben izin vermeden · لَكُمْ ۖ lekum size · إِنَّ inne muhakkak ki · هَـٰذَا haza bu · لَمَكْرٌۭ lemekrun bir tuzaktır · مَّكَرْتُمُوهُ mekertumuhu kurduğunuz · فِى fi · ٱلْمَدِينَةِ l-medineti şehirde · لِتُخْرِجُوا۟ lituhricu çıkarmak için · مِنْهَآ minha oradan · أَهْلَهَا ۖ ehleha halkını · فَسَوْفَ fesevfe ama yakında · تَعْلَمُونَ tea'lemune bileceksiniz • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • امن (Amn) kökü: güvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir… • قبل (qbl) kökü: kabul etmek/almak/karşılamak/razı olmak, birisiyle karşılaşmak/buluşmak, karşı koymak/karşılaştırmak/dengelemek/tazmin etmek, ön taraf (12:26), onaylamak, lütfetmek • اذن (Apn) kökü: kulak vermek veya dinlemek, hoşlanmak, izin vermek, emretmek/bildirmek/ilan etmek, kulak, iştah/özlem/hasret • مكر (mkr) kökü: Aldatmak, hile veya dolambaçlı yol kullanmak, kaçamak yapmak veya sakınmak, komplo kurmak, kurnazlık veya hüner kullanmak, politika izlemek, strateji uygulamak. • مدن (mdn) kökü: şehir • خرج (xrj) kökü: Çıkmak, ileri gitmek, ayrılmak, kaçınmak/kaçmak/kurtulmak, terk etmek/vazgeçmek, isyan etmek, müstehcen veya edepsiz olmak, göze çarpan, açık olmak (bulutlu değil açık gökyüzü gibi), çözmek/açıklamak/yorumlamak… • اهل (Ahl) kökü: sahip/insanlar/halk, okuyan/ezberleyen kişi, yönetici/sahip, ev halkı/aile/evde yaşayanlar • علم (Elm) kökü: İşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim… • Araf suresi 206 ayettir; bu 123. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).