Onlara, deniz kıyısındaki kasabanın durumunu sor. Hani onlar Cumartesi Günü Yasasını çiğneyerek haddi aşıyorlardı. Balıklar Cumartesi günü ortaya çıkıyor, diğer günler ise gelmiyorlardı. fasıklıkları nedeniyle kendilerini bu şekilde sınıyorduk.
Araf 7:163وَسْـَٔلْهُمْ عَنِ الْقَرْيَةِ الَّت۪ي كَانَتْ حَاضِرَةَ الْبَحْرِۢ اِذْ يَعْدُونَ فِي السَّبْتِ اِذْ تَأْت۪يهِمْ ح۪يتَانُهُمْ يَوْمَ سَبْتِهِمْ شُرَّعاً وَيَوْمَ لَا يَسْبِتُونَۙ لَا تَأْت۪يهِمْۚ كَذٰلِكَ نَبْلُوهُمْ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ • Ves'elhum anil karyetilleti kanet hadıratel bahri iz ya'dune fis sebti iz te'tihim hitanuhum yevme sebtihim şurre'an ve yevme la yesbitune la te'tihim, kezalike nebluhum bi ma kanu yefsukun. • Meal: Onlara, deniz kıyısındaki kasabanın durumunu sor. Hani onlar Cumartesi Günü Yasasını çiğneyerek haddi aşıyorlardı. Balıklar Cumartesi günü ortaya çıkıyor, diğer günler ise gelmiyorlardı. fasıklıkları[1] nedeniyle kendilerini bu şekilde sınıyorduk. • Dipnot 1: Bkz. 7:145. ayetin 2. dipnotu. • Kelime kelime: وَسْـَٔلْهُمْ veselhum onlara sor · عَنِ ani -ndan · ٱلْقَرْيَةِ l-karyeti kent(halkın)ın durumu- · ٱلَّتِى lleti öyle ki · كَانَتْ kanet bulunan · حَاضِرَةَ hadirate kıyısında · ٱلْبَحْرِ l-behri deniz · إِذْ iz hani · يَعْدُونَ yea'dune onlar haddi aşıyorlardı · فِى fi · ٱلسَّبْتِ s-sebti Cumartesine · إِذْ iz · تَأْتِيهِمْ te'tihim onlara gelirdi · حِيتَانُهُمْ hitanuhum balıkları · يَوْمَ yevme günü · سَبْتِهِمْ sebtihim cumartesi · شُرَّعًۭا şurraan akın akın · وَيَوْمَ ve yevme gün ise · لَا la · يَسْبِتُونَ ۙ yesbitune cumartesi dışındaki · لَا la · تَأْتِيهِمْ ۚ te'tihim gelmezlerdi · كَذَٰلِكَ kezalike böylece · نَبْلُوهُم nebluhum biz onları sınıyorduk · بِمَا bima ötürü · كَانُوا۟ kanu · يَفْسُقُونَ yefsukune yoldan çıkmalarından • سال (sAl) kökü: akmak, dökülmek, sızmak, akıtmak, soruşturmak, sormak, dilenmek • قري (qry) kökü: Bir misafiri ağırlamak, bir misafirin ağırlandığı şey. Toplamak, içine/içeri koşmak. Keşfetmek; araştırmak; çok ve özenli bir aramayla şehri/kasabayı incelemek. • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • حضر (HDr) kökü: Hazır bulunmak, var olmak, huzurunda durmak, zarar vermek, el altında olmak. Gelmek veya varmak, hazır veya hazırlanmış olmak, birinin yanında olmak veya birinin huzuruna gelmek, kendini bir şeye veya kişiye takdim… • بحر (bHr) kökü: Deniz, göl, büyük su birikintisi, bol, geniş, çok, deniz gibi cömert olan, bilgin • عدو (Edw) kökü: geçip gitmek, göz ardı etmek, ihlal etmek, yan çizmek • سبت (sbt) kökü: Dinlenmek, uzaklaşmak, kesmek, koparmak, tıraş etmek, derin uykuya dalmak • اتي (Aty) kökü: Gelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak… • حوت (Hwt) kökü: Balık, balina, büyük deniz hayvanı, deniz canavarı • يوم (ywm) kökü: Gün, dönem, periyot, zaman, bugün, bu / şu gün, çağ/zaman periyodu, güneşin belli bir noktaya kadar yükseliş süreci, kaza veya olay.. Türkçe’ye girmiş türevler : yevm, eyyam, eyyamcı, yevmiye, yevmiyeci • شرع ($rE) kökü: Bir yol üzerine oturmak, bir sokağı (kapıyı) açmak, bir yasa koymak, başlamak, bir din atamak. Shurra'un (shaari'un çoğulu) - sürüler halinde, sürü üzerine sürü, su yüzeyini kırarak, (başlarını) yukarı kaldırarak… • بلو (blw) kökü: Denemek, test etmek, sınamak, imtihan etmek • فسق (fsq) kökü: İtaatsizlik yapmak, yoldan çıkmak, emre karşı gelmek, ahlaksızca yaşamak, düzensizlik içinde olmak, kötü olmak, ahlaksız olmak, ahlaksızlık yapmak, sapkın olmak, dinsiz olmak, kötülük yapmak. • Araf suresi 206 ayettir; bu 163. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).