Derken dişi deveyi kestiler ve böylece Rabb'inin emrine karşı geldiler ve "Ey Salih! Sen gerçekten gönderilenlerdensen, haydi bizi tehdit ettiğin şeyleri getir." dediler.
Araf 7:77فَعَقَرُوا النَّاقَةَ وَعَتَوْا عَنْ اَمْرِ رَبِّهِمْ وَقَالُوا يَا صَالِحُ ائْتِنَا بِمَا تَعِدُنَٓا اِنْ كُنْتَ مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ • Fe akarun nakate ve atev an emri rabbihim ve kalu ya salihu'tina bima teiduna in kunte minel murselin. • Meal: Derken dişi deveyi kestiler ve böylece Rabb'inin emrine karşı geldiler ve "Ey Salih! Sen gerçekten gönderilenlerdensen, haydi bizi tehdit ettiğin şeyleri getir." dediler. • Kelime kelime: فَعَقَرُوا۟ feakaru derken boğazladılar · ٱلنَّاقَةَ n-nakate dişi deveyi · وَعَتَوْا۟ ve atev ve dışına çıktılar · عَنْ an -ndan · أَمْرِ emri buyruğu- · رَبِّهِمْ rabbihim Rablerinin · وَقَالُوا۟ ve kalu ve dediler · يَـٰصَـٰلِحُ ya salihu Salih · ٱئْتِنَا 'tina bize getir · بِمَا bima şeyi · تَعِدُنَآ teiduna bizi tehdidettiğin · إِن in eğer · كُنتَ kunte isen · مِنَ mine -den · ٱلْمُرْسَلِينَ l-murseline elçiler- • عقر (Eqr) kökü: Kesmek, yaralamak, katletmek, topallık vermek, sonuç vermemek, kısır olmak (örn: rahim) • نوق (nwq) kökü: Eti yağdan temizlemek, deve eğitmek, düzene koymak, dikkatli yapmak. niiqatun - gayret, beceri, incelik, rafine, en iyi, dağın tepesi, büyük ve uzun dağ. naaqatun - dişi deve. • عتو (Etw) kökü: Sürüklemek, şiddetle itmek, çekip götürmek, çekmek, birini zorla taşımak/götürmek. Atiya - kötülük yapmaya hızlı olmak. Utuyyun - kötülük yapmaya meyilli/hızlı, kötü, kaba, obur, kaba, taş kalpli zorba, zalim, açgözlü… • امر (Amr) kökü: emretmek/emir vermek/buyurmak, yetki/güç/hakimiyet, danışmak/tavsiye etmek/istişare etmek, komuta etmek/emir vermek, komutan/vali/prens/kral olarak başkanlık etmek, deneyimli, çoğalmak/bollaşmak • ربب (rbb) kökü: Usta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren… • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • صلح (SlH) kökü: doğru/iyi/dürüst/sağlam/erdemli olmak, uygun olmak. aslaha - bir şeyi düzeltmek, reform etmek, iyi yapmak. saalihaat - iyi işler, uygun ve uygun eylemler, düzeltmeye yönelik iş yapmak. aslaha (vb. 4) - bütün sağlam… • اتي (Aty) kökü: Gelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak… • وعد (wEd) kökü: söz vermek, sözünü vermek, tehdit etmek, iyi şeyler vaat etmek, tehdit etmek (bağlama göre) • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • رسل (rsl) kökü: Bir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul… • Araf suresi 206 ayettir; bu 77. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).