O Gün, Cehennem ateşinde kızdırılıp; onlarla alınları, yanları ve sırtları dağlanacak, "İşte bunlardır, kendiniz için biriktirdiğiniz şeyler, tadın, biriktirdiğiniz şeylerin azabını." denecek.
Tevbe 9:35يَوْمَ يُحْمٰى عَلَيْهَا ف۪ي نَارِ جَهَنَّمَ فَتُكْوٰى بِهَا جِبَاهُهُمْ وَجُنُوبُهُمْ وَظُهُورُهُمْۜ هٰذَا مَا كَنَزْتُمْ لِاَنْفُسِكُمْ فَذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَكْنِزُونَ • Yevme yuhma aleyha fi nari cehenneme fe tukva biha cibahuhum ve cunubuhum ve zuhuruhum, haza ma keneztum li enfusikum fe zuku ma kuntum teknizun. • Meal: O Gün, Cehennem ateşinde kızdırılıp; onlarla[1] alınları, yanları ve sırtları dağlanacak, "İşte bunlardır, kendiniz için biriktirdiğiniz şeyler, tadın, biriktirdiğiniz şeylerin azabını." denecek. • Dipnot 1: Biriktirdikleri altın ve gümüşle. • Kelime kelime: يَوْمَ yevme O gün · يُحْمَىٰ yuhma kızdırılır · عَلَيْهَا aleyha üzerleri · فِى fi içinde · نَارِ nari ateşi · جَهَنَّمَ cehenneme cehennem · فَتُكْوَىٰ fe tukva dağlanır · بِهَا biha bunlarla · جِبَاهُهُمْ cibahuhum onların alınları · وَجُنُوبُهُمْ ve cunubuhum ve yanları · وَظُهُورُهُمْ ۖ ve zuhuruhum ve sırtları · هَـٰذَا haza (işte) budur · مَا ma şeyler · كَنَزْتُمْ keneztum yığdıklarınız · لِأَنفُسِكُمْ lienfusikum nefisleriniz için · فَذُوقُوا۟ fezuku o halde tadın · مَا ma şeyleri · كُنتُمْ kuntum olduğunuz · تَكْنِزُونَ teknizune yığıyor(lar) • يوم (ywm) kökü: Gün, dönem, periyot, zaman, bugün, bu / şu gün, çağ/zaman periyodu, güneşin belli bir noktaya kadar yükseliş süreci, kaza veya olay.. Türkçe’ye girmiş türevler : yevm, eyyam, eyyamcı, yevmiye, yevmiyeci • حمي (Hmy) kökü: Tecavüz/saldırıya karşı korumak/yasaklamak/savunmak. Yasaklanan bir şey, bir şeyi yasaklamak. Şiddetli/öfkeli, sıcak olmak/ısınmak (örn. gün, fırın), küçümseme/aşağılama/kızgınlık/kıskançlık/öfke, utanmak, haksız… • نور (nwr) kökü: ateş, alev, sıcaklık, savaş, ışık, parıldamak, parlak ışık saçmak, tahrik etmek, sinirlendirmek veya savaşa kışkırtmak • كوي (kwy) kökü: Yakmak (örn. cilt), dağlamak, kavurmak, damgalamak, dağlayarak tedavi etmek • جبه (jbh) kökü: O ona vurdu/tokat attı/dövdü. Ona hoşlanmadığı/nefret ettiği bir şey söyledi ve onu yüzüne karşı suçladı. Alın. Alnın genişliği/büyüklüğü ve güzelliği. Alnın çıkıntısı/belirginliği. Ayın üst kısmı. İnsanların/erkek… • جنب (jnb) kökü: Yan taraf, uzak durmak, kenara çekilmek, kaçınmak, sakınmak, yanında olmak, beraber olmak, yabancı olmak, cünüp olmak, uzaklaştırmak • ظهر (Zhr) kökü: Görünmek, belirgin/açık/net/bariz olmak, ortaya çıkmak, yükselmek/tırmanmak, üstün gelmek, bilmek, ayırt etmek, aşikar olmak, ilerlemek, öğleye girmek, ihmal etmek, üstünlük sağlamak, sırta yara açmak • كنز (knz) kökü: Biriktirmek, hazine olarak saklamak, toprağa hazine gömmek. • نفس (nfs) kökü: nefs, öz, benlik, kişilik, yüksek derecede değer verildi, değerli ve istenen, çekicilik gören, sevilen veya saygı değer bulunan • ذوق (pwq) kökü: Tadmak, tatmak, tat, zevk, hoşa giden şey, beğeni, damak tadı, keyif, hoşlanmak, zevk almak, haz duymak, estetik duygu • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • Tevbe suresi 129 ayettir; bu 35. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).