Mü'min erkekler ve Mü'min kadınlar birbirlerinin velileridirler. Ma'ruf olanı yaparlar, münkerden sakındırırlar. Salatı ikame ederler, zekatı yaparlar. Allah'a ve Resul'üne itaat ederler. İşte bunlara, Allah rahmet edecektir. Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.
Tevbe 9:71وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَٓاءُ بَعْضٍۢ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَيُط۪يعُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُۜ اُو۬لٰٓئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ • Vel mu'minune vel mu'minatu ba'duhum evliyau ba'd, ye'murune bil ma'rufi ve yenhevne anil munkeri ve yukimunas salate ve yu'tunez zekate ve yutiunallahe ve resuleh, ulaike se yerhamuhumullah, innallahe azizun hakim. • Meal: Mü'min erkekler ve Mü'min kadınlar birbirlerinin velileridirler.[1] Ma'ruf olanı yaparlar, münkerden sakındırırlar.[2] Salatı ikame ederler, zekatı yaparlar.[3] Allah'a ve Resul'üne itaat ederler.[4] İşte bunlara, Allah rahmet edecektir. Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir. • Dipnot 1: 5:12. ayetin 1. dipnotu. • Dipnot 2: Koruyucu, yardımcı, gözeten, destekleyici. Bkz. 9:23. ayetin 1. dipnotu. • Dipnot 3: Kelimesi kelimesine, "Emr-i b'il-ma'ruf nehy-i ani'l munker." Bu terkip, İyiliği yap ve telkin et, kötülükten sakındır ve engel ol demektir." Ma'ruf: İyi, doğru, yararlı, güzel olan, toplumsal değer yargılarına göre ve toplumsal uzlaşı ile doğru olduğu kabul edilen ve Vahye uygun olan demektir. Munker ise; kötü, eğri, zararlı, çirkin olan şey demektir. "Emr" fiilinin asıl anlamı iş yapmaktır. Bu anlam bağlamında ayetteki "Emr-i b'il-ma'ruf terkibine "iyiliği emret" şeklinde anlam verilmesi doğru değildir. Bu terkip: İyi olan şeyleri yapmayı kendine iş edin, ahlak edin; kötü olan şeylerden uzak dur, kötülüklerden sakın; kötülüklerden uzak durmayı ve iyi olan şeyleri yapmayı ilke edin; iyiliğin yaygınlaşması ve kötülüğün önlenmesi için çaba göster demektir. • Dipnot 4: Bkz. 9:11. ayetin dipnotu. • Kelime kelime: وَٱلْمُؤْمِنُونَ velmu'minune inanan erkekler · وَٱلْمُؤْمِنَـٰتُ velmu'minatu ve inanan kadınlar · بَعْضُهُمْ bea'duhum kimisinin · أَوْلِيَآءُ evliya'u velisidirler · بَعْضٍۢ ۚ bea'din kimisi · يَأْمُرُونَ ye'murune emrederler · بِٱلْمَعْرُوفِ bil-mea'rufi iyiliği · وَيَنْهَوْنَ ve yenhevne ve men'ederler · عَنِ ani -ten · ٱلْمُنكَرِ l-munkeri kötülük- · وَيُقِيمُونَ ve yukimune ve ayakta tutarlar · ٱلصَّلَوٰةَ s-salate salatı · وَيُؤْتُونَ ve yu'tune ve verirler · ٱلزَّكَوٰةَ z-zekate zekatı · وَيُطِيعُونَ ve yutiune ve ita'at ederler · ٱللَّهَ llahe Allah'a · وَرَسُولَهُۥٓ ۚ ve rasulehu ve Elçisine · أُو۟لَـٰٓئِكَ ulaike işte · سَيَرْحَمُهُمُ seyerhamuhumu onlara rahmet edecektir · ٱللَّهُ ۗ llahu Alah · إِنَّ inne şüphesiz · ٱللَّهَ llahe Allah · عَزِيزٌ azizun daima üstündür · حَكِيمٌۭ hakimun hüküm ve hikmetsahibidir • امن (Amn) kökü: güvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir… • بعض (bED) kökü: bir kısım, bazı, parça, birkaç, bir miktar, biraz • ولي (wly) kökü: yakın olmak, yanında olmak, takip etmek, kadar olmak • امر (Amr) kökü: emretmek/emir vermek/buyurmak, yetki/güç/hakimiyet, danışmak/tavsiye etmek/istişare etmek, komuta etmek/emir vermek, komutan/vali/prens/kral olarak başkanlık etmek, deneyimli, çoğalmak/bollaşmak • عرف (Erf) kökü: O bunu bildi, bunun idrakine vardı, ayırt etmek, bir şeyle tanışmak, düşünme ve etkiyi göz önünde bulundurarak bir şeyi algılamak, karşılığını vermek, bir kısmını kabul etmek, yönetici/düzenleyici/gözetmen… • نهي (nhy) kökü: Engellemek, yasaklamak, azarlamak, yasaklamak, durdurtmak, kısıtlamak, men etmek, engel olmak, vazgeçmek, sakınmak • نكر (nkr) kökü: Hoşlanmamak, tanımamak, reddetmek, dil veya ceza ile onaylamamak, zor olmak, güç olmak, tiksinti duymak, suçlamak • قوم (qwm) kökü: Kıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk… • صلو (Slw) kökü: Hayvanın arka orta bölümü, kuyruğunun çıktığı yer, sırtlamak, desteklemek, uyluklamak, yakından takip etmek, arkasından yürümek/takip etmek, (Musalli > önde giden atı izleyen arkadaki at) bağlı kalmak, söylev, nutuk… • اتي (Aty) kökü: Gelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak… • زكو (zkw) kökü: Arttı/çoğaldı, gelişti/iyi büyüdü/gelişti/serpildi ve meyve verdi, saf/temiz oldu/hale geldi, arınma/temizlenme, iyilik/doğruluk, bolluk içinde/rahat/yumuşak/narin bir yaşam sürmek, iyi/doğru bir duruma/koşula sokmak… • طوع (TwE) kökü: itaat etmek, izin vermek/onaylamak, itaat, gönüllü olarak yapmak, çaba göstererek bir eylem yapmak. yapabilmek - muktedir olmak, güce sahip olmak, yapabilir durumda olmak. • رسل (rsl) kökü: Bir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul… • رحم (rHm) kökü: merhamet etmek, şefkat göstermek, severek ve acıyarak korumak. Yufka yürekli olmak, acımak, birinin üzüntüsüne ortak olmak. Acınacak durumda bulunan kimseye yönelik yufka yüreklilik ve şefkat. Lütufta bulunma. • عزز (Ezz) kökü: güçlü/kudretli/kuvvetli, soylu/onurlu/şanlı, direndi/dayandı, yenilmez, alt etmek (örn. tartışmada), yüceltmek, galip gelmek, çok saygı duyulan, değerli, ihtişam, kibir, mükemmel, gururlu ve sert tavır, katı/sert • حكم (Hkm) kökü: Engellemek, yetki kullanmak, emir vermek, hüküm vermek, yargılamak, bilge olmak. Bir kişiyi kötü veya yozlaşmış bir şekilde davranmaktan alıkoymak/engellemek/men etmek, yargılamak veya hüküm vermek, karar vermek, adli… • Tevbe suresi 129 ayettir; bu 71. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).