Akıl Kuran (akilkuran.com)

Yunus Suresi 36. Ayet Meali

Onların çoğu, ancak zanna uyarlar. Kuşkusuz zan hakikatin yerini tutamaz. Allah, onların ne yaptıklarını çok iyi bilendir.

Yunus 10:36 — Arapça yazılışı, okunuşu ve meali. Onların çoğu, ancak zanna uyarlar.
Yunus 10:36
وَمَا يَتَّبِعُ اَكْثَرُهُمْ اِلَّا ظَناًّۜ اِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْن۪ي مِنَ الْحَقِّ شَيْـٔاًۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ • Ve ma yettebiu ekseruhum illa zanna, innez zanne la yugni minel hakkı şey'a, innallahe alimun bima yef'alun. • Meal: Onların çoğu, ancak zanna[1] uyarlar. Kuşkusuz zan hakikatin yerini tutamaz. Allah, onların ne yaptıklarını çok iyi bilendir. • Dipnot 1: Vahiy dışı bilgi. Zann kelimesi Cahiliye'de tahmin, sanı anlamında değil; kesin bilgi, doğru sonuç anlamında kullanılmaktadır. Kur'an, bu kelimeyi: Bilgisizlikten kaynaklanan şekk, kuşku, sanı anlamı ile ve kesin bilgi anlamı ile olmak üzere olumlu ve olumsuz iki anlamda da kullanmaktadır. Ayet, övgüden söz ediyorsa zann; "kesin bilgi/yakin" anlamında, yergiden söz ediyorsa "sanı" anlamındadır. Ayrıca kelimeden sonraki edatlar "inne" ve "enne" edatlarıysa zann kelimesi "kesinlik" ifade etmektedir; şayet "in", "en" edatları geliyorsa, zann kelimesi "sanı" anlamında anlaşılmalıdır. Ancak Kur'an, kendi bilgisi ile kıyasladığında kendi dışındaki bilgilerin tamamını bilgi değeri açısından kendi bilgisi yanında zann düzeyinde görmektedir. • Kelime kelime: وَمَا ve ma ve · يَتَّبِعُ yettebiu uymamaktadır · أَكْثَرُهُمْ ekseruhum onların çoğu · إِلَّا illa başkasına · ظَنًّا ۚ zennen zandan · إِنَّ inne şüphesiz · ٱلظَّنَّ z-zenne zan ise · لَا la · يُغْنِى yugni kazandırmaz · مِنَ mine · ٱلْحَقِّ l-hakki gerçek açısından · شَيْـًٔا ۚ şey'en bir şey · إِنَّ inne şüphesiz · ٱللَّهَ llahe Allah · عَلِيمٌۢ alimun bilmektedir · بِمَا bima şeyleri · يَفْعَلُونَ yef'alune onların yaptıkları • تبع (tbE) kökü: takip etmek/arkasından gitmek/yürümek, geçmek/yakalamak, kovlamak/araştırmak/incelemek/avlamak, aramak/ulaşmak/elde etmek, dava açmak/hak aramak (hak/kan davası için), birinin diğerini takip etmesi, ardışık/art arda… • كثر (kvr) kökü: Sayı veya miktar olarak aşmak, artmak, çoğalmak, sık sık olmak, bol, zenginlik; Çok olmak, sayıca fazla olmak, kalabalık olmak, ataları çok olan veya iyi işleri çok olan bir insan. Çok iyiliğe sahip olan insan, diğer… • ظنن (Znn) kökü: Düşünmek, varsaymak, şüphe etmek, farz etmek, zannetmek, inanmak, bilmek, hayal etmek, şüphelenmek, varsayımsal olmak, kişinin gözlemlerine dayanarak bir şeyden emin olmak. Genel bir kural olarak bu fiil çoğunlukla… • غني (gny) kökü: İhtiyaçlardan özgür, istekleri olmayan, yeterlilik veya zenginlik durumunda olan; ikamet etti, yaşadı; gelişti, kendine yeten, şarkı söyledi/ilahi okudu; övdü, hicvetti • حقق (Hqq) kökü: Adaletin, bilgeliğin, gerçeğin, doğrunun veya gerçekliğin gerekliliklerine uygun olmak, adil/uygun/doğru/yerinde olmak, özgün/hakiki/sağlam/geçerli/esaslı/gerçek olmak, ayrıca… • شيا ($yA) kökü: irade etmek / dilemek, planlamak, var etmek, meydana getirmek - şey/eşya, herhangi bir mesele, bir şey, istenen veya dilenen, zerre, herhangi bir kapsam. Doğrudan nesnel bir durum söz konusu olduğunda \"azıcık\"… • علم (Elm) kökü: İşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim… • فعل (fEl) kökü: bir şey yapmak, onu yaptı, bir eylemin etkisini yaşamak veya almak, gerçekleştirmek, bir yapma eylemi, bir alışkanlık/adet/tarz/alışılmış durum • Yunus suresi 109 ayettir; bu 36. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).