Halkı koşa koşa ona geldiler. Onlar, önceden de kötü işler yapıyorlardı. "Ey halkım! İşte şunlar kızlarımdır, onlar sizin için temiz olandır. Allah için takvalı olun, misafirlerime karşı beni rezil etmeyin, içinizde hiç aklı başında kimse yok mu?" dedi.
Hud 11:78وَجَٓاءَهُ قَوْمُهُ يُهْرَعُونَ اِلَيْهِ وَمِنْ قَبْلُ كَانُوا يَعْمَلُونَ السَّيِّـَٔاتِۜ قَالَ يَا قَوْمِ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ بَنَات۪ي هُنَّ اَطْهَرُ لَكُمْ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَلَا تُخْزُونِ ف۪ي ضَيْف۪يۜ اَلَيْسَ مِنْكُمْ رَجُلٌ رَش۪يدٌ • Ve caehu kavmuhu yuhreune ileyhi ve min kablu kanu ya'melunes seyyiat, kale ya kavmi haulai benati hunne etharu lekum, fettekullahe ve la tuhzuni fi dayfi, e leyse minkum raculun reşid. • Meal: Halkı koşa koşa ona geldiler. Onlar, önceden de kötü işler yapıyorlardı. "Ey halkım! İşte şunlar kızlarımdır[1], onlar sizin için temiz olandır. Allah için takvalı olun, misafirlerime karşı beni rezil etmeyin, içinizde hiç aklı başında kimse yok mu?" dedi. • Dipnot 1: "Kızlarım" kelimesi ile kast edilen şey, Lut'un kendi öz kızları değil, o halka ait kızlarıdır. 'Haulai benati' açık benzetme türünden bir ifade olup, "kavmimin kızları/kadınları benim kızlarım mesabesindedir." anlamına gelmektedir." Dolayısı ile bu ifade Lut'un öz kızlarına değil, halkının kızlarına işaret etmektedir. Erkeklere yönelmiş sapkınlığa karşı, doğru ilişkinin erkeğin kadınla ilişkisi olduğu uyarısı ve öğüdü yapılmıştır. Bu konuda; değil bir nebinin, herhangi bir kimsenin bile kişiliğine, saygınlığına, ahlakına yakışmayacak bir davranışı, sanki Lut Nebi kendi kızlarını başkalarına sunmuş gibi düşünmek akla ziyan bir durumdur (15:71). Meşru bir ilişkinin nasıl olması gerektiğinden hareketle, yol gösterme amaçlı söylenen bir sözü ifade etmektedir. "Kızlarım, sizin için daha temizdir" ile kast edilen şey erkek için uygun olanın kadın olduğudur. • Kelime kelime: وَجَآءَهُۥ ve ca'ehu ve geldi · قَوْمُهُۥ kavmuhu kavmi · يُهْرَعُونَ yuhraune koşarak · إِلَيْهِ ileyhi ona · وَمِن ve min · قَبْلُ kablu ve daha önce · كَانُوا۟ kanu · يَعْمَلُونَ yea'melune işliyorlardı · ٱلسَّيِّـَٔاتِ ۚ s-seyyiati kötü işler · قَالَ kale dedi ki · يَـٰقَوْمِ ya kavmi kavmim · هَـٰٓؤُلَآءِ ha'ula'i şunlar · بَنَاتِى benati kızlarımdır · هُنَّ hunne onlar · أَطْهَرُ etheru daha temizdir · لَكُمْ ۖ lekum sizin için · فَٱتَّقُوا۟ fetteku korkun · ٱللَّهَ llahe Allah'tan · وَلَا ve la ve · تُخْزُونِ tuhzuni beni rezil etmeyin · فِى fi arasında · ضَيْفِىٓ ۖ deyfi konuklarım · أَلَيْسَ eleyse yok mudur? · مِنكُمْ minkum içinizde · رَجُلٌۭ raculun bir adam · رَّشِيدٌۭ raşidun aklı başında • جيا (jyA) kökü: gelmek/yapmak, işlemek, (bi edatıyla) getirmek, üretmek, (2:275) almak • قوم (qwm) kökü: Kıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk… • هرع (hrE) kökü: Hızlı ve titrek bir yürüyüşle yürümek, koşmak veya atılmak, hızlıca akmak, acele etmek, telaşlanmak. • قبل (qbl) kökü: kabul etmek/almak/karşılamak/razı olmak, birisiyle karşılaşmak/buluşmak, karşı koymak/karşılaştırmak/dengelemek/tazmin etmek, ön taraf (12:26), onaylamak, lütfetmek • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • عمل (Eml) kökü: iş, işlem, eylem, yapmak/hareket etmek/çalışmak/işletmek/inşaa etmek/üretmek, bir el sanatı uygulama, aktif olmak Türkçe’ye girmiş türevler : amel, aksülamel, amal, ameliyat, amil (amele), imal, istimal (müstamel… • سوا (swA) kökü: eşit, düz, beraber, denk, aynı, birlikte, eşit olmak, düzleşmek • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • بني (bny) kökü: inşa etmek, yapmak, kurmak, oluşturmak, bina yapmak, yapı, nesil, soy, aile • طهر (Thr) kökü: Temiz/saf olmak veya olmaya başlamak, kirden arınmak, uzak/mesafeli hale getirmek, temizlemek/yıkamak/arındırmak, sakınmak, kendini uzaklaştırmak, temizlemek/arındırmak, abdest almak. • وقي (wqy) kökü: korumak, kurtarmak, muhafaza etmek, uzak tutmak, kötülükten ve felaketten korunmak, güvende olmak, kalkan olarak kabul etmek, görev saymak. muttaki - kötülükten ve insanlara ve Allah'a karşı görevini ihlal eden… • خزي (xzy) kökü: Alçalmak/aşağılanmak/bayağılaşmak/değersizleşmek, sınav veya acı ve kötülüğe düşmek, çirkin davranışlar veya özellikler göstermek, onursuzluk nedeniyle kafası karışmak veya şaşkına dönmek, utanç duymak veya utançtan… • ضيف (Dyf) kökü: Eğilmek, yaklaşmak, batmaya yaklaşmak (güneş için). Adet görmek (kadın için). Birinin misafiri olmak, sığınmak. Bir şeyle karşılıklı ilişkili olmak. Karşılıklı ilişki veya bağıntı, öyle ki biri diğeri olmadan… • ليس (lys) kökü: Değil, yoktur, değildir, bulunmaz, mevcut değildir • رجل (rjl) kökü: Yürümek, ayakla itmek, yürümek, ayaklarından bağlamak, (dişinin) yavrusunu emzirmesine izin vermek, (saç) kıvırcık olmak, annesiyle serbest bırakmak. Rajjala - birini rahatlatmak, saç taramak, mühlet vermek. Tarajjala… • رشد (r$d) kökü: Doğru yolu takip etmek, iyi yönlendirilmiş olmak, gerçek yön, doğru hareket kuralı, dürüstlük, bir çocuğun/zekanın olgunluğu, kişinin işlerini yönetme kapasitesi. • Hud suresi 123 ayettir; bu 78. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).