Yoksa onlar, hiç beklemedikleri bir anda Allah'ın her şeyi kaplayan azabının gelmesinden veya o Sa'at'in onlara, farkında olmadan ansızın gelmesinden güvende midirler?
Yusuf 12:107اَفَاَمِنُٓوا اَنْ تَأْتِيَهُمْ غَاشِيَةٌ مِنْ عَذَابِ اللّٰهِ اَوْ تَأْتِيَهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ • E fe eminu en te'tiyehum gaşiyetun min azabillahi ev te'tiyehumus saatu bagteten ve hum la yeş'urun. • Meal: Yoksa onlar, hiç beklemedikleri bir anda Allah'ın her şeyi kaplayan azabının gelmesinden veya o Sa'at'in[1] onlara, farkında olmadan ansızın gelmesinden güvende midirler? • Dipnot 1: Kıyametin. • Kelime kelime: أَفَأَمِنُوٓا۟ efeeminu onlar emin midirler? · أَن en · تَأْتِيَهُمْ te'tiyehum kendilerine gelmeyeceğinden · غَـٰشِيَةٌۭ gaşiyetun sargın bir belanın · مِّنْ min · عَذَابِ azabi azabından · ٱللَّهِ llahi Alah'ın · أَوْ ev veya · تَأْتِيَهُمُ te'tiyehumu kendilerine gelmeyeceğinden · ٱلسَّاعَةُ s-saatu O sa'atin · بَغْتَةًۭ begteten ansızın · وَهُمْ vehum ve onlar · لَا la hiç · يَشْعُرُونَ yeş'urune farkında değillerken • امن (Amn) kökü: güvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir… • اتي (Aty) kökü: Gelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak… • غشو (g$w) kökü: aldatmak, kandırmak, gizlemek, hile yapmak, göz boyamak, yanıltmak, saklamak • عذب (Epb) kökü: cezalandırma, azarlamak, ceza, işkence, acı, eziyet, sıkıntı, ağır ceza, kaçınmak/vazgeçmek, bir haktan vazgeçmek, feragat etmek, çıkmak, engel olmak zorluk çıkarmak. Bir şey inkar etmek, biri tarafından konulan engel… • سوع (swE) kökü: Kötü olmak, fesat çıkarmak, kötülük etmek, günah işlemek, zarar vermek, üzmek, incitmek, fenalık yapmak, kızmak, öfkelenmek, kabalaşmak, çirkinleşmek, hoşa gitmemek, mutsuz etmek, rahatsız etmek, zorlaştırmak • بغت (bgt) kökü: Ansızın basmak, gafil avlamak, habersiz yakalamak, beklenmedik anda ortaya çıkmak, şaşırtmak • شعر ($Er) kökü: bilmek/algılamak/anlamak, tanıtmak, duyularla algılamak, şuurunda olmak, şiir, edebi söz • Yusuf suresi 111 ayettir; bu 107. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).