Akıl Kuran (akilkuran.com)

Rad Suresi 33. Ayet Meali

Peki, herkesin ne yaptığını gözeten O değil mi? Onlar yine de ilahlarını Allah'a ortaklar koştular. De ki: "Onları istediğiniz isimle isimlendirin bakalım. Yoksa siz, O'na yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Yoksa boş sözlere mi aldanıyorsunuz?" Aslında Kafirlere planları güzel gösterildi de doğru yoldan alıkonuldular. Allah kimi saptırırsa artık ona yol gösterecek kimse olamaz.

Rad 13:33 — Arapça yazılışı, okunuşu ve meali. Peki, herkesin ne yaptığını gözeten O değil mi?
Rad 13:33
اَفَمَنْ هُوَ قَٓائِمٌ عَلٰى كُلِّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْۚ وَجَعَلُوا لِلّٰهِ شُرَكَٓاءَۜ قُلْ سَمُّوهُمْۜ اَمْ تُنَبِّؤُ۫نَهُ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِي الْاَرْضِ اَمْ بِظَاهِرٍ مِنَ الْقَوْلِۜ بَلْ زُيِّنَ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا مَكْرُهُمْ وَصُدُّوا عَنِ السَّب۪يلِۜ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ • E fe men huve kaimun ala kulli nefsin bi ma kesebet, ve cealu lillahi şureka', kul semmuhum, em tunebbiunehu bi ma la ya'lemu fil ardı em bi zahirin minel kavl, bel zuyyine lillezine keferu mekruhum ve suddu anis sebil, ve men yudlilillahu fe ma lehu min had. • Meal: Peki, herkesin ne yaptığını gözeten O değil mi? Onlar yine de ilahlarını Allah'a ortaklar koştular. De ki: "Onları[1] istediğiniz isimle isimlendirin bakalım. Yoksa siz, O'na yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Yoksa boş sözlere mi aldanıyorsunuz?" Aslında Kafirlere planları güzel gösterildi de doğru yoldan alıkonuldular. Allah kimi saptırırsa[2] artık ona yol gösterecek kimse olamaz. • Dipnot 1: Allah'ın saptırması; gösterdiği yolunun benimsenmesi veya reddedilmesiyle ilgilidir. Allah, sapkınlığı gerektiren şeyleri yapanı saptırır; doğru yola iletilmeyi gerektiren şeyleri yapanı da doğru yola iletir. Allah, kimin neyi hak ettiğine en doğru kararı veren olarak sonucu belirlemektedir. Diğer bir söylemle "insanın sapkınlığa iletilmesi," yaptığı seçime" göre uygun olan karşılığın veresiyle gerçekleşmektedir. Sorumluluk ve tercih bütünüyle insana aittir (Bkz. 10:108; 39:41). • Dipnot 2: Putlarınızı. • Kelime kelime: أَفَمَنْ efemen kimse gibi midir? · هُوَ huve o · قَآئِمٌ kaimun duran · عَلَىٰ ala üzerinde · كُلِّ kulli her · نَفْسٍۭ nefsin nefsin · بِمَا bima · كَسَبَتْ ۗ kesebet yaptığı işin · وَجَعَلُوا۟ vecealu onlar koştular · لِلَّهِ lillahi Allah'a · شُرَكَآءَ şuraka'e ortaklar · قُلْ kul de ki · سَمُّوهُمْ ۚ semmuhum onları isimlendirin · أَمْ em yoksa · تُنَبِّـُٔونَهُۥ tunebbiunehu siz haber mi veriyorsunuz? · بِمَا bima bir şeyi · لَا la · يَعْلَمُ yea'lemu (Allah'ın) bilmediği · فِى fi · ٱلْأَرْضِ l-erdi yeryüzünde · أَم em yoksa · بِظَـٰهِرٍۢ bizahirin boş · مِّنَ mine · ٱلْقَوْلِ ۗ l-kavli söz mü (söylüyorsunuz)? · بَلْ bel hayır · زُيِّنَ zuyyine süslü gösterildi · لِلَّذِينَ lillezine kimselere · كَفَرُوا۟ keferu inkar eden(lere) · مَكْرُهُمْ mekruhum tuzakları · وَصُدُّوا۟ ve suddu ve çıkarıldılar · عَنِ ani -dan · ٱلسَّبِيلِ ۗ s-sebili yol- · وَمَن ve men ve kimi · يُضْلِلِ yudlili şaşırtırsa · ٱللَّهُ llahu Allah · فَمَا fema artık olmaz! · لَهُۥ lehu ona · مِنْ min hiçbir · هَادٍۢ hadin yol gösteren • قوم (qwm) kökü: Kıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk… • كلل (kll) kökü: 1. Tüm, bütün, tamlık, bütünlük 2. babasını ve çocuğunu kaybetmek, doğrudan mirasçısı bulunmamak, bitkin düşmek, yorgun, zayıf olmak; sadece uzak ilişkileri bulunmak Türkçe’ye girmiş türevler : küllî, külli yevmin… • نفس (nfs) kökü: nefs, öz, benlik, kişilik, yüksek derecede değer verildi, değerli ve istenen, çekicilik gören, sevilen veya saygı değer bulunan • كسب (ksb) kökü: Kazanmak, elde etmek, peşinden gitmek, toplamak (zenginlik), yapmak, işlemek, kazanç sağlamak. 'kas-a-b' kelimesi kurt anlamına gelir. • جعل (jEl) kökü: yapmak, kılmak, oluşturmak, etmek, bir şeyi belirlemek, yaratmak, dönüştürmek, tayin etmek, yerleştirmek, sağlamak • شرك ($rk) kökü: yoldaş/ortak olmak, paylaşmak. şirkun - paylaşma, katılım, çok tanrıcılık, putperestlik, Allah'a ortak koşmak. şerik (çoğul: şüreka) - ortak, partner, paylaşımcı. İkinci çekim isimleri, bitişik zamirlerle takip… • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • سمو (smw) kökü: yüce/yüksek olmak, yükseltilmiş, çatı, tavan; isim, sıfat, nitelik; semavat - yükseklikler/gökler/yağmur, yağmur bulutları. ism - Bir şeyin/nesnenin ayırt edici işareti Türkçe’ye girmiş türevler : sema, semavat… • نبا (nbA) kökü: yüksek olmak, yüce olmak, yüceltilmek/yükseltilmek, bilgilendirmek/haberdar etmek, alçak sesle/tonda konuşmak, ağlamak, havlamak, peygamberlik armağanı, peygamber • علم (Elm) kökü: İşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim… • ارض (ArD) kökü: yer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin… • ظهر (Zhr) kökü: Görünmek, belirgin/açık/net/bariz olmak, ortaya çıkmak, yükselmek/tırmanmak, üstün gelmek, bilmek, ayırt etmek, aşikar olmak, ilerlemek, öğleye girmek, ihmal etmek, üstünlük sağlamak, sırta yara açmak • زين (zyn) kökü: Süslemek, donatmak. Süslemek, zarafet katmak, onurlandırmak [bir eylem, nitelik veya söz için]. Dili süsledi, donattı veya düzenledi. Süsledi [örn. Yeryüzü veya toprak, bitki örtüsüyle süslendi], süsledi, dekore etti… • كفر (kfr) kökü: Gizlemek, örtmek, reddetmek, inanmamak, müteşekkir olmamak, şükran duymamak, nankörlük etmek, tanımamak, inkar, imansız, siyah at, karanlık gece, ekici / çiftçi. Türkçe’ye girmiş türevler : kâfir, küfür, kefere, küffar… • مكر (mkr) kökü: Aldatmak, hile veya dolambaçlı yol kullanmak, kaçamak yapmak veya sakınmak, komplo kurmak, kurnazlık veya hüner kullanmak, politika izlemek, strateji uygulamak. • صدد (Sdd) kökü: Uzaklaştırmak, saptırmak, engellemek, önlemek. Sadiidan - bir şeyden kaçınmak, geri çekilmek, yükseltmek, gürültü yapmak, bağırmak, yüksek sesle haykırmak. Saddun - engelleme, saptırma veya uzaklaştırma eylemi. Sadiid… • سبل (sbl) kökü: yol, yöntem, araç, vesile, geçit, patika, yollar, çare, olanak, sebep • ضلل (Dll) kökü: Yanlış yola saptı, sapmış, yolunu şaşırmış. Doğru yoldan sapmış. Doğru yolu kaçırmış veya kaybetmiş. Bir şeyi kaybetmiş ve yerini bilmiyor. Şaşırmış ve doğru yolu görememiş. • هدي (hdy) kökü: Yol göstermek/yönlendirmek, doğru yolu takip etmek/tutmak, doğru yola yönlendirilmiş/hidayete ermiş, bir yol/gidiş/metot/davranış tarzı/tutum. Hediye. • Rad suresi 43 ayettir; bu 33. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).