De ki: "İster Allah diye çağırın ister Rahman diye çağırın. Hangisiyle çağırırsanız çağırın en iyi isimler O'nundur." Salatında ne fazla yükselt ne de fazla kıs. Bu ikisi arasında bir yol tut.
İsra 17:110قُلِ ادْعُوا اللّٰهَ اَوِ ادْعُوا الرَّحْمٰنَۜ اَياًّ مَا تَدْعُوا فَلَهُ الْاَسْمَٓاءُ الْحُسْنٰىۚ وَلَا تَجْهَرْ بِصَلَاتِكَ وَلَا تُخَافِتْ بِهَا وَابْتَغِ بَيْنَ ذٰلِكَ سَب۪يلاً • Kulid'ullahe evid'ur rahman, eyyen ma ted'u fe lehul esmaul husna, ve la techer bi salatike ve la tuhafit biha vebtegı beyne zalike sebila. • Meal: De ki: "İster Allah diye çağırın ister Rahman diye çağırın. Hangisiyle çağırırsanız çağırın en iyi isimler O'nundur." Salatında[1] ne fazla yükselt ne de fazla kıs.[2] Bu ikisi arasında bir yol tut. • Dipnot 1: Sesini. • Dipnot 2: Duanda, Allah'tan yardım isteyişinde. • Kelime kelime: قُلِ kuli de ki · ٱدْعُوا۟ d'u çağırın · ٱللَّهَ llahe Allah diye · أَوِ evi veya · ٱدْعُوا۟ d'u çağırın · ٱلرَّحْمَـٰنَ ۖ r-rahmane Rahman diye · أَيًّۭا eyyen hangisiyle · مَّا ma · تَدْعُوا۟ ted'u çağırsanız · فَلَهُ felehu O'nundur · ٱلْأَسْمَآءُ l-esma'u isimler · ٱلْحُسْنَىٰ ۚ l-husna en güzel · وَلَا ve la · تَجْهَرْ techer pek bağırma · بِصَلَاتِكَ bisalatike salatında · وَلَا ve la · تُخَافِتْ tuhafit pek de gizleme · بِهَا biha onu · وَٱبْتَغِ vebtegi tut · بَيْنَ beyne arasında · ذَٰلِكَ zalike bunun · سَبِيلًۭا sebilen bir yol • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • دعو (dEw) kökü: aramak, arzu etmek, istemek, talep etmek, seslenmek, çağırmak, atfetmek, haykırmak, seslenmek, dua etmek, yalvarmak, dilekçe vermek, ihtiyaç duymak, çağırmak, davet etmek, iddia etmek, yardım etmek • رحم (rHm) kökü: merhamet etmek, şefkat göstermek, severek ve acıyarak korumak. Yufka yürekli olmak, acımak, birinin üzüntüsüne ortak olmak. Acınacak durumda bulunan kimseye yönelik yufka yüreklilik ve şefkat. Lütufta bulunma. • سمو (smw) kökü: yüce/yüksek olmak, yükseltilmiş, çatı, tavan; isim, sıfat, nitelik; semavat - yükseklikler/gökler/yağmur, yağmur bulutları. ism - Bir şeyin/nesnenin ayırt edici işareti Türkçe’ye girmiş türevler : sema, semavat… • حسن (Hsn) kökü: Yakışıklı olmak, iyi olmak, iyi/güzel/hoş/memnun edici görünmek, mükemmel olmak, bir şeyi iyi veya güzel yapmak/kılmak, bir şeyi güzelleştirmek/süslemek/bezemek, iyilikte çabalamak veya rekabet etmek, iyi yapmak veya… • جهر (jhr) kökü: Belirgin olmak/açık olmak/görünür olmak/halka açık olmak/yüksek sesli olmak/keşfedilmek, büyük/hacimli olmak, hoşa giden/iyi görünümlü olmak, neredeyse/tamamen temizlemek, üstün gelmeye/geçmeye çalışmak • صلو (Slw) kökü: Hayvanın arka orta bölümü, kuyruğunun çıktığı yer, sırtlamak, desteklemek, uyluklamak, yakından takip etmek, arkasından yürümek/takip etmek, (Musalli > önde giden atı izleyen arkadaki at) bağlı kalmak, söylev, nutuk… • خفت (xft) kökü: Sessiz veya hareketsiz olmak, alçak/yumuşak/nazik olmak, şiddetli açlıktan dolayı zayıf olmak, sefil olmak, susturmak veya öldürmek (kılıç veya benzeri ile vurmak), iyi veya güzel olmak, dikkate değer olmak. • بغي (bgy) kökü: Azgınlık etmek, haddi aşmak, zulmetmek, isyan etmek, haksızlık etmek, fahişelik yapmak, taşkınlık göstermek, kibirlenmek, talep etmek, istemek, aramak • بين (byn) kökü: Bir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma… • سبل (sbl) kökü: yol, yöntem, araç, vesile, geçit, patika, yollar, çare, olanak, sebep • İsra suresi 111 ayettir; bu 110. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).