Akıl Kuran (akilkuran.com)

Kehf Suresi 74. Ayet Meali

Tekrar yola koyuldular. Nihayet bir delikanlıya rastladılar. Onu öldürdü. "Bir cana karşılık olmaksızın zekiyye bir canı öldürdün mü? Gerçekten dehşet verici bir şey yaptın!"

Kehf 18:74 — Arapça yazılışı, okunuşu ve meali. Tekrar yola koyuldular.
Kehf 18:74
فَانْطَلَقَا۠ حَتّٰٓى اِذَا لَقِيَا غُلَاماً فَقَتَلَهُۙ قَالَ اَقَتَلْتَ نَفْساً زَكِيَّةً بِغَيْرِ نَفْسٍۜ لَقَدْ جِئْتَ شَيْـٔاً نُكْراً • Fentaleka, hatta iza lekıya gulamen fe katelehu kale e katelte nefsen zekiyyeten bi gayri nefs, lekad ci'te şey'en nukra. • Meal: Tekrar yola koyuldular. Nihayet bir delikanlıya[1] rastladılar. Onu öldürdü. "Bir cana karşılık olmaksızın zekiyye[2] bir canı öldürdün mü? Gerçekten dehşet verici bir şey yaptın!" • Dipnot 1: Masum. Bu ve onlarca ayette geçtiği gibi "zekat" arınmak, daha temiz olmak, yücelmek demektir. • Dipnot 2: Kelimesi kelimesine, Ğulam. Ğulam, anneye babaya nispetle evlat anlamındadır. Çocuğun yaşı ne olursa olsun kırk yaşında olsa bile anne ve babaya nispet edildiğinde evlat, yani çocuk olarak tanımlanmaktadır. Ğulam kelime olarak; oğlan, evlat, delikanlı, çocuk, uşak, hizmetli, ergenlik çağı anlamlarına gelmektedir. Kimi çevirilerde çocuk diye çevrilen "ğulam" kelimesi, bu ayette delikanlı anlamında olup, yaşlı anlamındaki "şeyh" kelimesinin zıddıdır. Dolayısı ile öldürülen kimse çocuk değil delikanlı yaşta birisidir. Ğulam kelimesinin delikanlı, genç anlamına geldiği bu surenin 82. ayetinde açıkça ifade edilmektedir. • Kelime kelime: فَٱنطَلَقَا fentaleka yine yürüdüler · حَتَّىٰٓ hatta nihayet · إِذَا iza · لَقِيَا lekiya rastladılar · غُلَـٰمًۭا gulamen bir çocuğa · فَقَتَلَهُۥ fekatelehu hemen onu öldürdü · قَالَ kale (Musa) dedi ki · أَقَتَلْتَ ekatelte mı katlettin? · نَفْسًۭا nefsen bir canı · زَكِيَّةًۢ zekiyyeten tertemiz · بِغَيْرِ bigayri karşılığı olmadan · نَفْسٍۢ nefsin bir can · لَّقَدْ lekad doğrusu · جِئْتَ ci'te sen yaptın · شَيْـًۭٔا şey'en bir iş · نُّكْرًۭا nukran çirkin • طلق (Tlq) kökü: Bağdan kurtulmak, boşanmak, reddedilmek. talak - boşanma. ta'allaqa (fiil 2) - boşanmak/bırakmak/ayrılmak. mutallaqatun - boşanmış kadın. intalaqa - bir şey yapmaya başlamak, ayrılmak, bir şey yapmaya koyulmak, yoluna… • لقي (lqy) kökü: Karşılaşmak, bir şeyle karşılaşmak, rastlamak, bulmak, bir şeyin farkına varmak, görmek, tesadüfen rastlamak, tecrübe etmek, uğramak, maruz kalmak, katlanmak, yaslanmak, almak, yüzleşmek, bir şeyin yönüne doğru gitmek… • غلم (glm) kökü: Şehvetle heyecanlı, tahrik olmuş, kargaşalı, doğumdan on yedinci yıla kadar olan dönem, gençlik, genç adam, erkek çocuk. • قتل (qtl) kökü: öldürmek, idam etmek, suçlanmak, katletmek/öldürmek/boğazlamak/kesip biçmek, öldürmeye teşebbüs etmek, kişiyi öldürülmüş gibi göstermek, savaşmak/çarpışmak/mücadele etmek, ustalaşmak, mücadele etmek/dövüşmek, ölümcül… • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • نفس (nfs) kökü: nefs, öz, benlik, kişilik, yüksek derecede değer verildi, değerli ve istenen, çekicilik gören, sevilen veya saygı değer bulunan • زكو (zkw) kökü: Arttı/çoğaldı, gelişti/iyi büyüdü/gelişti/serpildi ve meyve verdi, saf/temiz oldu/hale geldi, arınma/temizlenme, iyilik/doğruluk, bolluk içinde/rahat/yumuşak/narin bir yaşam sürmek, iyi/doğru bir duruma/koşula sokmak… • غير (gyr) kökü: getirmek, iletmek, fayda, bahşedilmiş; bir şeyi kötüye doğru değiştirmek veya bozmak, bozulmuş, kirletilmiş, bulaşmış, kötü kokulu hale getirmek; ayarlama, onarım; iki kişi arasındaki fark; kıskanç olmak; temin etmek… • جيا (jyA) kökü: gelmek/yapmak, işlemek, (bi edatıyla) getirmek, üretmek, (2:275) almak • شيا ($yA) kökü: irade etmek / dilemek, planlamak, var etmek, meydana getirmek - şey/eşya, herhangi bir mesele, bir şey, istenen veya dilenen, zerre, herhangi bir kapsam. Doğrudan nesnel bir durum söz konusu olduğunda \"azıcık\"… • نكر (nkr) kökü: Hoşlanmamak, tanımamak, reddetmek, dil veya ceza ile onaylamamak, zor olmak, güç olmak, tiksinti duymak, suçlamak • Kehf suresi 110 ayettir; bu 74. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).