Bundan sonra arkalarından gelen sonraki nesil, salatı zayi ettiler ve şehvetlerine uydular. Yakında kötülükleri kendilerine dönecektir.
Meryem 19:59فَخَلَفَ مِنْ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ اَضَاعُوا الصَّلٰوةَ وَاتَّبَعُوا الشَّهَوَاتِ فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَياًّۙ • Fe halefe min ba'dihim halfun edaus salate vettebeuş şehevati fe sevfe yelkavne gayya. • Meal: Bundan sonra arkalarından gelen sonraki nesil, salatı zayi ettiler[1] ve şehvetlerine[2] uydular. Yakında kötülükleri kendilerine dönecektir. • Dipnot 1: "Salatı zayi etmek," çevirilerde ifade edildiği gibi, "namazı geçirmek, onu ihmal etmek" demek değildir. Zayi kelimesi, "bir şeyin elden çıkması, yitirilmesi" demektir. Eğer kast edilen şey, namazı geçirmek, terk etmek olsaydı; geçirme kelimesinin karşılığı olan "fevt" kelimesi kullanılırdı. Burada kastedilen şey, salatın tamamen terk edilmesi demektir. Ve terk edilen salat, bilinen anlamı ile namaz ritüeli değil; din anlamındadır, Allah'a şirksiz yönelme anlamındadır. Yani, dinden çıkmaktan, tevhitten uzaklaşmaktan diğer bir anlatımla "küfr"den söz edilmektedir. Allah'a yönelme, namaz, dua, destek gibi anlamları olan salatın anlamlarından biri de "din"dir. Zaten bir sonraki ayette, "tevbe edip, iman etmekten" söz edilmektedir. Salatı/dini terk edenler iman etmeye davet edilmektedirler. İmana davet ise ancak Kafir olanlar için söz konusu olabilir. • Dipnot 2: Şiddetli istek, tutku ve arzularına. • Kelime kelime: فَخَلَفَ fehalefe yerlerine geldi · مِنۢ min · بَعْدِهِمْ bea'dihim onlardan sonra · خَلْفٌ halfun öyle bir nesil · أَضَاعُوا۟ edau onlar zayi ettiler · ٱلصَّلَوٰةَ s-salate salatı · وَٱتَّبَعُوا۟ vettebeu ve uydular · ٱلشَّهَوَٰتِ ۖ ş-şehevati şehvetlerine · فَسَوْفَ fesevfe yakında · يَلْقَوْنَ yelkavne onlar bulacaklardır · غَيًّا gayyen kötülük • خلف (xlf) kökü: Takip etmek/ardından gelmek/başkasının yerine geçmek, yerine geçmek veya yerini almak, birine tedarikçi olmak/tedarik etmek, birine bir şeyi iade etmek veya değiştirmek, arkadan vurmak veya çarpmak, eşinin… • بعد (bEd) kökü: sonra, ardından, ardından gelen, uzaklık, öteye, bir şeyin ardından, geçiş, uzak olmak, geçmek, gecikme • ضيع (DyE) kökü: Yok oldu, hiçe gitti, geçti gitti, kayboldu, yalnız kaldı, ihmal edildi, düşüncesiz davrandı, mahvoldu, israf edildi. • صلو (Slw) kökü: Hayvanın arka orta bölümü, kuyruğunun çıktığı yer, sırtlamak, desteklemek, uyluklamak, yakından takip etmek, arkasından yürümek/takip etmek, (Musalli > önde giden atı izleyen arkadaki at) bağlı kalmak, söylev, nutuk… • تبع (tbE) kökü: takip etmek/arkasından gitmek/yürümek, geçmek/yakalamak, kovlamak/araştırmak/incelemek/avlamak, aramak/ulaşmak/elde etmek, dava açmak/hak aramak (hak/kan davası için), birinin diğerini takip etmesi, ardışık/art arda… • شهو ($hw) kökü: İstemek, arzulamak, cinsel istek duymak, şehvet duymak, arzu etmek, özlemek • لقي (lqy) kökü: Karşılaşmak, bir şeyle karşılaşmak, rastlamak, bulmak, bir şeyin farkına varmak, görmek, tesadüfen rastlamak, tecrübe etmek, uğramak, maruz kalmak, katlanmak, yaslanmak, almak, yüzleşmek, bir şeyin yönüne doğru gitmek… • غوي (gwy) kökü: Hata yapmak, sapmak veya yolunu kaybetmek, dikkatsiz, ihmalkar, dalgın, kasıtsız, düşüncesiz, umursamaz, unutkan; yanıltılmak/baştan çıkarılmak, hayal kırıklığına uğramak, karanlıkta yolculuk etmek, orada uzağa gitmek… • Meryem suresi 98 ayettir; bu 59. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).