Akıl Kuran (akilkuran.com)

Meryem Suresi

Meryem suresi 98 ayetten oluşur. Her ayetin Arapça metnini, Türkçe mealini, okunuşunu ve kelime köklerini bu sayfadan okuyabilirsin.

Meryem suresi 98 ayet. Arapça metin, Türkçe meal, transkripsiyon ve kelime kök analizi. Kaf, Ha, Ya, Ayn, Sad.

Meryem Suresi (سورة مريم) — 98 ayet.

Meryem 19:1

كٓـهٰيٰعٓصٓۜ — Kaf, ha, ya, ayn, sad. — Kaf, Ha, Ya, Ayn, Sad.

Meryem 19:2

ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِيَّاۚ — Zikru rahmeti rabbike abdehu zekeriyya. — Rabb'inin, kulu Zekeriya'ya rahmetinin zikridir.

Meryem 19:3

اِذْ نَادٰى رَبَّهُ نِدَٓاءً خَفِياًّ — İz nada rabbehu nidaen hafiyya. — O, içten bir seslenişle Rabb'ine seslenmişti.

Meryem 19:4

قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي وَهَنَ الْعَظْمُ مِنّ۪ي وَاشْتَعَلَ الرَّأْسُ شَيْباً وَلَمْ اَكُنْ بِدُعَٓائِكَ رَبِّ شَقِياًّ — Kale rabbi inni ve henel azmu minni veştealer re'su şeyben ve lem ekun bi duaike rabbi şakıyya. — "Rabb'im! Gerçekten ben iyice güçten kesildim. Saçım başım ağardı. Ve Rabb'im, Sana ettiğim dualarım hiç karşılıksız kalmadı."

Meryem 19:5

وَاِنّ۪ي خِفْتُ الْمَوَالِيَ مِنْ وَرَٓاء۪ي وَكَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِراً فَهَبْ ل۪ي مِنْ لَدُنْكَ وَلِياًّۚ — Ve inni hıftul mevaliye min verai ve kanetimreeti akıran feheb li min ledunke veliyya. — "Gerçekten, benden sonra yerime geçeceklerden çok endişeliyim. Hanımım da kısır. Onun için bana katından bir veli bağışla."

Meryem 19:6

يَرِثُن۪ي وَيَرِثُ مِنْ اٰلِ يَعْقُوبَۗ وَاجْعَلْهُ رَبِّ رَضِياًّ — Yerisuni ve yerisu min ali ya'kube vec'alhu rabbi radıyya. — "Bana ve Ya'kub soyuna mirasçı olsun. Rabb'im, onu hoşnut olunan kıl."

Meryem 19:7

يَا زَكَرِيَّٓا اِنَّـا نُـبَشِّرُكَ بِغُـلَامٍۨ اسْـمُهُ يَحْيٰىۙ لَمْ نَجْعَلْ لَهُ مِنْ قَبْلُ سَمِياًّ — Ya zekeriyya inna nubeşşiruke bi gulaminismuhu yahya lem nec'al lehu min kablu semiyya. — "Ey Zekeriya! Biz, sana ismi Yahya olan ve daha önce dengi görülmemiş bir oğul müjdeliyoruz."

Meryem 19:8

قَالَ رَبِّ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ وَكَانَتِ امْرَاَت۪ي عَاقِراً وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ الْكِبَرِ عِتِياًّ — Kale rabbi enna yekunu li gulamun ve kanetimreeti akıran ve kad belagtu minel kiberi ıtiyya. — "Rabb'im! Hanımım kısır, ben de ayakta duramayacak kadar yaşlanmışken, benim nasıl bir oğlum olabilir?" dedi.

Meryem 19:9

قَالَ كَذٰلِكَۚ قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ تَكُ شَيْـٔاً — Kale kezalik, kale rabbuke huve aleyye heyyinun ve kad halaktuke min kablu ve lem teku şey'a. — aklısın, ne var ki senin Rabb'in böyle olmasını buyurdu." Ve "Bu Benim için kolaydır. Bundan önce de seni, sen hiçbir şey değilken yarattım." dedi.

Meryem 19:10

قَالَ رَبِّ اجْعَلْ ل۪ٓي اٰيَةًۜ قَالَ اٰيَتُكَ اَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلٰثَ لَيَالٍ سَوِياًّ — Kale rabbic'al li ayeh, kale ayetuke ella tukellimen nase selase leyalin seviyya. — "Rabb'im! Bana bir ayet ver!" dedi. "Senin ayetin, sapasağlam olduğun halde aralıksız üç gece insanlarla konuşmayacak olmandır." buyurdu.

Meryem 19:11

فَخَرَجَ عَلٰى قَوْمِه۪ مِنَ الْمِحْرَابِ فَاَوْحٰٓى اِلَيْهِمْ اَنْ سَبِّحُوا بُكْرَةً وَعَشِياًّ — Fe harece ala kavmihi minel mihrabi fe evha ileyhim en sebbihu bukreten ve aşiyya. — Bunun üzerine mihraptan halkının karşısına çıktı. Onlara, sabah akşam tesbih etmelerini vahyetti.

Meryem 19:12

يَا يَحْيٰى خُذِ الْكِتَابَ بِقُوَّةٍۜ وَاٰتَيْنَاهُ الْحُكْمَ صَبِياًّۙ — Ya yahya huzil kitabe bi kuvveh, ve ateynahul hukme sabiyya. — "Ey Yahya! Kitap'ı kuvvetlice tut." O henüz çocukken ona hikmet verdik.

Meryem 19:13

وَحَنَاناً مِنْ لَدُنَّا وَزَكٰوةًۜ وَكَانَ تَقِياًّۙ — Ve hananen min ledunna ve zekah, ve kane tekıyya. — Tarafımızdan yumuşak kalplilik ve zekat verdik. Ve o, takva sahibi oldu.

Meryem 19:14

وَبَراًّ بِوَالِدَيْهِ وَلَمْ يَكُنْ جَبَّاراً عَصِياًّ — Ve berren bi valideyhi ve lem yekun cebbaren asıyya. — Anne ve babasına karşı birr sahibiydi. Karşı çıkan ve asilik eden biri değildi.

Meryem 19:15

وَسَلَامٌ عَلَيْهِ يَوْمَ وُلِدَ وَيَوْمَ يَمُوتُ وَيَوْمَ يُبْعَثُ حَياًّ۟ — Ve selamun aleyhi yevme vulide ve yevme yemutu ve yevme yub'asu hayya. — Doğduğu gün, öleceği gün ve canlı olarak yeniden diriltileceği gün onun üzerine selam olsun.

Meryem 19:16

وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مَرْيَمَۢ اِذِ انْتَبَذَتْ مِنْ اَهْلِهَا مَكَاناً شَرْقِياًّۙ — Vezkur fil kitabı meryem, izintebezet min ehliha mekanen şarkıyya. — Kitap'ta Meryem'i de an! Hani o, ailesinden ayrılarak, doğu tarafında bir yere çekilmişti.

Meryem 19:17

فَاتَّخَذَتْ مِنْ دُونِهِمْ حِجَاباً فَاَرْسَلْـنَٓا اِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَراً سَوِياًّ — Fettehazet min dunihim hicaben fe erselna ileyha ruhana fe temessele leha beşeren seviyya. — Sonra ailesi ile arasına bir perde çekti. O zaman, ona ruhumuzu gönderdik. Ona normal bir beşer yapısında temessül etti.

Meryem 19:18

قَالَتْ اِنّ۪ٓي اَعُوذُ بِالرَّحْمٰنِ مِنْكَ اِنْ كُنْتَ تَقِياًّ — Kalet inni euzu bir rahmani minke in kunte tekıyya. — "Senden Rahman'a sığınırım. Eğer takva sahibi isen." dedi.

Meryem 19:19

قَالَ اِنَّـمَٓا اَنَا۬ رَسُولُ رَبِّكِۗ لِاَهَبَ لَكِ غُلَاماً زَكِياًّ — Kale innema ene resulu rabbiki li ehebe leki gulamen zekiyya. — "Ben sadece "Rabb'inin elçisiyim." dedi. "Sana tertemiz bir oğul armağan etmek için geldim."

Meryem 19:20

قَالَتْ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي غُلَامٌ وَلَمْ يَمْسَسْن۪ي بَشَرٌ وَلَمْ اَكُ بَغِياًّ — Kalet enna yekunu li gulamun ve lem yemsesni beşerun ve lem eku bagıyya. — "Benim nasıl bir oğlum olabilir? Bana kesinlikle bir beşer dokunmamışken. Ve ben kesinlikle iffetsiz değilim." dedi.

Meryem 19:21

قَالَ كَذٰلِكِۚ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌۚ وَلِنَجْعَلَـهُٓ اٰيَةً لِلنَّاسِ وَرَحْمَةً مِنَّاۚ وَكَانَ اَمْراً مَقْضِياًّ — Kale kezalik, kale rabbuki huve aleyye heyyin, ve li nec'alehu ayeten lin nasi ve rahmeten minna, ve kane emren makdıyya. — "İşte böyle." dedi. Rabb'in: "O Bana kolaydır. Onu, insanlara bir ayet ve Bizden bir rahmet kılacağız." dedi." Bunun böyle olması karara bağlanmıştır."

Meryem 19:22

فَحَمَلَتْهُ فَانْتَبَذَتْ بِه۪ مَكَاناً قَصِياًّ — Fe hamelethu fentebezet bihi mekanen kasıyya. — Ona hamile kaldı ve gözden uzak bir yere çekildi.

Meryem 19:23

فَاَجَٓاءَهَا الْمَخَاضُ اِلٰى جِذْعِ النَّخْلَةِۚ قَالَتْ يَا لَيْتَن۪ي مِتُّ قَبْلَ هٰذَا وَكُنْتُ نَسْياً مَنْسِياًّ — Fe ecae hel mehadu ila ciz'ın nahleh, kalet ya leyteni mittu kable haza ve kuntu nesyen mensiyya. — Sonra doğum sancısı onu bir hurma ağacının gövdesine sığınmaya mecbur etti. "Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim." dedi.

Meryem 19:24

فَنَادٰيهَا مِنْ تَحْتِهَٓا اَلَّا تَحْزَن۪ي قَدْ جَعَلَ رَبُّكِ تَحْتَكِ سَرِياًّ — Fe nadaha min tahtiha ella tahzeni kad ceale rabbuki tahteki seriyya. — Sonra altından ona "Üzülme." diye bir ses geldi: "Rabb'in, senin alt tarafında olanı şerefli kılmıştır."

Meryem 19:25

وَهُزّ۪ٓي اِلَيْكِ بِجِذْعِ النَّخْلَةِ تُسَاقِطْ عَلَيْكِ رُطَباً جَنِياًّۘ — Ve huzzi ileyki bi ciz'ın nahleti tusakıt aleyki rutaben ceniyya. — "Hurma ağacını silkele. Üzerine olmuş taze hurmalar dökülsün."

Meryem 19:26

فَكُل۪ي وَاشْرَب۪ي وَقَرّ۪ي عَيْناًۚ فَاِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ الْبَشَرِ اَحَداًۙ فَقُول۪ٓي اِنّ۪ي نَذَرْتُ لِلرَّحْمٰنِ صَوْماً فَلَنْ اُكَلِّمَ الْيَوْمَ اِنْسِياًّۚ — Fe kuli veşrabi ve karri ayna, fe imma terayinne minel beşeri ehaden fe kuli inni nezertu lir rahmani savmen fe len ukellimel yevme insiyya. — "Artık ye ve iç. Gözün aydın olsun! Eğer beşerlerden biri ile karşılaşırsan; ben Rahman'a savm adadım, bu nedenle bugün hiç kimse ile konuşmayacağım de."

Meryem 19:27

فَاَتَتْ بِه۪ قَوْمَهَا تَحْمِلُهُۜ قَالُوا يَا مَرْيَمُ لَقَدْ جِئْتِ شَيْـٔاً فَرِياًّ — Fe etet bihi kavmeha tahmiluh, kalu ya meryemu lekad ci'ti şey'en feriyya. — Sonra onu kucaklayarak halka getirdi. Dediler ki: "Ey Meryem! Doğrusu sen olmayacak bir şey yaptın."

Meryem 19:28

يَٓا اُخْتَ هٰرُونَ مَا كَانَ اَبُوكِ امْرَاَ سَوْءٍ وَمَا كَانَتْ اُمُّكِ بَغِياًّۚ — Ya uhte harune ma kane ebukimrae sev'in ve ma kanet ummuki begıyya. — "Ey Harun'un kız kardeşi! Doğrusu senin baban kötü bir adam değildi. Annen de iffetsiz bir kadın değildi."

Meryem 19:29

فَاَشَارَتْ اِلَيْهِ۠ قَالُوا كَيْفَ نُكَلِّمُ مَنْ كَانَ فِي الْمَهْدِ صَبِياًّ — Fe eşaret ileyh, kalu keyfe nukellimu men kane fil mehdi sabiyya. — Bunun üzerine, Meryem çocuğu işaret etti. Onlar: "Biz beşikteki bir çocukla nasıl konuşuruz?" dediler.

Meryem 19:30

قَالَ اِنّ۪ي عَبْدُ اللّٰهِ۠ اٰتَانِيَ الْكِتَابَ وَجَعَلَن۪ي نَبِياًّۙ — Kale inni abdullah, ataniyel kitabe ve cealeni nebiyya. — Kuşkusuz ki ben Allah'ın kuluyum. Bana Kitap verdi ve beni Nebi yaptı." dedi.

Meryem 19:31

وَجَعَلَن۪ي مُبَارَكاً اَيْنَ مَا كُنْتُۖ وَاَوْصَان۪ي بِالصَّلٰوةِ وَالزَّكٰوةِ مَا دُمْتُ حَياًّۖ — Ve cealeni mubareken eyne ma kuntu ve evsani bis salati vez zekati ma dumtu hayya. — "Ve beni bulunduğum her yerde mübarek kıldı. Ve yaşadığım sürece bana salatı ve zekatı tavsiye etti."

Meryem 19:32

وَبَراًّ بِوَالِدَت۪يۘ وَلَمْ يَجْعَلْن۪ي جَبَّاراً شَقِياًّ — Ve berren bi valideti ve lem yec'alni cebbaren şakıyya. — Ve anneme karşı birr yaptı. Ve beni bir zorba, bir isyankar yapmadı."

Meryem 19:33

وَالسَّلَامُ عَلَيَّ يَوْمَ وُلِدْتُ وَيَوْمَ اَمُوتُ وَيَوْمَ اُبْعَثُ حَياًّ — Ves selamu aleyye yevme vulidtu ve yevme emutu ve yevme ub'asu hayya. — "Doğurulduğum gün, öleceğim gün ve canlı olarak diriltileceğim gün, selam benim üzerimedir."

Meryem 19:34

ذٰلِكَ ع۪يسَى ابْنُ مَرْيَمَۚ قَوْلَ الْحَقِّ الَّذ۪ي ف۪يهِ يَمْتَرُونَ — Zalike isebnu meryem, kavlel hakkıllezi fihi yemterun. — İşte hakkında tartıştıkları Meryem Oğlu İsa hakkında söylenecek gerçek söz budur.

Meryem 19:35

مَا كَانَ لِلّٰهِ اَنْ يَتَّخِذَ مِنْ وَلَدٍۙ سُبْحَانَهُۜ اِذَا قَضٰٓى اَمْراً فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُۜ — Ma kane lillahi en yettehıze min veledin subhaneh, iza kada emren fe innema yekulu lehu kun fe yekun. — Allah'ın çocuk edinmesi olacak şey değildir. O, her şeyden münezzehtir. Allah bir şeyin olmasına karar verdiği zaman ona "Ol." der, o da olur.

Meryem 19:36

وَاِنَّ اللّٰهَ رَبّ۪ي وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُۜ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَق۪يمٌ — Ve innallahe rabbi ve rabbukum fa'buduh, haza sıratun mustekim. — Allah, benim de Rabb'im sizin de Rabb'inizdir. O halde, O'na kulluk edin. İşte bu dosdoğru yoldur.

Meryem 19:37

فَاخْتَلَفَ الْاَحْزَابُ مِنْ بَيْنِهِمْۚ فَوَيْلٌ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ مَشْهَدِ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ — Fahtelefel ahzabu min beynihim, fe veylun lillezine keferu min meşhedi yevmin azim. — Bundan sonra gruplar kendi aralarında çekişmeye başladılar. Büyük günde bütün gerçekler ortaya çıktığı zaman, o Kafirlerin vay haline.

Meryem 19:38

اَسْمِعْ بِهِمْ وَاَبْصِرْۙ يَوْمَ يَأْتُونَنَاۚ لٰكِنِ الظَّالِمُونَ الْيَوْمَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ — Esmi' bihim ve ebsır yevme ye'tunena lakiniz zalimunel yevme fi dalalin mubin. — Bize gelecekleri gün, onlara gerçekler işittirilir ve gösterilir. Ne var ki zalimler, bugün apaçık bir şaşkınlık içindeler.

Meryem 19:39

وَاَنْذِرْهُمْ يَوْمَ الْحَسْرَةِ اِذْ قُضِيَ الْاَمْرُۚ وَهُمْ ف۪ي غَفْلَةٍ وَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ — Ve enzirhum yevmel hasreti iz kudıyel emr, ve hum fi gafletin ve hum la yu'minun. — Gaflet içinde olup, iman etmeyenleri, emrin yerine getirileceği pişmanlık günüyle uyar.

Meryem 19:40

اِنَّا نَحْنُ نَرِثُ الْاَرْضَ وَمَنْ عَلَيْهَا وَاِلَيْنَا يُرْجَعُونَ۟ — İnna nahnu nerisul arda ve men aleyha ve ileyna yurceun. — Yeryüzüne ve onun üzerindeki her şeye Biz varis olacağız. Ve onlar, yalnızca Bize döndürülecekler.

Meryem 19:41

وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِبْرٰه۪يمَۜ اِنَّهُ كَانَ صِدّ۪يقاً نَبِياًّ — Vezkur fil kitabi ibrahim, innehu kane sıddikan nebiyya. — Kitap'ta İbrahim'i de an. O, sadık bir Nebi'ydi.

Meryem 19:42

اِذْ قَالَ لِاَب۪يهِ يَٓا اَبَتِ لِمَ تَعْبُدُ مَا لَا يَسْمَعُ وَلَا يُبْصِرُ وَلَا يُغْن۪ي عَنْكَ شَيْـٔاً — İz kale li ebihi, ya ebeti lime ta'budu ma la yesmau ve la yubsıru ve la yugni anke şey'a. — Babasına: "Ey babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir yararı olmayan şeylere niçin kulluk ediyorsun?" demişti.

Meryem 19:43

يَٓا اَبَتِ اِنّ۪ي قَدْ جَٓاءَن۪ي مِنَ الْعِلْمِ مَا لَمْ يَأْتِكَ فَاتَّبِعْن۪ٓي اَهْدِكَ صِرَاطاً سَوِياًّ — Ya ebeti inni kad caeni minel ilmi ma lem ye'tike fettebi'ni ehdike sıratan seviyya. — "Ey babacığım! Sana gelmeyen bir ilim bana geldi. O halde bana uy. Ki seni dosdoğru olan yola ileteyim."

Meryem 19:44

يَٓا اَبَتِ لَا تَعْبُدِ الشَّيْطَانَۜ اِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلرَّحْمٰنِ عَصِياًّ — Ya ebeti la ta'budiş şeytan, inneş şeytane kane lir rahmani asıyya. — "Ey babacığım! Şeytana kulluk etme. Şeytan Rahman'a isyan eden biridir."

Meryem 19:45

يَٓا اَبَتِ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اَنْ يَمَسَّكَ عَذَابٌ مِنَ الرَّحْمٰنِ فَتَكُونَ لِلشَّيْطَانِ وَلِياًّ — Ya ebeti inni ehafu en yemesseke azabun miner rahmani fe tekune liş şeytani veliyya. — "Ey babacığım! Ben, Rahman'dan sana bir azap dokunur da bu durumda şeytan için bir veli olursun diye korkuyorum."

Meryem 19:46

قَالَ اَرَاغِبٌ اَنْتَ عَنْ اٰلِهَت۪ي يَٓا اِبْرٰه۪يمُۚ لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ۬ لَاَرْجُمَنَّكَ وَاهْجُرْن۪ي مَلِياًّ — Kale e ragıbun ente an aliheti ya ibrahim, lein lem tentehi le ercumenneke vehcurni meliyya. — "Ey İbrahim! Sen, benim ilahlarıma değer vermiyor musun? Eğer vazgeçmezsen kesinlikle seni taşlarım. Şimdi uzun bir süre gözüme görünme." dedi.

Meryem 19:47

قَالَ سَلَامٌ عَلَيْكَۚ سَاَسْتَغْفِرُ لَكَ رَبّ۪يۜ اِنَّهُ كَانَ ب۪ي حَفِياًّ — Kale selamun aleyk, se estagfiru leke rabbi, innehu kane bi hafiyya. — "Sana selam olsun. Seni affetmesi için Rabb'imden bağışlanma dileyeceğim. Kuşkusuz O, bana çok lütufkardır."

Meryem 19:48

وَاَعْتَزِلُكُمْ وَمَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَاَدْعُوا رَبّ۪يۘ عَسٰٓى اَلَّٓا اَكُونَ بِدُعَٓاءِ رَبّ۪ي شَقِياًّ — Ve a'tezilukum ve ma ted'une min dunillahi ve ed'u rabbi, asa ella ekune bi duai rabbi şakıyya. — "Sizden ve Allah'ın yanı sıra kulluk ettiğiniz şeylerden uzak durup, yalnızca Rabb'ime dua edeceğim. Umulur ki, Rabb'ime ettiğim dualar sayesinde mahrum olmam."

Meryem 19:49

فَلَمَّا اعْتَزَلَهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۙ وَهَبْنَا لَـهُٓ اِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَۜ وَكُلاًّ جَعَلْنَا نَبِياًّ — Fe lemma'tezelehum ve ma ya'budune min dunillahi vehebna lehu ishaka ve ya'kub ve kullen cealna nebiyya. — Onlardan ve onların Allah'ın yanı sıra kulluk ettiklerinden ayrılınca, Biz, ona İshak'ı ve torunu Ya'kub'u bağışladık. Hepsini Nebi yaptık.

Meryem 19:50

وَوَهَبْنَا لَهُمْ مِنْ رَحْمَتِنَا وَجَعَلْنَا لَهُمْ لِسَانَ صِدْقٍ عَلِياًّ۟ — Ve vehebna lehum min rahmetina ve cealna lehum lisane sıdkın aliyya. — Ve rahmetimizden onlara lütfettik. Onların doğrulukla anılmalarını sağladık.

Meryem 19:51

وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مُوسٰىۘ اِنَّهُ كَانَ مُخْلَصاً وَكَانَ رَسُولاً نَبِياًّ — Vezkur fil kitabi musa, innehu kane muhlesan ve kane resulen nebiyya. — Kitap'ta Musa'yı da an. O, muhles bir Resul, bir Nebi'ydi.

Meryem 19:52

وَنَادَيْنَاهُ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ الْاَيْمَنِ وَقَرَّبْنَاهُ نَجِياًّ — Ve nadeynahu min canibit turil eymeni ve karrebnahu neciyya. — Ve Tur'un sağ tarafından ona seslendik. Onu, özel konuşmak için yaklaştırdık.

Meryem 19:53

وَوَهَبْنَا لَهُ مِنْ رَحْمَتِنَٓا اَخَاهُ هٰرُونَ نَبِياًّ — Ve vehebna lehu min rahmetina ehahu harune nebiyya. — Ona rahmetimizden bir Nebi olarak kardeşi Harun'u armağan ettik.

Meryem 19:54

وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِسْمٰع۪يلَۘ اِنَّهُ كَانَ صَادِقَ الْوَعْدِ وَكَانَ رَسُولاً نَبِياًّۚ — Vezkur fil kitabi ismaile innehu kane sadıkal va'di ve kane resulen nebiyya. — Kitap'ta İsmail'i de an. O, sözüne sadık bir Resul, bir Nebi'ydi.

Meryem 19:55

وَكَانَ يَأْمُرُ اَهْلَهُ بِالصَّلٰوةِ وَالزَّكٰوةِۖ وَكَانَ عِنْدَ رَبِّه۪ مَرْضِياًّ — Ve kane ye'muru ehlehu bis salati vez zekati ve kane inde rabbihi mardıyya. — Ve o kendisi ile birlikte olanlara salatı ve zekatı buyuruyordu. Ve o Rabb'inin yanında kendisinden hoşnut olunmuşlardandı.

Meryem 19:56

وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِدْر۪يسَۘ اِنَّهُ كَانَ صِدّ۪يقاً نَبِياًّۗ — Vezkur fil kitabi idrise innehu kane sıddikan nebiyya. — Kitap'ta İdris'i de an. O, çok sadık bir Nebi'ydi.

Meryem 19:57

وَرَفَعْنَاهُ مَكَاناً عَلِياًّ — Ve refa'nahu mekanen aliyya. — Onu yüce bir mekana yükselttik.

Meryem 19:58

اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّ۪نَ مِنْ ذُرِّيَّةِ اٰدَمَ وَمِمَّنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍۘ وَمِنْ ذُرِّيَّةِ اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْرَٓائ۪لَ وَمِمَّنْ هَدَيْنَا وَاجْتَبَيْنَاۜ اِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُ الرَّحْمٰنِ خَرُّوا سُجَّداً وَبُكِياًّ — Ulaikellezine en'amallahu aleyhim minen nebiyyine min zurriyyeti ademe ve mimmen hamelna mea nuhin ve min zurriyyeti ibrahime ve israile ve mimmen hedeyna vectebeyna, iza tutla aleyhim ayatur rahmani harru succeden ve bukiyya. — İşte bunlar, Allah'ın nimetlendirdiği Nebilerdendi. Adem'in neslinden ve Nuh ile birlikte taşıdıklarımızdan ve İbrahim ve İsrail'in soyundan ve doğru yola ilettiğimiz ve seçtiklerimizdendir. Onlara Rahman'ın ayetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.

Meryem 19:59

فَخَلَفَ مِنْ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ اَضَاعُوا الصَّلٰوةَ وَاتَّبَعُوا الشَّهَوَاتِ فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَياًّۙ — Fe halefe min ba'dihim halfun edaus salate vettebeuş şehevati fe sevfe yelkavne gayya. — Bundan sonra arkalarından gelen sonraki nesil, salatı zayi ettiler ve şehvetlerine uydular. Yakında kötülükleri kendilerine dönecektir.

Meryem 19:60

اِلَّا مَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاً فَاُو۬لٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ شَيْـٔاًۙ — İlla men tabe ve amene ve amile salihan fe ulaike yedhulunel cennete ve la yuzlemune şey'a. — Ancak tevbe edip, iman eden ve salihatı yapanlar hariç. İşte onlar Cennet'e girecekler ve onlara hiçbir şekilde haksızlık yapılmayacaktır.

Meryem 19:61

جَنَّاتِ عَدْنٍۨ الَّت۪ي وَعَدَ الرَّحْمٰنُ عِبَادَهُ بِالْغَيْبِۜ اِنَّهُ كَانَ وَعْدُهُ مَأْتِياًّ — Cennati adninilleti vaader rahmanu ibadehu bil gayb, innehu kane va'duhu me'tiyya. — Rahman, kullarına gıyaben Adn Cennetleri söz verdi. Kuşkusuz O'nun sözü gerçekleşecektir.

Meryem 19:62

لَا يَسْمَعُونَ ف۪يهَا لَغْواً اِلَّا سَلَاماًۜ وَلَهُمْ رِزْقُهُمْ ف۪يهَا بُكْرَةً وَعَشِياًّ — La yesmeune fiha lagven illa selama, ve lehum rızkuhum fiha bukreten ve aşiyya. — Onlar, orada boş söz işitmezler. Ancak "selam" işitirler. Ve orada, onların sabah akşam rızıkları vardır.

Meryem 19:63

تِلْكَ الْجَنَّةُ الَّت۪ي نُورِثُ مِنْ عِبَادِنَا مَنْ كَانَ تَقِياًّ — Tilkel cennetulleti nurisu min ibadina men kane takıyya. — İşte bu, kullarımızdan takva sahibi olanlara miras olarak vereceğimiz Cennet'tir.

Meryem 19:64

وَمَا نَتَنَزَّلُ اِلَّا بِاَمْرِ رَبِّكَۚ لَهُ مَا بَيْنَ اَيْد۪ينَا وَمَا خَلْفَنَا وَمَا بَيْنَ ذٰلِكَۚ وَمَا كَانَ رَبُّكَ نَسِياًّۚ — Ve ma netenezzelu illa bi emri rabbik, lehu ma beyne eydina ve ma halfena ve ma beyne zalik, ve ma kane rabbuke nesiyya. — Biz, Rabb'inin emri olmaksızın inmeyiz. Önümüzdeki, arkamızdaki ve bunların arasında olan her şey O'na aittir. Rabb'in unutkan değildir.

Meryem 19:65

رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَاعْبُدْهُ وَاصْطَبِرْ لِعِبَادَتِه۪ۜ هَلْ تَعْلَمُ لَهُ سَمِياًّ۟ — Rabbus semavati vel ardı ve ma beynehuma fa'budhu vastabir li ibadetih, hel ta'lemu lehu semiyya. — Göklerin, yerin ve ikisinin arasındakilerin Rabb'idir. Öyle ise yalnızca O'na kul ol ve kulluğunda sabırlı ol. İsmi O'nunla anılmaya değer bir başkasını biliyor musun?

Meryem 19:66

وَيَقُولُ الْاِنْسَانُ ءَاِذَا مَا مِتُّ لَسَوْفَ اُخْرَجُ حَياًّ — Ve yekulul insanu e iza ma mittu le sevfe uhracu hayya. — İnsan: "Öldükten sonra gerçekten yeniden diriltilecek miyim?" diyor.

Meryem 19:67

اَوَلَا يَذْكُرُ الْاِنْسَانُ اَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ يَكُ شَيْـٔاً — E ve la yezkurul insanu enna halaknahu min kablu ve lem yeku şey'a. — Oysaki daha önce hiçbir şey değilken, kendisini yoktan var ettiğimizi düşünmüyor mu?

Meryem 19:68

فَوَرَبِّكَ لَنَحْشُرَنَّهُمْ وَالشَّيَاط۪ينَ ثُمَّ لَنُحْضِرَنَّهُمْ حَوْلَ جَهَنَّمَ جِثِياًّۚ — Fe ve rabbike le nahşurennehum veş şeyatine summe le nuhdırannehum havle cehenneme cisiyya. — Rabb'ine ant olsun ki, onları ve şeytanları kesinlikle bir araya toplayacağız. Sonra onları Cehennem'in kenarında diz üstü çökmüş olarak hazır tutacağız.

Meryem 19:69

ثُمَّ لَنَنْزِعَنَّ مِنْ كُلِّ ش۪يعَةٍ اَيُّهُمْ اَشَدُّ عَلَى الرَّحْمٰنِ عِتِياًّۚ — Summe le nenzianne min kulli şiatin eyyuhum eşeddu aler rahmani ıtiyya. — Sonra, her topluluktan, Rahman'a karşı kim başkaldırmışsa onları mutlaka ortaya çıkaracağız.

Meryem 19:70

ثُمَّ لَنَحْنُ اَعْلَمُ بِالَّذ۪ينَ هُمْ اَوْلٰى بِهَا صِلِياًّ — Summe le nahnu a'lemu billezine hum evla biha sıliyya. — Sonra Biz, onu kimlerin hak ettiğini elbette daha iyi biliriz.

Meryem 19:71

وَاِنْ مِنْكُمْ اِلَّا وَارِدُهَاۚ كَانَ عَلٰى رَبِّكَ حَتْماً مَقْضِياًّۚ — Ve in minkum illa variduha, kane ala rabbike hatmen makdıyya. — Sizden oraya gelmeyecek hiç kimse yoktur. Bu Rabb'inin üzerine aldığı kesinleşmiş bir yargıdır.

Meryem 19:72

ثُمَّ نُنَجِّي الَّذ۪ينَ اتَّقَوْا وَنَذَرُ الظَّالِم۪ينَ ف۪يهَا جِثِياًّ — Summe nuneccillezinettekav ve nezeruz zalimine fiha cisiyya. — Sonra Biz takva sahiplerini kurtuluşa erdireceğiz. Ve zalimleri, orada diz üstü çökmüş halde bırakacağız.

Meryem 19:73

وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُٓواۙ اَيُّ الْفَر۪يقَيْنِ خَيْرٌ مَقَاماً وَاَحْسَنُ نَدِياًّ — Ve iza tutla aleyhim ayatuna beyyinatin kalellezine keferu lillezine amenu eyyul ferikayni hayrun makamen ve ahsenu nediyya. — Açıklayıcı kanıt içeren ayetlerimiz onlara okunduğu zaman, Kafirler, İman Edenler'e; "İki gruptan hangisi konumu itibariyle daha hayırlı, çevresi bakımından daha itibarlıdır?" dediler.

Meryem 19:74

وَكَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍ هُمْ اَحْسَنُ اَثَاثاً وَرِءْياً — Ve kem ehlekna kablehum min karnin hum ahsenu esasen ve ri'ya. — Oysa onlardan önce, mal ve gösterişçe daha iyi olan nice nesilleri yok ettik.

Meryem 19:75

قُلْ مَنْ كَانَ فِي الضَّلَالَةِ فَلْيَمْدُدْ لَهُ الرَّحْمٰنُ مَداًّۚ حَتّٰٓى اِذَا رَاَوْا مَا يُوعَدُونَ اِمَّا الْعَذَابَ وَاِمَّا السَّاعَةَۜ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ شَرٌّ مَكَاناً وَاَضْعَفُ جُنْداً — Kul men kane fid dalaleti fel yemdud lehur rahmanu medda, hatta iza raev ma yuadune immel azabe ve immes saah, fe se ya'lemune men huve şerrun mekanen ve ad'afu cunda. — De ki: "Kim sapkınlıkta ise, Rahman, ona vaat edilen şeyi; azabı veya Sa'at'i görecekleri zamana kadar, zamanı uzatarak süre tanır. Böylece kimin yerce daha kötü ve taraftarca daha zayıf olduğunu yakında bilecekler."

Meryem 19:76

وَيَز۪يدُ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اهْتَدَوْا هُدًىۜ وَالْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِنْدَ رَبِّكَ ثَوَاباً وَخَيْرٌ مَرَداًّ — Ve yezidullahullezinehtedev huda, vel bakıyatus salihatu hayrun inde rabbike sevaben ve hayrun meredda. — Allah, doğru yola yönelenleri, doğru yola iletir. Yapılmış iyi ve yararlı işler Rabb'inin yanında hem karşılık bakımından hem de sonuç bakımından hayırlı olandır.

Meryem 19:77

اَفَرَاَيْتَ الَّذ۪ي كَفَرَ بِاٰيَاتِنَا وَقَالَ لَاُو۫تَيَنَّ مَالاً وَوَلَداًۜ — E fe raeytellezi kefere bi ayatina ve kale le uteyenne malen ve veleda. — Ayetlerimizi inkar edip, yine de "Bana kesinlikle mal ve evlat verilecek." diyen kimseyi görüyor musun?

Meryem 19:78

اَطَّـلَعَ الْغَيْبَ اَمِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْداًۙ — Ettalaal gaybe emittehaze inder rahmani ahda. — O, gaybı mı biliyor? Yoksa Rahman'dan bir söz mü aldı?

Meryem 19:79

كَلَّاۜ سَنَكْتُبُ مَا يَقُولُ وَنَمُدُّ لَهُ مِنَ الْعَذَابِ مَداًّۙ — Kella, se nektubu ma yekulu ve nemuddu lehu minel azabi medda. — Hayır! Onun söylediklerini yazacağız. Ve ona azabı uzattıkça uzatacağız.

Meryem 19:80

وَنَرِثُهُ مَا يَقُولُ وَيَأْت۪ينَا فَرْداً — Ve nerisuhu ma yekulu ve ye'tina ferda. — Ve onun söylediği şeylere Biz mirasçı olacağız. Ve o Bize tek başına gelecek.

Meryem 19:81

وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اٰلِهَةً لِيَكُونُوا لَهُمْ عِزاًّۙ — Vettehazu min dunillahi aliheten li yekunu lehum ızza. — Ve onlar, kendileri için bir izzet olsun diye Allah'tan başka ilahlar edindiler.

Meryem 19:82

كَلَّاۜ سَيَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِداًّ۟ — Kella, se yekfurune bi ibadetihim ve yekunune aleyhim dıdda. — Hayır! İlah edinilenler, onların kulluklarını inkar edecekler ve onlara düşman kesilecekler.

Meryem 19:83

اَلَمْ تَرَ اَنَّٓا اَرْسَلْنَا الشَّيَاط۪ينَ عَلَى الْكَافِر۪ينَ تَؤُزُّهُمْ اَزاًّۙ — E lem tere enna erselneş şeyatine alel kafirine teuzzuhum ezza. — Görmüyor musun? Biz, Kafirlerin üzerine, onları tahrik ederek kışkırtan şeytanları saldık.

Meryem 19:84

فَلَا تَعْجَلْ عَلَيْهِمْۜ اِنَّمَا نَعُدُّ لَهُمْ عَداًّۚ — Fe la ta'cel aleyhim, innema neuddu lehum adda. — Öyleyse onlar için acele etme. Onların günlerinin hesabını yapıyoruz.

Meryem 19:85

يَوْمَ نَحْشُرُ الْمُتَّق۪ينَ اِلَى الرَّحْمٰنِ وَفْداًۙ — Yevme nahşurul muttekine iler rahmani vefda. — O gün takva sahiplerini Rahman'ın huzurunda konuk olarak toplayacağız.

Meryem 19:86

وَنَسُوقُ الْمُجْرِم۪ينَ اِلٰى جَهَنَّمَ وِرْداًۢ — Ve nesukul mucrimine ila cehenneme virda. — Mücrimleri de susamış olarak Cehennem'e süreceğiz.

Meryem 19:87

لَا يَمْلِكُونَ الشَّفَاعَةَ اِلَّا مَنِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْداًۢ — La yemlikuneş şefaate illa menittehaze inder rahmani ahda. — Rahman'ın yanında bir "ahd" edinmiş olan kimse hariç, bir şefaate sahip olamayacaklar.

Meryem 19:88

وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمٰنُ وَلَداًۜ — Ve kaluttehazer rahmanu veleda. — "Rahman bir çocuk edindi." dediler.

Meryem 19:89

لَقَدْ جِئْتُمْ شَيْـٔاً اِداًّۙ — Lekad ci'tum şey'en idda. — Ant olsun ki, siz çok kötü bir iddiada bulundunuz.

Meryem 19:90

تَكَادُ السَّمٰوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ وَتَنْشَقُّ الْاَرْضُ وَتَخِرُّ الْجِبَالُ هَداًّۙ — Tekadus semavatu yetefattarne minhu ve tenşakkul ardu ve tehırrul cibalu hedda. — Neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar gürültü ile devrilecekti.

Meryem 19:91

اَنْ دَعَوْا لِلرَّحْمٰنِ وَلَداًۚ — En deav lir rahmani veleda. — Rahman'a bir çocuk isnat ettiler diye.

Meryem 19:92

وَمَا يَنْبَغ۪ي لِلرَّحْمٰنِ اَنْ يَتَّخِذَ وَلَداًۜ — Ve ma yenbagi lir rahmani en yettehıze veleda. — Oysa Rahman'a çocuk edinmek yaraşmaz.

Meryem 19:93

اِنْ كُلُّ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اِلَّٓا اٰتِي الرَّحْمٰنِ عَبْداًۜ — İn kullu men fis semavati vel ardı illa atir rahmani abda. — Göklerde ve yerde bulunan herkes Rahman'a yalnızca kul olarak gelecek.

Meryem 19:94

لَقَدْ اَحْصٰيهُمْ وَعَدَّهُمْ عَداًّۜ — Lekad ahsahum ve addehum adda. — Ant olsun ki, onların tamamını kuşatmış ve bir bir tespit etmiştir.

Meryem 19:95

وَكُلُّهُمْ اٰت۪يهِ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ فَرْداً — Ve kulluhum atihi yevmel kıyameti ferda. — Onların hepsi, Kıyamet günü O'na tek başına gelecektir.

Meryem 19:96

اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَيَجْعَلُ لَهُمُ الرَّحْمٰنُ وُداًّ — İnnellezine amenu ve amilus salihati se yec'alu lehumur rahmanu vudda. — İman eden ve salihatı yapanları, Rahman sevilenler kılacaktır.

Meryem 19:97

فَاِنَّمَا يَسَّرْنَاهُ بِلِسَانِكَ لِتُبَشِّرَ بِهِ الْمُتَّق۪ينَ وَتُنْذِرَ بِه۪ قَوْماً لُداًّ — Fe innema yessernahu bi lisanike li tubeşşire bihil muttekine ve tunzire bihi kavmen ludda. — Böylece Biz onu, kendisi ile takva sahiplerini müjdelemen ve inat eden bir halkı uyarabilmen için senin dilinde kolaylaştırdık.

Meryem 19:98

وَكَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍۜ هَلْ تُحِسُّ مِنْهُمْ مِنْ اَحَدٍ اَوْ تَسْمَعُ لَهُمْ رِكْزاً — Ve kem ehlekna kablehum min karn, hel tuhıssu minhum min ehadin ev tesmeu lehum rikza. — Onlardan önce nice nesilleri yok ettik. Onlardan herhangi birilerinin varlığını hissediyor musun? Veya onlardan en küçük bir ses duyabiliyor musun?

Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).