"Ey babacığım! Ben, Rahman'dan sana bir azap dokunur da bu durumda şeytan için bir veli olursun diye korkuyorum."
Meryem 19:45يَٓا اَبَتِ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اَنْ يَمَسَّكَ عَذَابٌ مِنَ الرَّحْمٰنِ فَتَكُونَ لِلشَّيْطَانِ وَلِياًّ • Ya ebeti inni ehafu en yemesseke azabun miner rahmani fe tekune liş şeytani veliyya. • Meal: "Ey babacığım! Ben, Rahman'dan sana bir azap dokunur[1] da bu durumda şeytan[2] için bir veli[3] olursun diye korkuyorum." • Dipnot 1: Koruyucu, yardımcı, gözeten, destekleyici. • Dipnot 2: Ebedi olarak sapkınlıkta kalmayı hak edersin. • Dipnot 3: Kelime anlamı uzaklaşan, uzak olan demektir. Hakikat'ten uzak olan, Hakk'a, adalete ve iyiliğe aykırı hareket eden varlık, kişi, kurum, kötülük dürtüsün, saptırıcı telkin ve yönlendirmelerin ortak karakteristik adıdır. İnsanların içindeki kötülük dürtüsü için de şeytan denmektedir. • Kelime kelime: يَـٰٓأَبَتِ ya ebeti babacığım · إِنِّىٓ inni elbette ben · أَخَافُ ehafu korkuyorum · أَن en diye · يَمَسَّكَ yemesseke sana dokunacak · عَذَابٌۭ azabun bir azab · مِّنَ mine -dan · ٱلرَّحْمَـٰنِ r-rahmani Rahman- · فَتَكُونَ fetekune o zaman olursun · لِلشَّيْطَـٰنِ lişşeytani şeytanın · وَلِيًّۭا veliyyen dostu • ابو (Abw) kökü: baba/büyükbaba/ata, babalık, beslemek/yemek vermek/yetiştirmek, büyütmek • خوف (xwf) kökü: Korkmak, korkmak/ürkmek/dehşete düşmek, birine korku vermek, azaltmak veya eksiltmek veya almak, bir şeyden azar azar almak, bir şeyin kenarlarından almak, katletmek veya savaşmak • مسس (mss) kökü: Elle bir şeye dokunmak veya hissetmek, bir şeye müdahale veya engel olmadan dokunmak, vurmak veya çarpmak, etkilemek veya başına gelmek, üzücü olmak veya başarılması zor olmak. • عذب (Epb) kökü: cezalandırma, azarlamak, ceza, işkence, acı, eziyet, sıkıntı, ağır ceza, kaçınmak/vazgeçmek, bir haktan vazgeçmek, feragat etmek, çıkmak, engel olmak zorluk çıkarmak. Bir şey inkar etmek, biri tarafından konulan engel… • رحم (rHm) kökü: merhamet etmek, şefkat göstermek, severek ve acıyarak korumak. Yufka yürekli olmak, acımak, birinin üzüntüsüne ortak olmak. Acınacak durumda bulunan kimseye yönelik yufka yüreklilik ve şefkat. Lütufta bulunma. • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • شطن ($Tn) kökü: Uzaklaşmak/uzak/ırak olmak, içine sıkıca girmek/yerleşmek, nüfuz edip gizlenmek, amacından/yönünden saparak karşı koymak, şeytan, aşırı kibirli/bozulmuş kişi, inançsız/isyankâr/küstah/inatçı/ters/sapkın, ip, derin… • ولي (wly) kökü: yakın olmak, yanında olmak, takip etmek, kadar olmak • Meryem suresi 98 ayettir; bu 45. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).