Eğer onlar da sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse, kuşkusuz doğru yolu bulmuş olurlar. Eğer yüz çevirirlerse, derin bir ayrılık ve çıkmaza düşmüş olurlar. Onlara karşı Allah sana yeter. O, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
Bakara 2:137فَاِنْ اٰمَنُوا بِمِثْلِ مَٓا اٰمَنْتُمْ بِه۪ فَقَدِ اهْتَدَوْاۚ وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّمَا هُمْ ف۪ي شِقَاقٍۚ فَسَيَكْف۪يكَهُمُ اللّٰهُۚ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُۜ • Fe in amenu bi misli ma amentum bihi fe kadihtedev ve in tevellev fe innema hum fi şikak fe se yekfike humullah, ve huves semiul alim. • Meal: Eğer onlar da sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse, kuşkusuz doğru yolu bulmuş olurlar. Eğer yüz çevirirlerse, derin bir ayrılık ve çıkmaza düşmüş olurlar. Onlara karşı Allah sana yeter. O, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir. • Kelime kelime: فَإِنْ fein eğer · ءَامَنُوا۟ amenu iman ederlerse · بِمِثْلِ bimisli gibi · مَآ ma · ءَامَنتُم amentum sizin iman ettiğiniz · بِهِۦ bihi ona · فَقَدِ fekadi elbette · ٱهْتَدَوا۟ ۖ htedev doğru yolu bulmuş olurlar · وَّإِن vein eğer · تَوَلَّوْا۟ tevellev dönerlerse · فَإِنَّمَا feinnema mutlaka · هُمْ hum onlar · فِى fi içine · شِقَاقٍۢ ۖ şikakin anlaşmazlık (düşerler) · فَسَيَكْفِيكَهُمُ feseyekfikehumu onlara karşı sana yeter · ٱللَّهُ ۚ llahu Allah · وَهُوَ ve huve ve O · ٱلسَّمِيعُ s-semiu işitendir · ٱلْعَلِيمُ l-alimu bilendir • امن (Amn) kökü: güvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir… • مثل (mvl) kökü: Dik durmak, hadım etmek veya iğdiş etmek (özellikle koyun veya keçi için), bir şeyi kurmak, benzemek veya taklit etmek gibi görünmek, bir atasözünü uygulamak, bir şeyi atasözü olarak uygulamak, neredeyse sağlıklı veya… • هدي (hdy) kökü: Yol göstermek/yönlendirmek, doğru yolu takip etmek/tutmak, doğru yola yönlendirilmiş/hidayete ermiş, bir yol/gidiş/metot/davranış tarzı/tutum. Hediye. • ولي (wly) kökü: yakın olmak, yanında olmak, takip etmek, kadar olmak • شقق ($qq) kökü: geçmek, yol açmak, geçit açmak, bölmek, yarmak, kesmek, ayırmak, parçalamak • كفي (kfy) kökü: Yeterli olmak, yetmek. • سمع (smE) kökü: duymak, işitmek, kulak vermek, işitme gücü, ses duyma, fark etme, dinlemek, anlamak • علم (Elm) kökü: İşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim… • Bakara suresi 286 ayettir; bu 137. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).