Akıl Kuran (akilkuran.com)

Taha Suresi 121. Ayet Meali

Bunun üzerine ikisi de ondan yediler. Hemen çirkinlikleri kendilerine görünüverdi. Cennet yaprağından örtmeye başladılar. Adem, Rabb'ine asilik edip yanıldı.

Taha 20:121 — Arapça yazılışı, okunuşu ve meali. Bunun üzerine ikisi de ondan yediler.
Taha 20:121
فَاَكَلَا مِنْهَا فَبَدَتْ لَهُمَا سَوْاٰتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِنْ وَرَقِ الْجَنَّةِۘ وَعَصٰٓى اٰدَمُ رَبَّهُ فَغَوٰىۖ • Fe ekela minha fe bedet lehuma sev'atuhuma ve tafıka yahsıfani aleyhima min varakıl cenneti ve asa ademu rabbehu fe gava. • Meal: Bunun üzerine ikisi de ondan yediler.[1] Hemen çirkinlikleri[2] kendilerine görünüverdi. Cennet yaprağından örtmeye başladılar. Adem, Rabb'ine asilik edip yanıldı. • Dipnot 1: Ayette; "sev'atu-huma" kelimesine, "avret yerlerinin açığa çıkması" veya "ayıp yerlerinin gözükmesi" şeklinde anlam verilmesi İsrailiyyat'tan kaynaklanmaktadır. İnsanın yaradılış itibariyle "bizatihi" çirkin olan bir organı yoktur. Bu nedenle cinsel organlar için çirkin nitelemesi yapmak doğru değildir. Ayette geçen "sev'ete" kelimesi "sue" kelimesinden türemiştir. "Sue" kelimesi; kötü ve çirkin olan iş, söz ve durum demektir. Dolayısıyla; "örtülmüş çirkinliklerin gösterilmesi, avret yerlerinin açığa çıkarılması değil, olsa olsa insanın fıtratında bulunan "hasenenin (iyiliğin)" karşıtı olan "kötülük" egosunun harekete geçmesi, açığa çıkması şeklinde anlaşılmalıdır. Dikkat edilirse, "ağaç yaprakları" değil, "cennet yaprakları" denmektedir. "Varak" kelimesi, burada "yaprak" anlamında değil, "mal varlığı" anlamındadır. • Dipnot 2: Aşındırmak, zenginleşmek, küpünü doldurmak, azık, aş. • Kelime kelime: فَأَكَلَا feekela yediler · مِنْهَا minha o(ağaç)tan · فَبَدَتْ febedet böylece göründü · لَهُمَا lehuma kendilerine · سَوْءَٰتُهُمَا sev'atuhuma kötü yerleri · وَطَفِقَا ve tafika ve başladılar · يَخْصِفَانِ yehsifani örtmeğe · عَلَيْهِمَا aleyhima üstlerini · مِن min -ndan · وَرَقِ veraki yaprağı- · ٱلْجَنَّةِ ۚ l-cenneti cennet · وَعَصَىٰٓ ve asa ve karşı geldi · ءَادَمُ ademu Adem · رَبَّهُۥ rabbehu Rabbine · فَغَوَىٰ fe gava ve şaşırdı • اكل (Akl) kökü: yiyecekleri çiğnedikten sonra yutma, geçim kaynağı, yiyip bitirme/tüketme, besleme/tedarik etme, yemek/kemirmek, yenecek şeyler, yiyecekler • بدو (bdw) kökü: Görünmek, ortaya çıkmak, açığa çıkmak, belirmek, başlamak, gözükmek, belli olmak, meydana çıkmak, çöl hayatı yaşamak, göçebe hayatı sürmek • سوا (swA) kökü: eşit, düz, beraber, denk, aynı, birlikte, eşit olmak, düzleşmek • طفق (Tfq) kökü: Bir şey yapmaya başlamak, bir şey yapmayı üstlenmek, girişmek, başlatmak/öncülük etmek, kesintisiz devam etmek • خصف (xSf) kökü: Birleştirmek veya bir araya getirmek, erkeklere, bir şeyi bir parçayı diğerinin üzerine koyarak ikiye katlamak, bir şeyle kaplamak, iki renge sahip olmak, yalan söylemek (sanki bir sözü diğerinin üzerine dikmek ve… • ورق (wrq) kökü: Yaprak açmak, yeşermek. Waraqun hem tekil hem çoğul olarak kullanılır ve waraqa fiilinden türetilen bir isimdir. Auraaq al-rajulu - adam zengin oldu. Warqun - yapraklar, yaprak örtüsü, kağıt yaprağı, bir şeyin tazeliği… • جنن (jnn) kökü: örtülü/gizli/kapalı/saklı/korumalı (örn. kumaş, zırh, mezar, kalkan), görünmez, karanlık/ele geçirilmiş olmak, gece karanlığı, akıldan yoksun, deli/çılgın/aklı başında olmayan, karışıklık/şaşkınlık • عصي (ESy) kökü: İsyan etmek, itaat etmemek, karşı çıkmak, direnmek, ihlal etmek. • ربب (rbb) kökü: Usta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren… • غوي (gwy) kökü: Hata yapmak, sapmak veya yolunu kaybetmek, dikkatsiz, ihmalkar, dalgın, kasıtsız, düşüncesiz, umursamaz, unutkan; yanıltılmak/baştan çıkarılmak, hayal kırıklığına uğramak, karanlıkta yolculuk etmek, orada uzağa gitmek… • Taha suresi 135 ayettir; bu 121. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).