Dedi ki: "Hepiniz oradan ayrılın." Bir kısmınız bir kısmınıza düşmansınız. Benden size bir yol gösterici geldiği zaman, kim yol göstericime uyarsa; işte o sapkınlığa düşmez ve mutsuz olmaz."
Taha 20:123قَالَ اهْبِطَا مِنْهَا جَم۪يعاً بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّۚ فَاِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ مِنّ۪ي هُدًى فَمَنِ اتَّـبَعَ هُدَايَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشْقٰى • Kalehbita minha cemian ba'dukum li ba'dın aduvv, fe imma ye'tiyennekum minni huden fe menittebea hudaye fe la yadıllu ve la yeşka. • Meal: Dedi ki: "Hepiniz oradan ayrılın.[1]" Bir kısmınız bir kısmınıza düşmansınız. Benden size bir yol gösterici geldiği zaman, kim yol göstericime uyarsa; işte o sapkınlığa düşmez ve mutsuz olmaz." • Dipnot 1: "İhbita" kelimesinin "inin" anlamı olmakla birlikte, bu kelimenin aynı zamanda "ayrılın" anlamı da bulunmaktadır (Bkz. 2: 61). Söz konusu olan "inme," seviye itibariyle yüksek bir yerden, alçak bir yere inmek anlamında değil, konum itibari ile bir inmeyi ifade etmektedir: Zenginken yoksul olmak gibi veya "köyden kente inmek" gibi. • Kelime kelime: قَالَ kale dedi ki · ٱهْبِطَا hbita inin · مِنْهَا minha oradan · جَمِيعًۢا ۖ cemian hepiniz · بَعْضُكُمْ bea'dukum bir kısmınız · لِبَعْضٍ libea'din diğerinize · عَدُوٌّۭ ۖ aduvvun düşmansınız · فَإِمَّا feimma artık · يَأْتِيَنَّكُم ye'tiyennekum size geldiği zaman · مِّنِّى minni benden · هُدًۭى huden bir hidayet · فَمَنِ femeni sonra kim · ٱتَّبَعَ ttebea uyarsa · هُدَاىَ hudaye benim hidayetime · فَلَا fela yoktur (ona) · يَضِلُّ yedillu sapkınlık · وَلَا ve la ve yoktur · يَشْقَىٰ yeşka bir sıkıntı • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • هبط (hbT) kökü: İlerlemek, inmek, aşağı indirmek, yüksek bir durumdan alçak bir duruma inmek, bir yerden başka bir yere geçmek, girmek, durum değiştirmek, ortaya çıkmak, alçalmak, değersizleşmek. • جمع (jmE) kökü: Toplamak veya bir araya getirmek, birleştirmek, toplanmak veya bir araya gelmek, birleşmek veya bağlanmak veya bağlantı kurmak, birlik durumuna getirmek, uzlaştırmak veya barıştırmak, bir şey giymek [giysi]… • بعض (bED) kökü: bir kısım, bazı, parça, birkaç, bir miktar, biraz • عدو (Edw) kökü: geçip gitmek, göz ardı etmek, ihlal etmek, yan çizmek • اتي (Aty) kökü: Gelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak… • هدي (hdy) kökü: Yol göstermek/yönlendirmek, doğru yolu takip etmek/tutmak, doğru yola yönlendirilmiş/hidayete ermiş, bir yol/gidiş/metot/davranış tarzı/tutum. Hediye. • تبع (tbE) kökü: takip etmek/arkasından gitmek/yürümek, geçmek/yakalamak, kovlamak/araştırmak/incelemek/avlamak, aramak/ulaşmak/elde etmek, dava açmak/hak aramak (hak/kan davası için), birinin diğerini takip etmesi, ardışık/art arda… • ضلل (Dll) kökü: Yanlış yola saptı, sapmış, yolunu şaşırmış. Doğru yoldan sapmış. Doğru yolu kaçırmış veya kaybetmiş. Bir şeyi kaybetmiş ve yerini bilmiyor. Şaşırmış ve doğru yolu görememiş. • شقو ($qw) kökü: Mutsuz olmak, bedbaht olmak, sıkıntı çekmek, eşkıyalık yapmak, haydutluk yapmak, kötü yola düşmek, zorbalık yapmak, sefil olmak, sefalete düşmek • Taha suresi 135 ayettir; bu 123. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).