Halk: "Eğer yapabilirseniz, onu yakın! İlahlarınızın intikamını alın!" dediler.
Enbiya 21:68قَالُوا حَرِّقُوهُ وَانْصُرُٓوا اٰلِهَتَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ فَاعِل۪ينَ • Kalu harrikuhu vansuru alihetekum in kuntum faılin. • Meal: Halk: "Eğer yapabilirseniz, onu yakın! İlahlarınızın intikamını alın!" dediler. • Kelime kelime: قَالُوا۟ kalu dediler ki · حَرِّقُوهُ harrikuhu onu (İbrahim'i) yakın · وَٱنصُرُوٓا۟ vensuru ve yardım edin · ءَالِهَتَكُمْ alihetekum tanrılarınıza · إِن in eğer · كُنتُمْ kuntum siz · فَـٰعِلِينَ failine (bir iş) yapacaksanız • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • حرق (Hrq) kökü: Ateşe çekerek yakmak, kavurmak. Bir şeyi törpülemek, bir şeyin bir parçasını diğeriyle sürtmek, (dişleri) gıcırdatmak, dişleri gıcırdatarak gıcırtılı ses çıkarmak, son lokmasına kadar yemek, huyu kötü olmak, bir şeyin… • نصر (nSr) kökü: yardım etmek/destek olmak, imdada yetişmek, korumak • اله (Alh) kökü: hizmet etmek, ibadet etmek veya tapınmak; korumak, sığınma vermek, muhafaza etmek, kurtarmak, özgür kılmak; ibadet objesi yani Tanrı; (Alif-Lam-Lam-ha) Allah, tüm mükemmel ilahi isimleri kapsayan tek gerçek Tanrı; var… • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • فعل (fEl) kökü: bir şey yapmak, onu yaptı, bir eylemin etkisini yaşamak veya almak, gerçekleştirmek, bir yapma eylemi, bir alışkanlık/adet/tarz/alışılmış durum • Enbiya suresi 112 ayettir; bu 68. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).