Allah yolunda gerektiği gibi cihad edin. O sizi seçti. Dinde size bir zorluk yüklemedi. Bu atanız İbrahim'in milleti. O, daha önce de şimdi de sizi Müslimler olarak isimlendirdi. Resul, size tanık olsun, siz de diğer İnsanlara. Öyleyse salatı ikame edin, zekatı yapın ve Allah'a sımsıkı bağlanın. O, sizin mevlanızdır. Ne güzel Mevla ne güzel yardımcıdır.
Hac 22:78وَجَاهِدُوا فِي اللّٰهِ حَقَّ جِهَادِه۪ۜ هُوَ اجْتَبٰيكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدّ۪ينِ مِنْ حَرَجٍۜ مِلَّةَ اَب۪يكُمْ اِبْرٰه۪يمَۜ هُوَ سَمّٰيكُمُ الْمُسْلِم۪ينَ مِنْ قَبْلُ وَف۪ي هٰذَا لِيَكُونَ الرَّسُولُ شَه۪يداً عَلَيْكُمْ وَتَكُونُوا شُهَدَٓاءَ عَلَى النَّاسِۚ فَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاعْتَصِمُوا بِاللّٰهِۜ هُوَ مَوْلٰيكُمْۚ فَنِعْمَ الْمَوْلٰى وَنِعْمَ النَّص۪يرُ • Ve cahidu fillahi hakka cihadih, huvectebakum ve ma ceale aleykum fid dini min harac, millete ebikum ibrahim, huve semmakumul muslimine min kablu ve fi haza li yekuner resulu şehiden aleykum ve tekunu şuhedae alen nas, fe ekimus salate ve atuz zekate va'tesımu billah, huve mevlakum, fe ni'mel mevla ve ni'men nasir. • Meal: Allah yolunda gerektiği gibi cihad[1] edin. O sizi seçti. Dinde size bir zorluk yüklemedi. Bu atanız İbrahim'in milleti.[2] O, daha önce de şimdi de sizi Müslimler olarak isimlendirdi. Resul, size tanık olsun, siz de diğer İnsanlara. Öyleyse salatı ikame edin, zekatı yapın[3] ve Allah'a sımsıkı bağlanın. O, sizin mevlanızdır[4]. Ne güzel Mevla ne güzel yardımcıdır. • Dipnot 1: Allah yolunda mücadele etmek. Kararlı ve tutarlı bir şekilde çaba göstermek, canla başla çalışmak. • Dipnot 2: Yolu, sünneti, inanç sistemi, yaşam biçimi. • Dipnot 3: Bkz: 21:73. ayetin dipnotu. • Dipnot 4: Kendisine dayanılan, gözetici, destekleyici, koruyan, sırdaş, yakın olan, koruyan, yol gösteren, yönetici. Mevla, yalnızca Allah'tır. Allah'tan başkasına Mevla, Mevlana demek şirktir. Veli kelimesinin eş anlamlısıdır. "El-Mevla" Allah'ın isimlerindendir. • Kelime kelime: وَجَـٰهِدُوا۟ ve cahidu ve cihad edin · فِى fi uğrunda · ٱللَّهِ llahi Allah · حَقَّ hakka hakkıyla · جِهَادِهِۦ ۚ cihadihi cihadın · هُوَ huve O · ٱجْتَبَىٰكُمْ ctebakum sizi seçti · وَمَا ve ma ve · جَعَلَ ceale yüklemedi · عَلَيْكُمْ aleykum size · فِى fi · ٱلدِّينِ d-dini dinde · مِنْ min hiç bir · حَرَجٍۢ ۚ haracin güçlük · مِّلَّةَ millete dinine · أَبِيكُمْ ebikum babanız · إِبْرَٰهِيمَ ۚ ibrahime İbrahim'in · هُوَ huve O · سَمَّىٰكُمُ semmakumu size adını verdi · ٱلْمُسْلِمِينَ l-muslimine müslümanlar · مِن min · قَبْلُ kablu bundan önce · وَفِى ve fi ve · هَـٰذَا haza bu(Kur'a)nda · لِيَكُونَ liyekune olması için · ٱلرَّسُولُ r-rasulu Elçi'nin · شَهِيدًا şehiden şahid · عَلَيْكُمْ aleykum size · وَتَكُونُوا۟ ve tekunu ve sizin olmanız için · شُهَدَآءَ şuheda'e şahid · عَلَى ala üzerine · ٱلنَّاسِ ۚ n-nasi insanlar · فَأَقِيمُوا۟ feekimu ayağa kaldırın · ٱلصَّلَوٰةَ s-salate salatı · وَءَاتُوا۟ ve atu ve verin · ٱلزَّكَوٰةَ z-zekate zekatı · وَٱعْتَصِمُوا۟ vea'tesimu ve sarılın · بِٱللَّهِ billahi Allah'a · هُوَ huve O'dur · مَوْلَىٰكُمْ ۖ mevlakum mevlanız (sahibiniz) · فَنِعْمَ fenia'me ne güzel · ٱلْمَوْلَىٰ l-mevla mevladır · وَنِعْمَ ve nia'me ve ne güzel · ٱلنَّصِيرُ n-nesiru yardımcıdır • جهد (jhd) kökü: Çabalamak veya emek vermek veya didinmek, kendini veya gücünü veya çabalarını kullanmak, kendini tutkuyla veya özenle veya gayretle işe vermek, ekstra çaba göstermek, kendini zorluğa veya yorgunluğa sokmak, birini veya… • حقق (Hqq) kökü: Adaletin, bilgeliğin, gerçeğin, doğrunun veya gerçekliğin gerekliliklerine uygun olmak, adil/uygun/doğru/yerinde olmak, özgün/hakiki/sağlam/geçerli/esaslı/gerçek olmak, ayrıca… • جبي (jby) kökü: O topladı (örn. su/vergi). Toplama şekli/tarzı. Onu kendisi için seçti. Geri döndü/çekildi/geri çekildi/geri gitti. Seçme/seçim şeklinde toplama (örn. Tanrı'nın Süleyman'ı diğerlerinden daha çok kutsaması vb.). Onu… • جعل (jEl) kökü: yapmak, kılmak, oluşturmak, etmek, bir şeyi belirlemek, yaratmak, dönüştürmek, tayin etmek, yerleştirmek, sağlamak • دين (dyn) kökü: İtaat/teslimiyet, kulluk/kölelik, din, yüce/yüksek/asil/şanlı rütbe/durum/hal, borç almak/kredi kullanmak, borçlanmak, borç altında olmak, borç yükümlülüğü altında olmak, borç almak/yapmak, borcu geri ödemek/tazmin… • حرج (Hrj) kökü: Daralmak (kalp), sıkışmak, dar/kapalı/sıkışık hale gelmek, akıl karışıklığı yaşamak, bir araya toplanmak, göğüste huzursuzluk ve daralma hissetmek, şüphe etmek veya şüphede olmak, günah veya suç işlemek veya itaatsizlik… • ملل (mll) kökü: Dikte etmek, bir din, inanç/inanış benimsemek. • ابو (Abw) kökü: baba/büyükbaba/ata, babalık, beslemek/yemek vermek/yetiştirmek, büyütmek • سمو (smw) kökü: yüce/yüksek olmak, yükseltilmiş, çatı, tavan; isim, sıfat, nitelik; semavat - yükseklikler/gökler/yağmur, yağmur bulutları. ism - Bir şeyin/nesnenin ayırt edici işareti Türkçe’ye girmiş türevler : sema, semavat… • سلم (slm) kökü: barış, güvenlik, selamet, kurtuluş, esenlik, teslim olmak, boyun eğmek, barışmak, teslim etmek, merdiven, sağlıklı olmak, kusursuz olmak • قبل (qbl) kökü: kabul etmek/almak/karşılamak/razı olmak, birisiyle karşılaşmak/buluşmak, karşı koymak/karşılaştırmak/dengelemek/tazmin etmek, ön taraf (12:26), onaylamak, lütfetmek • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • رسل (rsl) kökü: Bir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul… • شهد ($hd) kökü: tanıklık etmek/bilgi vermek, görmek/şahit olmak, hazır bulunmak, kanıt/ifade vermek, şahitlik etmek. mushhad - hazır bulunma veya kanıt verme ya da dinleme zamanı veya yeri, buluşma yeri. mashhuud - şahit olunan şey. • نوس (nws) kökü: sallamak, durmak, hareket etmek, fırlatmak. İnsanlık, insanlar, diğerleri, erkekler. • قوم (qwm) kökü: Kıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk… • صلو (Slw) kökü: Hayvanın arka orta bölümü, kuyruğunun çıktığı yer, sırtlamak, desteklemek, uyluklamak, yakından takip etmek, arkasından yürümek/takip etmek, (Musalli > önde giden atı izleyen arkadaki at) bağlı kalmak, söylev, nutuk… • اتي (Aty) kökü: Gelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak… • زكو (zkw) kökü: Arttı/çoğaldı, gelişti/iyi büyüdü/gelişti/serpildi ve meyve verdi, saf/temiz oldu/hale geldi, arınma/temizlenme, iyilik/doğruluk, bolluk içinde/rahat/yumuşak/narin bir yaşam sürmek, iyi/doğru bir duruma/koşula sokmak… • عصم (ESm) kökü: Korumak/savunmak/muhafaza etmek/sakınmak/kurtarmak, birini kötülükten güvende tutmak, engellemek/önlemek, sıkıca tutmak, resmi olarak sığınmak. İsmatun - savunma, vesayet, önleme, koruma, muhafaza, günahtan muafiyet… • ولي (wly) kökü: yakın olmak, yanında olmak, takip etmek, kadar olmak • نعم (nEm) kökü: Rahat bir hayat sürmek, hayatın konfor ve kolaylıklarından zevk almak, neşeli olmak, konforlar/zevkler, kolay/yumuşak/bol/hoş/iyi/gelişen olmak, iyice yoğurmak/pişirmek. in'aam - iyilik, bir kişiye yapılan iyilik/lütuf… • نصر (nSr) kökü: yardım etmek/destek olmak, imdada yetişmek, korumak • Hac suresi 78 ayettir; bu 78. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).