De ki: "Bu mu daha hayırlıdır, yoksa takva sahipleri için bir ödül olan, dönüş yeri olarak söz verilen süresiz Cennet mi?"
Furkan 25:15قُلْ اَذٰلِكَ خَيْرٌ اَمْ جَنَّةُ الْخُلْدِ الَّت۪ي وُعِدَ الْمُتَّقُونَۜ كَانَتْ لَهُمْ جَزَٓاءً وَمَص۪يراً • Kul e zalike hayrun em cennetul huldilleti vuidel muttekun, kanet lehum cezaen ve masira. • Meal: De ki: "Bu mu daha hayırlıdır, yoksa takva sahipleri için bir ödül olan, dönüş yeri olarak söz verilen süresiz Cennet mi?" • Kelime kelime: قُلْ kul de ki · أَذَٰلِكَ ezalike bu mu? · خَيْرٌ hayrun daha iyi · أَمْ em yoksa · جَنَّةُ cennetu cennet (mi?) · ٱلْخُلْدِ l-huldi ebedi · ٱلَّتِى lleti · وُعِدَ vuide va'dedilen · ٱلْمُتَّقُونَ ۚ l-muttekune muttakilere · كَانَتْ kanet olan · لَهُمْ lehum onlar için · جَزَآءًۭ ceza'en mükafat · وَمَصِيرًۭا ve mesiran ve varış yeri • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • خير (xyr) kökü: İyi olmak, iyilik yapmak, seçenek vermek (ve seçenek verilmek), bir şeyi veya kişiyi diğerine tercih etmek, tercih edilen/telaffuz edilen/seçilen, iyilikte birbirini geçmeye çalışmak, güzellik ve mizaçta mükemmel olmak… • جنن (jnn) kökü: örtülü/gizli/kapalı/saklı/korumalı (örn. kumaş, zırh, mezar, kalkan), görünmez, karanlık/ele geçirilmiş olmak, gece karanlığı, akıldan yoksun, deli/çılgın/aklı başında olmayan, karışıklık/şaşkınlık • خلد (xld) kökü: Kalmak/ikamet etmek, sürekli/daima/sonsuz/sonsuza dek/devamlı olarak devam etmek, başkasını takılarla süslemek, ileri yaşta yavaş yavaş kırlaşmak/ağarmak, sonsuz güçle donatılmış olmak • وعد (wEd) kökü: söz vermek, sözünü vermek, tehdit etmek, iyi şeyler vaat etmek, tehdit etmek (bağlama göre) • وقي (wqy) kökü: korumak, kurtarmak, muhafaza etmek, uzak tutmak, kötülükten ve felaketten korunmak, güvende olmak, kalkan olarak kabul etmek, görev saymak. muttaki - kötülükten ve insanlara ve Allah'a karşı görevini ihlal eden… • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • جزي (jzy) kökü: Tatmin etmek/vermek, yeterli kılmak, borç ödemek, mücadele etmek, karşılığını ödemek/telafi etmek, ödüllendirmek • صير (Syr) kökü: Gitmek, olmak, yönelmek. Gidiş, yolculuk, ayrılış. Geri çekilmek, sonuçlanmak, neticeye varmak. • Furkan suresi 77 ayettir; bu 15. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).