Firavun: "Ey halkımın meleleri! Ben, sizin için benden başka ilah bilmiyorum. Ey Haman, benim için çamur üzerine hemen bir ateş yak; bana yüksek bir kule yap. Belki Musa'nın ilahı ile karşılaşırım. Onun yalancılardan olduğunu zannediyorum." dedi.
Kasas 28:38وَقَالَ فِرْعَوْنُ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَأُ مَا عَلِمْتُ لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْر۪يۚ فَاَوْقِدْ ل۪ي يَا هَامَانُ عَلَى الطّ۪ينِ فَاجْعَلْ ل۪ي صَرْحاً لَعَلّ۪ٓي اَطَّلِعُ اِلٰٓى اِلٰهِ مُوسٰىۙ وَاِنّ۪ي لَاَظُنُّهُ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ • Ve kale fir'avnu ya eyyuhel meleu ma alimtu lekum min ilahin gayri, fe evkıd li ya hamanu alet tini fec'al li sarhan lealli attaliu ila ilahi musa ve inni le ezunnuhu minel kazibin. • Meal: Firavun: "Ey halkımın meleleri![1] Ben, sizin için benden başka ilah bilmiyorum.[2] Ey Haman, benim için çamur üzerine hemen bir ateş yak;[3] bana yüksek bir kule yap. Belki Musa'nın ilahı ile karşılaşırım. Onun yalancılardan olduğunu zannediyorum.[4]" dedi. • Dipnot 1: Tuğla yap. • Dipnot 2: Halkın ileri gelenleri, imtiyaz sahibi seçkinleri. Din adamları sınıfı. • Dipnot 3: Kesinlikle biliyorum. Zan, kelime olarak tahmin, sanı anlamında değil; Cahiliye toplumunda kesinlik ifade eden, tecrübe ve gözlemle elde edilmiş bilgi anlamında kullanılan bir kelimeydi. • Dipnot 4: İfade kelime anlamı ile böyle olmakla birlikte Mısır firavunlarının Ahitet'e iman eden kimseler oldukları dikkate alındığında; buradaki "ilahlık", anlam olarak Firavun'un kendisini Mısır halkının ilahlarının temsilcisi olarak gördüğü anlamına gelmektedir. • Kelime kelime: وَقَالَ ve kale ve dedi ki · فِرْعَوْنُ fir'avnu Fir'avn · يَـٰٓأَيُّهَا ya eyyuha ey · ٱلْمَلَأُ l-meleu ileri gelenler · مَا ma · عَلِمْتُ alimtu bilmiyorum · لَكُم lekum sizin için · مِّنْ min hiçbir · إِلَـٰهٍ ilahin bir tanrı · غَيْرِى gayri benden başka · فَأَوْقِدْ feevkid ateş yak · لِى li benim için · يَـٰهَـٰمَـٰنُ ya hamanu Hâmân · عَلَى ala üzerinde · ٱلطِّينِ t-tini çamurun · فَٱجْعَل fec'al ve yap · لِّى li bana · صَرْحًۭا sarhen bir kule · لَّعَلِّىٓ lealli belki · أَطَّلِعُ ettaliu çıkarım · إِلَىٰٓ ila · إِلَـٰهِ ilahi tanrısına · مُوسَىٰ musa Musa'nın · وَإِنِّى ve inni çünkü ben · لَأَظُنُّهُۥ leezunnuhu sanıyorum ki o · مِنَ mine -dandır · ٱلْكَـٰذِبِينَ l-kazibine yalancılar- • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • ملا (mlA) kökü: Doldurmak, tatmin etmek, yardım etmek. Gençliğin özsuyu veya canlılığı bir kişide daha dolu bir şekilde ortaya çıktı. Tatmin etmek/doymak. Yardım etmek, desteklemek, bir şeyi yapmak için uyum sağlamak. Toplantı. En üst… • علم (Elm) kökü: İşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim… • اله (Alh) kökü: hizmet etmek, ibadet etmek veya tapınmak; korumak, sığınma vermek, muhafaza etmek, kurtarmak, özgür kılmak; ibadet objesi yani Tanrı; (Alif-Lam-Lam-ha) Allah, tüm mükemmel ilahi isimleri kapsayan tek gerçek Tanrı; var… • غير (gyr) kökü: getirmek, iletmek, fayda, bahşedilmiş; bir şeyi kötüye doğru değiştirmek veya bozmak, bozulmuş, kirletilmiş, bulaşmış, kötü kokulu hale getirmek; ayarlama, onarım; iki kişi arasındaki fark; kıskanç olmak; temin etmek… • وقد (wqd) kökü: yakmak, ateşe vermek, ateş yakmak • طين (Tyn) kökü: Kil veya çamurla sıvamak, kil/çamur. • جعل (jEl) kökü: yapmak, kılmak, oluşturmak, etmek, bir şeyi belirlemek, yaratmak, dönüştürmek, tayin etmek, yerleştirmek, sağlamak • صرح (SrH) kökü: Açığa çıkarmak, açıklamak, netleştirmek. Saray, yüksek kule, yüce yapı, kale. • طلع (TlE) kökü: Yükselmek, yukarı çıkmak, öğrenmek, yaklaşmak, birine doğru gelmek, başlamak, tırmanmak, ulaşmak, filizlenmek, fark etmek, bakmak, aramak, incelemek, açığa çıkarmak, açıklamak, görünmek, bilgilendirmek, meydana gelmek… • ظنن (Znn) kökü: Düşünmek, varsaymak, şüphe etmek, farz etmek, zannetmek, inanmak, bilmek, hayal etmek, şüphelenmek, varsayımsal olmak, kişinin gözlemlerine dayanarak bir şeyden emin olmak. Genel bir kural olarak bu fiil çoğunlukla… • كذب (kpb) kökü: Yalan söylemek, gerçek olmayan şeyleri söylemek, uydurma bir yalan söylemek, bir yalan ileri sürmek, bir yalan anlatmak, bir yalan söylemek, yanlış olmak, kesilmek, aldatmak, beklentileri boşa çıkarmak. • Kasas suresi 88 ayettir; bu 38. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).