İman eden ve salihatı yapanların kötülüklerine mutlaka küfrederiz. Ve kesinlikle onlara yaptıklarından daha iyisi ile karşılık vereceğiz.
Ankebut 29:7وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَحْسَنَ الَّذ۪ي كَانُوا يَعْمَلُونَ • Vellezine amenu ve amilus salihati le nukeffiranne anhum seyyiatihim ve le necziyennehum ahsenellezi kanu ya'melun. • Meal: İman eden ve salihatı[1] yapanların kötülüklerine mutlaka küfrederiz[2]. Ve kesinlikle onlara yaptıklarından daha iyisi ile karşılık vereceğiz. • Dipnot 1: Bkz. 28:67. ayetin 2. dipnotu. • Dipnot 2: Yok sayarız, görmezden geliriz, üzerini örteriz. Allah kafir kelimesini Kendisi için de kullanmaktadır. Zira kafir kelimesinin anlamlarından biri de örtmek, görmezden gelmek, yok saymaktır. • Kelime kelime: وَٱلَّذِينَ vellezine ve kimseler · ءَامَنُوا۟ amenu inananlar · وَعَمِلُوا۟ ve amilu ve yapanlar · ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ s-salihati iyi işler · لَنُكَفِّرَنَّ lenukeffiranne mutlaka örteceğiz · عَنْهُمْ anhum onların · سَيِّـَٔاتِهِمْ seyyiatihim kötülüklerini · وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ velenecziyennehum ve onları mükafatlandıracağız · أَحْسَنَ ehsene en güzeliyle · ٱلَّذِى llezi · كَانُوا۟ kanu olduklarının · يَعْمَلُونَ yea'melune yapmış • امن (Amn) kökü: güvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir… • عمل (Eml) kökü: iş, işlem, eylem, yapmak/hareket etmek/çalışmak/işletmek/inşaa etmek/üretmek, bir el sanatı uygulama, aktif olmak Türkçe’ye girmiş türevler : amel, aksülamel, amal, ameliyat, amil (amele), imal, istimal (müstamel… • صلح (SlH) kökü: doğru/iyi/dürüst/sağlam/erdemli olmak, uygun olmak. aslaha - bir şeyi düzeltmek, reform etmek, iyi yapmak. saalihaat - iyi işler, uygun ve uygun eylemler, düzeltmeye yönelik iş yapmak. aslaha (vb. 4) - bütün sağlam… • كفر (kfr) kökü: Gizlemek, örtmek, reddetmek, inanmamak, müteşekkir olmamak, şükran duymamak, nankörlük etmek, tanımamak, inkar, imansız, siyah at, karanlık gece, ekici / çiftçi. Türkçe’ye girmiş türevler : kâfir, küfür, kefere, küffar… • سوا (swA) kökü: eşit, düz, beraber, denk, aynı, birlikte, eşit olmak, düzleşmek • جزي (jzy) kökü: Tatmin etmek/vermek, yeterli kılmak, borç ödemek, mücadele etmek, karşılığını ödemek/telafi etmek, ödüllendirmek • حسن (Hsn) kökü: Yakışıklı olmak, iyi olmak, iyi/güzel/hoş/memnun edici görünmek, mükemmel olmak, bir şeyi iyi veya güzel yapmak/kılmak, bir şeyi güzelleştirmek/süslemek/bezemek, iyilikte çabalamak veya rekabet etmek, iyi yapmak veya… • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • Ankebut suresi 69 ayettir; bu 7. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).