De ki: "Eğer Allah başınıza bir kötülük getirmeyi dilese sizi kim koruyabilir? Veya size bir rahmet dilese…" Onlar, kendileri için Allah'tan başka bir veli de bir yardımcı da bulamazlar.
Ahzab 33:17قُلْ مَنْ ذَا الَّذ۪ي يَعْصِمُكُمْ مِنَ اللّٰهِ اِنْ اَرَادَ بِكُمْ سُٓوءاً اَوْ اَرَادَ بِكُمْ رَحْمَةًۜ وَلَا يَجِدُونَ لَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلِياًّ وَلَا نَص۪يراً • Kul men zellezi ya'sımukum minallahi in erade bikum suen ev eradebikum rahmeh, ve la yecidune lehum min dunillahi veliyyen ve la nasira. • Meal: De ki: "Eğer Allah başınıza bir kötülük getirmeyi dilese sizi kim koruyabilir? Veya size bir rahmet dilese…[1]" Onlar, kendileri için Allah'tan başka bir veli de bir yardımcı da bulamazlar. • Dipnot 1: Buna kim engel olabilir? • Kelime kelime: قُلْ kul de ki · مَن men kimdir? · ذَا za şu · ٱلَّذِى llezi kimse ki · يَعْصِمُكُم yea'simukum sizi koruyacak · مِّنَ mine -dan · ٱللَّهِ llahi Allah- · إِنْ in eğer · أَرَادَ erade istese · بِكُمْ bikum size · سُوٓءًا su'en bir kötülük · أَوْ ev veya · أَرَادَ erade dilese · بِكُمْ bikum size · رَحْمَةًۭ ۚ rahmeten rahmet · وَلَا ve la · يَجِدُونَ yecidune bulamazlar · لَهُم lehum kendilerine · مِّن min · دُونِ duni başka · ٱللَّهِ llahi Allah'tan · وَلِيًّۭا veliyyen bir dost · وَلَا ve la ne de · نَصِيرًۭا nesiran bir yardımcı • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • عصم (ESm) kökü: Korumak/savunmak/muhafaza etmek/sakınmak/kurtarmak, birini kötülükten güvende tutmak, engellemek/önlemek, sıkıca tutmak, resmi olarak sığınmak. İsmatun - savunma, vesayet, önleme, koruma, muhafaza, günahtan muafiyet… • رود (rwd) kökü: aramak, bir şeyi nazikçe istemek, (yiyecek için) araştırmak, otlakta gidip gelmek, etrafında dolaşmak. iradatun - irade, özgür irade. mirwad - makaranın aksı. rawada - özlemek, arzu etmek, baştan çıkarmak, kandırmak… • سوا (swA) kökü: eşit, düz, beraber, denk, aynı, birlikte, eşit olmak, düzleşmek • رحم (rHm) kökü: merhamet etmek, şefkat göstermek, severek ve acıyarak korumak. Yufka yürekli olmak, acımak, birinin üzüntüsüne ortak olmak. Acınacak durumda bulunan kimseye yönelik yufka yüreklilik ve şefkat. Lütufta bulunma. • وجد (wjd) kökü: kaybolan bir şeyi bulmak, algılamak, elde etmek, herhangi bir kişiyi veya şeyi (şöyle veya böyle) bulmak • دون (dwn) kökü: aşağı, alt, düşük, alçak, değersiz, bayağı, kötü, aşağılık, yakın, yakınında, -den önce, -den başka, hariç, dışında, altında • ولي (wly) kökü: yakın olmak, yanında olmak, takip etmek, kadar olmak • نصر (nSr) kökü: yardım etmek/destek olmak, imdada yetişmek, korumak • Ahzab suresi 73 ayettir; bu 17. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).