Ey Nebi! Eşlerine, kızlarına ve Mü'minlerin kadınlarına söyle, cilbablarını üzerlerine salsınlar. Bu, salma onların bilinmeleri ve eziyet edilmemeleri için daha uygundur. Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Ahzab 33:59يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لِاَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَٓاءِ الْمُؤْمِن۪ينَ يُدْن۪ينَ عَلَيْهِنَّ مِنْ جَلَاب۪يبِهِنَّۜ ذٰلِكَ اَدْنٰٓى اَنْ يُعْرَفْنَ فَلَا يُؤْذَيْنَۜ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُوراً رَح۪يماً • Ya eyyuhen nebiyyu kul li ezvacike ve benatike ve nisail mu'minine yudnine aleyhinne min celabibihinn, zalike edna en yu'refne fe la yu'zeyn ve kanallahu gafuren rahima. • Meal: Ey Nebi! Eşlerine, kızlarına ve Mü'minlerin kadınlarına söyle, cilbablarını[1] üzerlerine salsınlar.[2] Bu, salma onların bilinmeleri[3] ve eziyet edilmemeleri[4] için daha uygundur. Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir. • Dipnot 1: İffetli olduklarının bilinmesi. • Dipnot 2: Sarkıntılık yapılarak incitilmemeleri. • Dipnot 3: Dışarı çıkarlarken. • Dipnot 4: Cilbab, (celabib) söylendiği gibi, kadını tepeden tırnağa örten bir giysi türü değil, o günün toplumunda bir dış kıyafet, bir çeşit üstlüktü. • Kelime kelime: يَـٰٓأَيُّهَا ya eyyuha ey · ٱلنَّبِىُّ n-nebiyyu nebi · قُل kul söyle · لِّأَزْوَٰجِكَ liezvacike eşlerine · وَبَنَاتِكَ ve benatike ve kızlarına · وَنِسَآءِ ve nisa'i ve kadınlarına · ٱلْمُؤْمِنِينَ l-mu'minine inananların · يُدْنِينَ yudnine salsınlar · عَلَيْهِنَّ aleyhinne üstlerine · مِن min · جَلَـٰبِيبِهِنَّ ۚ celabibihinne örtülerini · ذَٰلِكَ zalike budur · أَدْنَىٰٓ edna en elverişli olan · أَن en · يُعْرَفْنَ yua'rafne onların tanınması için · فَلَا fe la · يُؤْذَيْنَ ۗ yu'zeyne incitilmemesi için · وَكَانَ ve kane ve · ٱللَّهُ llahu Allah · غَفُورًۭا gafuran çok bağışlayandır · رَّحِيمًۭا rahimen çok esirgeyendir • نبا (nbA) kökü: yüksek olmak, yüce olmak, yüceltilmek/yükseltilmek, bilgilendirmek/haberdar etmek, alçak sesle/tonda konuşmak, ağlamak, havlamak, peygamberlik armağanı, peygamber • قول (qwl) kökü: konuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler… • زوج (zwj) kökü: Birleştirmek/çiftleştirmek/eşleştirmek/evlendirmek, evlilik, çift, eş, eş/zevce/koca • بني (bny) kökü: inşa etmek, yapmak, kurmak, oluşturmak, bina yapmak, yapı, nesil, soy, aile • نسو (nsw) kökü: Kadınlar. Bu kelimenin tekil hali yoktur. • امن (Amn) kökü: güvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir… • دنو (dnw) kökü: Yakın olmak, yaklaşmak veya alçalmak, indirmek, benzer olmak • جلب (jlb) kökü: Sürmek/götürmek/taşımak/nakletmek, çekmek/çekim yapmak/tedarik etmek, kazanmak veya elde etmek, peşinden gitmek veya kazanmaya çalışmak, bağırma/çığlık/gürültü çıkarmak, azarlamak veya teşvik etmek, tehdit etmek, bir… • عرف (Erf) kökü: O bunu bildi, bunun idrakine vardı, ayırt etmek, bir şeyle tanışmak, düşünme ve etkiyi göz önünde bulundurarak bir şeyi algılamak, karşılığını vermek, bir kısmını kabul etmek, yönetici/düzenleyici/gözetmen… • اذي (Apy) kökü: O rahatsız edildi/sıkıldı/acı çekti, hoş olmayan şeyler yaşadı/deneyimledi, rahatsızlık durumu. • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • غفر (gfr) kökü: korumak, örtmek, gizlemek, siper etmek, miğfer, affetmek, bağışlamak, koruma/af dilemek • رحم (rHm) kökü: merhamet etmek, şefkat göstermek, severek ve acıyarak korumak. Yufka yürekli olmak, acımak, birinin üzüntüsüne ortak olmak. Acınacak durumda bulunan kimseye yönelik yufka yüreklilik ve şefkat. Lütufta bulunma. • Ahzab suresi 73 ayettir; bu 59. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).