Nebi, İman Edenler için kendi canlarından daha yakındır. O'nun eşleri onların anneleridir. Aralarında aile bağı olanlar; Allah'ın Kitap'ına göre birbirlerine, diğer Mü'minler'den ve muhacirlerden daha yakındırlar. Ancak velilerinize yapacağınız iyilik hariç. İşte bunlar Kitap'ta kayıtlıdır.
Ahzab 33:6اَلنَّبِيُّ اَوْلٰى بِالْمُؤْمِن۪ينَ مِنْ اَنْفُسِهِمْ وَاَزْوَاجُهُٓ اُمَّهَاتُهُمْۜ وَاُو۬لُوا الْاَرْحَامِ بَعْضُهُمْ اَوْلٰى بِبَعْضٍ ف۪ي كِتَابِ اللّٰهِ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُهَاجِر۪ينَ اِلَّٓا اَنْ تَفْعَلُٓوا اِلٰٓى اَوْلِيَٓائِكُمْ مَعْرُوفاًۜ كَانَ ذٰلِكَ فِي الْكِتَابِ مَسْطُوراً • En nebiyyu evla bil mu'minine min enfusihim ve ezvacuhu ummehatuhum, ve ulul erhami ba'duhum evla bi ba'dın fi kitabillahi minel mu'minine vel muhacirine illa en tef'alu ila evliyaikum ma'rufa, kane zalike fil kitabi mestura. • Meal: Nebi, İman Edenler için kendi canlarından daha yakındır. O'nun eşleri onların anneleridir. Aralarında aile bağı olanlar; Allah'ın Kitap'ına göre birbirlerine, diğer Mü'minler'den[1] ve muhacirlerden[2] daha yakındırlar.[3] Ancak velilerinize[4] yapacağınız iyilik hariç. İşte bunlar Kitap'ta[5] kayıtlıdır. • Dipnot 1: Yasa gereğidir. • Dipnot 2: Hicret ederek Medine'ye gelmiş olanlardan. • Dipnot 3: Önceliklidirler. • Dipnot 4: Medineli Mü'minlerden. • Dipnot 5: Bkz. 32:4. ayetin 3. dipnotu. • Kelime kelime: ٱلنَّبِىُّ en-nebiyyu nebi · أَوْلَىٰ evla daha yakındır · بِٱلْمُؤْمِنِينَ bil-mu'minine mü'minlere · مِنْ min -ndan · أَنفُسِهِمْ ۖ enfusihim canları- · وَأَزْوَٰجُهُۥٓ ve ezvacuhu ve onun eşleri · أُمَّهَـٰتُهُمْ ۗ ummehatuhum onların anneleridir · وَأُو۟لُوا۟ ve ulu (anne tarafından akrabalar) · ٱلْأَرْحَامِ l-erhami (anne tarafından akrabalar) · بَعْضُهُمْ bea'duhum bir kısmı · أَوْلَىٰ evla daha yakındırlar · بِبَعْضٍۢ bibea'din diğerine · فِى fi · كِتَـٰبِ kitabi kitabında · ٱللَّهِ llahi Allah'ın · مِنَ mine öteki · ٱلْمُؤْمِنِينَ l-mu'minine mü'minlerden · وَٱلْمُهَـٰجِرِينَ velmuhacirine ve muhacirlerden · إِلَّآ illa ancak hariç · أَن en · تَفْعَلُوٓا۟ tef'alu yapmanız · إِلَىٰٓ ila · أَوْلِيَآئِكُم evliyaikum dostlarınıza · مَّعْرُوفًۭا ۚ mea'rufen bir iyilik · كَانَ kane · ذَٰلِكَ zalike bunlar · فِى fi · ٱلْكِتَـٰبِ l-kitabi Kitapta · مَسْطُورًۭا mesturan yazılmıştır • نبا (nbA) kökü: yüksek olmak, yüce olmak, yüceltilmek/yükseltilmek, bilgilendirmek/haberdar etmek, alçak sesle/tonda konuşmak, ağlamak, havlamak, peygamberlik armağanı, peygamber • ولي (wly) kökü: yakın olmak, yanında olmak, takip etmek, kadar olmak • امن (Amn) kökü: güvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir… • نفس (nfs) kökü: nefs, öz, benlik, kişilik, yüksek derecede değer verildi, değerli ve istenen, çekicilik gören, sevilen veya saygı değer bulunan • زوج (zwj) kökü: Birleştirmek/çiftleştirmek/eşleştirmek/evlendirmek, evlilik, çift, eş, eş/zevce/koca • امم (Amm) kökü: ammina: önermek, bir yere doğru adım atmak, tamir etmek, yönelmek [5:2]ummun/umm: anne, kaynak, prensip, prototip, köken, örnek;ummi: anneye ait, okuma yazma bilmeyen, Arap, kendilerine ait vahyedilmiş kutsal kitabı… • اول (Awl) kökü: ilk, birinci, önce, evvel, baş, önceki, ön, başlangıç • رحم (rHm) kökü: merhamet etmek, şefkat göstermek, severek ve acıyarak korumak. Yufka yürekli olmak, acımak, birinin üzüntüsüne ortak olmak. Acınacak durumda bulunan kimseye yönelik yufka yüreklilik ve şefkat. Lütufta bulunma. • بعض (bED) kökü: bir kısım, bazı, parça, birkaç, bir miktar, biraz • كتب (ktb) kökü: yazmak, dikte ettirmek, emretmek/tayin etmek/buyurmak, hüküm vermek/karar çıkarmak, bir araya getirmek, toplamak, birleştirmek/bağlamak, dikmek, yazılı (kanun gibi), yazı biçimi/şekli, kitap, kitapçı, yazılan şey… • هجر (hjr) kökü: Terk etmek/bırakmak/vazgeçmek/ayrılmak/reddetmek/çekilmek, kendini bir şeyden ayırmak, ilişkiyi kesmek, sakınmak, uzak durmak, bedenen veya dil ile ya da kalben terk etmek, şehvet ve kötü davranışlardan uzaklaşmak. Hijr… • فعل (fEl) kökü: bir şey yapmak, onu yaptı, bir eylemin etkisini yaşamak veya almak, gerçekleştirmek, bir yapma eylemi, bir alışkanlık/adet/tarz/alışılmış durum • عرف (Erf) kökü: O bunu bildi, bunun idrakine vardı, ayırt etmek, bir şeyle tanışmak, düşünme ve etkiyi göz önünde bulundurarak bir şeyi algılamak, karşılığını vermek, bir kısmını kabul etmek, yönetici/düzenleyici/gözetmen… • كون (kwn) kökü: Olmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri… • سطر (sTr) kökü: Satır, çizgi çekmek, yazı yazmak, dizmek, sıralamak, bir çizgi üzerine düzenlemek, yatay olarak sıralanmış şeyler • Ahzab suresi 73 ayettir; bu 6. ayettir. • Meal kaynağı: Açık Kuran (acikkuran.com).